Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Velvele

17.02.2015
Sayı 8

İstanbul'un eğlenceli "Gypsy Rock" grubu, farklı müzik tarzları ve renkli kadrosuyla 2008 yılından beri Velvele adı altında dinleyicileri ile buluşuyor. Çıktıkları sahnelerdeyse enerjilerini seyirciye geçirmeyi öncelik edinmiş grup, gün geçtikçe artan hayran kitlelerine, oldukça keyifli performanslarıyla harmanlanmış bir müzik ziyafeti sunuyor. Velvele; oldukça kalabalık bir ekipten doğmuş, Balkan ve Roman müziğinin Rock ve Blues alt yapılarla yoğrulup, birbiriyle neredeyse kardeş grup üyelerinin enerjisinde vücut bulmuş oldukça sıcak bir sound. Öyle ki; bu soundu deneyimlemiş sokak, vapur ya da sahne dinleyicileri kesiştikleri noktanın dans etmek olduğunu söylüyor ve grup üyeleri de bunu doğrular şekilde ekliyor : "Hindistan'dan doğduk; göç yollarından geçip en batıya varma niyetindeyiz.Yol uzun... De hadi eşlik edin; tadını çıkaralım!"

Vokalde Esra Arslan, gitarda Serdar Avcıoğlu, klarnette Sedat Güçlü, bas gitarda Emrah Karataş, buzuki ve cümbüşte Görkem Tekin, perküsyonda Serhat Mertal Kayan ve son olarak davulda Ali Berkan Karlıdağ'dan oluşan yedi kişilik bu 'kafa ekip'le yolculukları sırasında yaptığımız röportajımızı sizlerle paylaşıyor ve "Hadi eşlik edin!" diyoruz.

Müziğe nasıl başladınız?

Görkem: Benim ilkokul öğretmenim mandolin çalıyordu. Bir koro kurmuştu, çok sesli. O dönemin şartlarına göre epey iyiydik, batı müziği yapıyorduk. Beni de o koroya seçmişti. O bir farkındalık yarattı galiba. Sonra ailemle konuştuk. Ailem de bir enstrüman çalmamı çok istiyordu zaten. Derken ben bir bağlama kursuna yazıldım. Biraz çekingen bir çocuktum ama bağlamayı elime aldığım andan beri bir daha bırakamadım. Sonra devam etti. KTÜ Maliye Bölümü'nü kazandım. İki sene dayanabildim, sonra konservatuvar sınavlarına hazırlandım ve İTÜ'ye girdim. Bağlamanın yanına yeni enstrümanlar ekledim; buzuki, cümbüş, peküsyon vs. Bu süreç grubun da kuruluşuna tekabül ediyor. Ben 4-5 yaşlarında bile normal çocuklar gibi oyuncak yerine dayımdan kalan kırık mandolin, gitar ve kasetlerimle oynuyordum. Kaset dinliyordum. Çok ağır müzikler dinliyordum ama. (Gülüyorlar.)

Serdar: Benim de Görkem'inkinden çok farklı değil aslında. İlkokul'da yavaştan kendini tanıyorsun.Ailemde müzisyenler vardı. O zamanlar teyzemin eşi çok tatlı bağlama çalardı. Dayım da ney, bağlama çalıyordu. Çok yakın olmasak da görüyordum, biliyordum. Ortaokula geçtiğimde müzik öğretmenim inanılmaz güzel bağlama çalıyordu. Zaten Gaziantep Üniversitesi'ni birincilikle bitirmiş. Ben bu sazı istiyorum dedim kendime. Annem önce pembe plastik bir şey almıştı bana. Arif Sağ kaseti takılıyordu; taklit ediyordum. Dalga geçiyorlardı. Sonra bir bağlama buldular bana da.

Sedat: Sekiz yaşında bağlama çalarak başladım ben. Güzel sanatlar lisesinde klarnete geçtim ve Konya'dan İstanbul'a ders alamaya geliyordum. İTÜ'ye girdim ve kısa süre sonra Velvele ile tanıştım. Aslında halk müziği şan eğitimi benim alanım. Grubun da ikinci vokaliyim.

