Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Yaşar Kemal

29.05.2015
Sayı 11

Zilli kurtlar da ölür, En çok onlar ölür...

Yazar: Tuğçe Asya Yaldız

İllüstrsayon: Ethem Onur Bilgic


Sesi Anadolu coğrafyasını çoktan aşıp giderken, kendi sonsuza dek “buralı” olacak en güzel adam, en güzel ata binip gittiğinden beri Meryemce yalnızlığı sardı duvarlarımızı. Kimse oralı olmazken öteki yalnızlıklarımızla, buralı oluşu nereden baksanız bir ömür sürdü. Neresinden tutsanız elinizde kalacak hayat meseleleri onun için öyle değer, öyle yaşanası oldu ki; kimsenin beylik laflarına sığmayacak denli gerçek hikayeleri kaldı yadigar…

Bundan seneler evvel ilk kez okuduğum kitabıyla başladı Yaşar Kemal’le tanışıklığımız. Onu böylesine ölmez tanımak belki de bu yüzdendir. Yazdığı gerçeğin içinde biri diğerine benzemez anlatımıdır belki de onu ölmez yapan, belki de mücadelesi boyu hep uğrunda ölünecek gerçekleri en şiirsel betimlemelerin bile orta yerine yerleştirebilmesi… Adnan Benk ile yaptığı bir röportajında “Ben niye iki roman, üç roman, yüz roman yazayım hepsi birbirine benzeyecekse.” diyordu usta. Başkalığı, hep yenilenme arzusu en iyi burada ortaya çıkıyordu. Öyle çok gerçek vardı ki başka başka, her birinde yeni bir isim alıp koyuyorduk cebimize, sonra o gerçeklerin cebinden kendimizi çıkarıp bulmaya çalışıyorduk.

Usta, gidemediğimiz uzakları yakın etme konusunda ve daha da önemlisi o uzakların hiç de uzak olmadığı yakınlıklarla tanışmamız konusunda öyle şeyler söylüyordu ki röportajlarında; gitmeden oralı olabiliyorduk. Bir gazeteci arkadaşımla beraber ilk kez Diyarbakır’a giderken yol boyu onun röportajlarını okuduk. Diyarbakır’a vardığımızda başımın üzerindeki gök kubbeyi, şehrin surlarının büründüğü silüeti, köşedeki kahveyi bu denli bu kadar iyi tanıyor olmamak elde değildi.

Binbir çiçekli, binbir renkli kültür anlayışında insanın değerini bilmeyi okurlarına vasiyet eden bir yazar usuldan düştü yollara. “Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.

Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.” diyordu gitmeden evvel. Çünkü biliyordu o da değerdi bu çocuklar için bunca mücadeleye. Bir hayat pahasına da olsa değeceğine öyle emindi çünkü.

Yazarlığı, Anadolu’da kurt belasıyla savaşan köylünün ekmeği için bulduğu çözümdeki acı tarafla benzer gören usta; “Köylüler kurdun peşine düşer, onu canlı yakalar ve boynuna bir zil takıp salar. Zilli kurt, hiçbir canlıya yaklaşamaz. Bozkırlar, dağlar boyunca koşar durur ve bir gün açlıktan ölür. İşte Türkiye’de pek çok yazar, kavgasının bedelini zilli kurt olarak ödemiştir.” diyerek tanımlıyordu. Bu gün anlıyorum ki, zilli kurtlar ölür ve en çok onlar ölür. Çünkü ‘Yaşar’ken ölmek bunu gerektirir…

Şimdi kat ettiği yollarda gördüklerini yine kaydedeceğini biliyorum. Üstelik tüm yaşamı boyunca yaptığı gibi aklının derinliklerinde açtığı o insancıl dehlize yazacak bunların hepsini. Çünkü “ölmez otu” mücadeleyi sevendir. Tüm avuntuların ötesinde bir umut besler içimizde. Olmadık yerde bitmeye devam eder…

Sayı 11
Avareler Kübra Kaçtıoğlu