Bağlamadan yetiştik diyorsunuz yani?

Görkem: Aynen bağlamadan yetiştik. Grupta herkes bağlama çalıyordu en başta.

Serdar: Esra çalamıyordu yalnızca, üzülüyordu. (Gülüyorlar.) Zaten halk müziğini sevmemizin sebebi de bu galiba. Halkların müziğini yapıyor olma sebebimiz bu olmalı. Ben liseye doğru gitara başladım. Sonra ara verdim, bağlamaya döndüm yine. Marmara Üniversitesi ÇEKO bölümünü kazandım. O sırada çıktım Tunceli'den. Görkem'le tanışmam aslında gitara yeniden başlamama sebep oldu diyebilirim ben de.

Velvele fikri nasıl doğdu?

Serdar: Üniversite devam ederken ilk yıllar ben Beyoğlu'nda Araf adında bir yerde çalışmaya başladım. Orda çok enteresan şeyler çalıyorlardı. Balkan müzikleri, Roman müzikleri, Hint müzikleri çalıyorlardı. Aklınıza gelebilecek bütün halkların müziklerini çalıyorlardı.Ayrıca orda çıkan Gruplar ve sanatçılar vardı: Luxus gibi, Cümbüş Cemaat gibi, Selim hoca (Selim Sesler) gibi. Onlar da benim çok ilgimi çekti. Ben sanırım bu müziği yapabilirim dedim. O dönem öğrenci kollektiflerindeydik aynı zamanda.Orda da kendi aramızda bir müzik topluluğu oluşturmuştuk. Görkem de onun Karadeniz ayağındaydı.Bir gün Ankara'ya eyleme gittik. Trende halaylar, oynamalar, çalmalar... Görkem'le Ankara'da tanıştık. Ekip fikri orda çıktı. İstanbul'da bir şeyler yapılabilir diye düşündük ancak ben İstanbul'da Görkem'in telefonlarını açmadım.(Görkem onaylıyor ve gülüyorlar.) Sonra ekip olduk.

Görkem: Stüdyoya girdiğimizde ne çalacağımızı bilmiyorduk. Ortak arkadaşlarımız vardı ve stüdyoya gittik. Sonra herkes bir şeyler önerdi. Bir doğu batı sentezi yaptık. Alışılmışın dışında bir şeyler yapmak istiyorduk.

Serdar: Ben Blues öğrendim ve halk müziği için çok uygun olduğunu gördüm. Rock müzik de çok uygundu. "Neden olmasın?" dedik. İkisi birden elbette ki ilerleyemiyor, cidden sağlam bir sentez gerekiyordu ki bu da yıllar içinde oturabilecek bir şey.Hatta hala tam ulaştığımı söyleyemem.

Görkem: Ben bağlamayı klasik bağlama gibi çalmıyordum. Farklı sesler arıyorsunuz. Tabii ki mi, fa, sol basıyorsunuz ama elimden geldiğince tekniği değiştirmeye çalışıyordum. Zaten repertuar direkt halk müziği repertuarı değil, çaldıklarımızın kendi içinde bir ruhu var. Bir deneme yanılma yöntemi aslında.

Serdar: Bir süre doğaçlama gitti. Doğaçlamalardan introlar, ezgiler çıktı, şarkılar çıktı.

Görkem: Eserlerin başına, ortasına ya da sonuna hep kendimizden bir şeyler ekledik.

Biraz da isimden bahsedelim, nereden geldiğine dair.

Serdar: Bir prova çıkışı çay içiyorduk Beşiktaş'ta. Simit yiyip kahvaltı etmece bir yandan da.Yoğun bir gece geçirmiştik. Orda o zamanki klarnetçimiz

Alican: "Velvele neden olmasın?" dedi. Velvele Türk müziğinde bir usül aslında. Aynı zamanda kaosu da çağrıştırıyor. Bu çok hoşumuza gitti. Çünkü o ara biraz da kaos halinde çalıyorduk.

Görkem: Sonra bir daha da adımızı değiştirmedik. Söylendiği günden bu yana öylece kaldı.

Serdar: Süreç içinde ismin kişiliğimize çok oturduğunu fark ettik.Bence iki anlamı da çok hoş.

Hem sokakta hem de barda çalmış müzisyenler olarak sokak ve bar müziğini karşılaştıracak olsanız neler söyleyebilirsiniz?

Serdar: Sokak müziği samimi aslında. Çok daha samimi ama bir yandan da riskli. Nasıl riskli? Barda kendini dinletebiliyorsun, insanlar seni dinlemeye geliyor zaten. Sokakta gelip duyup gidebiliyorlar.Çok da kulağında kalamıyorsun o insanların. Belki cdler satılabilir kalıcı olmak adına. Biz bunu hiç düşünmedik ama. Bar yani sahne bizi geliştirdi. Sistemi öğretti.

Görkem: Bar biraz daha sorumluluk isteyen bir şey. Sokakta çalarken kimse sana çıkıp da vay efendim neden böyle çaldın demez. Barda beklenti yüksektir. Sokakta özgürsün, dinleyici ile arana maddi hiçbir şey girmiyor.

Serdar: Sokağın sesle ilgili bir sorunu da var. Çok iyi duyamadığında iyi çalamayabiliyorsun. Yine de bar da sıkıcı bence güzel olan büyük sahneler. Örneğin festivallerde de çaldık oldukça eğlenceliydi. (Tam o sırada bir sokak müzisyeni akordeonla oturduğumuz kahveye girer. Gülüşmeler.)

Görkem: Muhtemelen herkes katılacaktır bu söylediğime. Büyük bir sahnede açık havada müzik yapmak, sahnede çalmak işin tekniği açısından çok önemli. Yani sound dediğimiz olay. Tonmaister, ses karşı taraf için bir şey ifade etmese de müzisyenler için çok şey ifade eder.Çok ufak bir eksiklik bile bütün motivasyonunu düşürebiliyor, bütün gecen öyle geçebiliyor.

Serdar: İnsanları hüzünlendirecek müziği yapmak çok kolay. Eğlendirmek çok zor ama biz bunu başardık. İnsanlara göbek attırabiliyoruz. Çok rahatız çünkü.
Konserleriniz ve dinleyici kitlenizden bahsedersek neler söyleyebilirsiniz?

Serdar: Aslında her yaştan dinleyicimiz var. TEGEV'de çaldık. En eğlendiğim sahnelerden biriydi. En büyük dinleyicimiz 10 yaşındaydı. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi'ne gittik, orda hastalara çaldık. Herkes deliler gibi eğlendi. (Gülüyoruz.)

Görkem: Genel olarak kitle gençlerden oluşuyor ama. Araf'ta özellikle erasmus öğrencilerine çaldık çokça. Bizi Avrupa'dan dinleyen insanlar çok fazla. Üniversite öğrencileri ve genel olarak 'açık kafalar'a hitap ediyoruz sanırım.

Serdar: İspanya'dan gelip yarın döneceğiz, sizi dinlemeye geldik dediklerinde çok şaşırmıştım. Ters gelenler de oldu mesela çok katı düşünenler de var. Belli formların değiştirilmemesi gerektiğine inanıyorlar. Roman müziğini sadece Romanlar yapmalı diyenler olabiliyor. Biz kendimizi biliyoruz ama. Üç dört kişiye de çalabiliriz. Oraya bir kişi bile geliyorsa çalacaksın.

Albüm ve turne fikri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Görkem: Albüm geliyor çok yakında. Daha önce çok turne yaptık ama albümle beraber daha sistemli, daha profesyonel olacak her şey.Düzenli bir konser trafiği olacak. Şehir dışı ve yurt dışı konserler düşünüyoruz. Ekim gibi albüm çıktıktan sonra kış dönemi albüm tanıtımı ve İstanbul konserleri olacak sonrasında dolaşmaya başlarız.

Serdar: Turnedeki yorgunluğu bile çok seviyoruz. Başka işler 'angarya' gelirken turne öyle olmuyor. Şuradan ekmek almaya üşenen insanlar olarak konu müzik olunca çok başka düşünüyoruz. İlk defa seni dinleyen insanların deneyimlerini paylaşmak çok keyifli. İkinci parçada seni yakaladıklarını hissetmek çok keyifli.Bunları görmek enerji veriyor. Altı sene önce grubu kurduğumuzdaki düşünceler değişse bile aynı heyecanı yaşıyoruz ve aynı heyecanı yaşayamayan müzisyenlerle de yollarımız ayrılıyor. Yoksa yürüyemezsin. Ücretsiz onlarca konser veriyoruz. Bunu kaldıramayan insanlarla da olmaz mesela.

Yolculuklardan bahsetmişken, ekip olarak beraber yolculuklara çıkıyor musunuz? Varsa ilginç anılarınız duymak isteriz.

Görkem: Emin misin duymak istediğine? (Gülüyoruz.)

Serdar: Dümdüz yolda aynı şerit üzerindeki oteli bulamayıp kaybolduk. Görkem çok sinirli döndü mesela kaybolduğu için. (Gülüyorlar.) Çok ilginç onlarca şey yaşıyoruz. Bizimle gelen insanlar da çok eğleniyor. Edirne'ye konsere giderken bizi götüren özel aracın şoförü sarhoş oldu ve bizi geri götüremeyeceğini düşünen menajerimizle tartışırken ben girdim araya. Adam cidden sarhoştu ve benim araca binmemle basıp gitti. Haliyle grubun gitaristi kaçırılmış oldu. Böbreğimi düşünüyorum o ara.(Gülüşmeler)

Görkem: VIP araçla gidip otobüsle geri döndük.

Serdar: Arabalı vapurda aracımız bozuldu. Velvele 7 kişi, otobüs vurduruyoruz falan. Enstrümanlar güvendeydi ama kendimizi bildiğimizden sağlam caseler kullanıyoruz. Bir konsere çıkmayıp mangal yaptığımız oldu. Burhaniye bana bir Fender Strat borçlu. Yağmurda çaldık zira, sahnenin üstü açıktı.(Gülüyorlar.) Kasım ve Aralık aylarında denize girebiliyoruz mesela.

Sedat: Burhaniye konserine Serdar Şubat ayında capri pantolonla geldiğinden ve çok yağmur yağdığından zor anlar yaşadık. (Gülüyor.) İkinci şarkının yarısında sel oldu, şarkı bitene kadar çaldık mecburen. Klarnetim için çok üzülmüştüm, üstelik yeniydi. Görkem'in hiç umrunda olmadı mesela.

Serdar: Velveleyle tanışmış insanlarla kurduğumuz ilişki, samimiyet çok güzel. Gittiğimiz şehirlerde buluşuyoruz, görüşüyoruz. Ukala bir ekip olamadık, sevemedik onu. Araf'ta mesela kulis olarak sokağı kullandık ve bizle konuşmak isteyenler oraya geliyordu. Sedat biraz farklı işte, o daha elitist. (Kahkahalar...) İki kere sahneyi bırakıp hastahaneye gitmek zorunda kaldık. Bir defa Esra'yı götürdük. Diğerinde beni götürüp, Serhat'ı yatırdık.(Gülüşmeler...) Grubun en önemli özelliği çok iyi arkadaş olmamız. Ev arkadaşlığı yapabiliyoruz. Bu yakınlık bizim çok komik ve ilginç şeyler yaşamamıza sebep oluyor.

Sedat: Bir defa Esra sahneden düştü, Serdar burnuyla bana tutundu. (Kahkahalar) Böyle anlarda dalga geçip, gülüp, devam ediyoruz.

(Grup elemanlarının grup için öneminden bahsetmeye başlıyorlar)

Sedat Velvele için çok önemli özellikle yaptığı düzenlemelerle. Esra grubu kurmuş gibi. Öyle bir emeği var. Bütün idari işler de dahil çok emeği var. Selim Sesler'le de çalıştı sonrasında bize de aktardı bu tecrübeleri. Annemiz gibi. Berkan da emeğini saklamaz çalışır, Emrah da öyle. Serhat'la Berkan sayesinde tanıştık. Perküsyon anlamında aldığı sorumluluklarla bize çok şey kattı. Serdar eşittir Velvele. Fazla söze gerek yok. Görkem de kurucularından olarak aynı vizyona sahip. Her katılan grup üyesi kendinden çok çok şey katıyor.

Tarzınızı benzettiğiniz ya da örnek aldığınız müzisyenler varsa bu isimler kimlerdir?

"Biz tekiz!" diyerek kahkaha atıyorlar.

Serdar: Luxus kesinlikle örnek aldığımız gruplardan. Cümbüş Cemaat de öyleydi ama hepsinden biraz daha farklı bir şeyler istiyorduk. Her gelen kendinden bir şeyler de eritti bu potada, sevdiği şeylerden de.

En son ekip olarak kimin konserine gittiniz?

Sedat: Massive Attack ancak gecenin sonunu kimse hatırlamıyor. (Gülüyorlar.)

Grubun enerjisini neye borçlu olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Hep bir ağızdan : Dostluğumuza!

Grup üyelerinin müzik dışı uğraşlarından bahseder misiniz?

Görkem: Öğretmenlik yapanlarımız var ama çok büyük bir kısmı tamamen müzisyen adamlarız. Serdar Çeko okudu. Muhasebecimiz var, gazetecilik okuyup lokantada çalışanımız var ama müzisyeniz.

Bu kadronun müzik çatısı altında bir araya gelmediğini düşünseniz, sizi bir araya getiren uğraş ne olurdu?

Görkem: Çok iyi bir arkadaş grubu olur bizden. Müzik yapmasak bile konserlere giderdik.

Sedat: Ben bizi müziksiz düşünemiyorum ya. Serdar: Bizim tanışma sebebimiz müzik, yoksa başka türlüsü olmazdı bence de.

İlerleyen zamanlarda kendi bestelerinize daha çok yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Serdar: Kesinlikle bestelerimiz olacak. Üretim çok önemli çünkü. Beste çalışmalarımız var. Hazır ve fikir olarak oluşmuş şeyler de var. Zaten band olarak varsan ve kendi söyleyeceğin sözler yoksa çok da anlamlı değilsin demektir.Yok olursun. Bundan sonra daha çok olacak.

Görkem: ihtiyaç zaten bu. Kusma gereği duyuyorsun bir süre sonra. Sedat: Kafamız rahatladığında çok daha başarılı bestelerle devam edeceğimize inanıyorum. Biz bir araya gelince sıkılmıyoruz çünkü, mutlaka içimize sinecek bir şeyler çıkarıyoruz.Ben evde mesela Serdar'ın bestesini mırıldanırken bulabiliyorum kendimi. Peki bundan sonraki durağınız ya da hedefiniz belli mi ?

Serdar: Ben grup kurulduğunda büyük bir konser vereyim bırakacağım demiştim.Sonra şunu da yapayım bırakacağım bunu da yapayım bırakacağıma dönüştü bu ve anladım ki bu hedeflerde bir sınırlama yok. Şimdi albüm düşünüyoruz işte. Ege'ye gitmeyi ya da daha çok turneyi planlıyoruz ve dahası Avrupa planımız var. "Biz neden Avrupalılara da bu müziği anlatmıyoruz ki?" diyorum. Halkların müzikleri kesinlikle Avrupa'da da bilinmeli.

Sedat: Eminiz onlar da kendilerinden bir şeyler bulacaklardır.

Son olarak dinleyicilerinize ve sizi yeni tanıyacak olan sanat severlere söyleyeceğiniz bir şeyler var mı?

Velvele: Ulaşılması zor bir grup değiliz! Gelin ve bizi dinleyin! Eminiz seveceksiniz...

Teşekkürler...
Sayı 8
Çerkes Köyleri Şehirde Yoga