Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Varvara - Süngere Belgesel

16.02.2015
Sayı 8

"Arkadaşının ölümü süngerden, denizden. Kendisi de vurgun yiyip sakat kalabilir ya da ölebilirdi. Süngerciler, eskiden denizde yatıp kalkarken, tekneden limana adım atmazken artık toprağa bağlı yaşıyorlar. Bahçe bakıp sebze ekiyorlar, ağaç büyütüyorlar. Ancak hala denize aşıklar. “Deniz nasıl?” dediğimizde derin nefesler çekip uzaklara dalıyor kimi. “Deniz başka güzel” diyebiliyor belki. Kaç arkadaşını kurban verdiğini hesap edemese de, deniz gene de güzel o adama. Gözleri başka bakıyor geçmişe döndüğünde."

Babam, babamın babası, onun da babası Bodrumlu. Kaç kuşaktır orada yaşıyoruz, bilmiyorum. Dedem zamanında denizden çıkmazmış, babam ve amcam da öyle. Deniz tutkusu onlardan bana geçmiş. Babam sünger avcılarından hep bahsederdi. Garip meslek. Beni de tetikleyen kısım, açıkçası babamın bu tutkusu oldu. Varvara için yollara düşmeden evvel, kimlere gidebiliriz, ne konuşabiliriz araştırdık. Sonra çekimlere başladık.

Karşımıza çıkan insanların çoğunun yaş aralığı ve sağlıkları dikkatimi çekti. Hepsi 65-90 yaş aralığında. Ancak ne kadar dinçler. Güçlü kuvvetliler, hele ki sünger dönemlerini sorduğumuzda gözleri parlıyor. Nasıl keyifle anlattıklarını tarif etmek zor. Bir yanda başka bir soru var. Çok yıpratıcı iş. Hatta Şalapa Mehmet’le konuşurken amcamdan bahsediyor bir yerde. Amcam okumak istemeyince dedem sünger teknesine veriyor çalışsın diye. Şalapa Mehmet’e emanet ediyor. Eti senin kemiği benim hesabı. Amcam dört ay sünger teknesiyle gidiyor. Şalapa Mehmet’in söylediğine göre elleri kolları hep parçalanıyor, zor iş. 4 ayın sonunda ben okuyacağım diyip tekneden kaçıyor amcam. Bunca çileli çalışmaya göre bu yaşlı adamlar nasıl kuvvetliler, çocuk gibi de enerji dolular, şaşırmamak güç.

Üç dönem var süngercilikte. (Meyarizma)Mermer Devri, Forma Dalgıçlığı, Kankava Tekne dönemi. Forma dalgıçlığı en tehlikelisi. Astronot kıyafeti gibi, herkesin aşina olduğu bu forma içinde belli başlı teçhizatlar mevcut. Bunlardan biri de, varvara. Varvara, kıyafetteki havayı tutan ya da bırakan düğme, bir nevi sibop. Bu sayede su yüzüne çıkmanı veya derinlere batmanı sağlıyor. Ancak varvarayı boşladığın, unuttuğun anda formanın içine biriken hava seni su yüzüne fırlatıp vurgun yemene, ölmene sebep olabilir. Gebeşoğlu’nun anlattığına göre bu yüzden çok fazla ölüm görmüşler. Peki bu kadar tehlikeye rağmen neden bu işi yapmaya devam etmişler? Sanırım akla gelen ilk ve belki de en önemli soru bu. Bodrum o dönemde çorak arazi, bomboş. Sürgün yeri. İş yok, güç yok. Yol bile yok. Gençler evlenmek ister. Düğün için, yeni ev için para lazım tabi. Sünger o dönemde çok kıymetli. Yunan tüccarlar süngeri çok büyük meblağlara satıyorlar, getirisi çok. Tüccarla %40-%50 oranında anlaşıyor süngerci. Daha ne olsun. 5 defa sefere giden düğün parasını çıkarıyor. 5 defa sefere giden ev inşa ediyor. Ölmezse...

Çok garip ritüelleri de var gün içinde, keyifle anlatıyorlar. Sabah erkenden kalkılır, güverte temizlenir. Kahvaltıda azıcık bisküvi yenir. Sonra sırayla dalmalar başlar. Akşama kadar da toplanan süngerler güverteye serilir, kurumaya bırakılır. Sünger çiğnenir, dışındaki siyah zar temizlenir. Hele ki süngeri toplanıp çiğnedikleri kısmı röportaj esnasında o kadar keyifli anlatıyorlar ki, gülümsememek elde değil. Bir de dalma kısmı var. Bir kişi günde 3 defa dalıyor. Çok az yemek yemesi gerekiyor, gün boyu diyetteler. Yemeği fazla kaçırırsan vurgun yeme ihtimalin artıyor çünkü, tehlikeli.
Teknedeki kompresör, balık adama hortumla hava basıyor. Böylelikle dalgıç 40-50 metrelerde sünger avlayabiliyor. Bazıları 60-70 metreyi gördüğünü söylüyor. Çok eskiden çırılçıplak giriyorlar, sonradan deniz gözlüğü, palet, mayo giyiliyor, işin yöntemi bir miktar değişiyor. Görüştüğümüz sünger avcılarının hepsi askerde balık adam olarak eğitim görmüş. Bu sayede hayattalar. Şalapa Mehmet mesela, “Ben bütün balık adam kitaplarını devirdim, okudum hep!” diyor. Oradan öğrendikleri yöntemler sayesinde vurgun almıyorlar. “Eğitimini almazsan, her meslek kadar tehlikeli,” diyip sıradanlaştıranlar da var.

Süngercilik artık ölü meslek. Nedeni ise 1986-87 yıllarında süngere gelen virüs. Denizde ne kadar sünger varsa hepsini erittiğini anlatıyor süngerciler. Belki de bir nedeni Kankava tekne. Trol teknelerin atası. Denizin dibini baştan sona tarayan bir düzeneği var. Su dibinde ne kadar balık yuvası, bitki örtüsü, vs. varsa hepsini yok ediyor. Denizin de bir direnci var sonuçta. Virüsü getiren, güçlendiren nedenlerden biri bu belki de, kim bilir.

Sonuç olarak belgeselin röportaj çekimleri bitti sayılır. Kaba kurgusunu bitirdik, 15 dakika. Ancak filmde sadece dialog ve röportaj olmamalı dedik ve ritmini zenginleştirme kararı aldık. Dedik ki, seyirci bahsi geçen olayları animasyonlarla izleyip takip edebilsin. Tabi asıl amacım, belgeselin konuşan kafalardan ibaret olmaması. Öylesi epeyce sıkıcı. Animasyon eklenirse izlenirliği, kurgusu, ritmi ve görselliği güç kazanır. O yüzden post prodüksiyon aşamasında çalışmalarımız devam ediyor. Temmuz sonu birkaç çekim daha yapmak için Kalimnos Adası’nı ziyaret edeceğim. Orada faal çalışan sünger dükkanlarının olduğunu öğrendik. Ulaştığımız birkaç süngerciyle daha röportaj yapıp çekimleri sonlandıracağız ve animasyon eklendikten sonra belgeseli bitireceğiz.
Sayı 8
Erinç Seymen Söyleşisi VideoBox - Video Röportaj Serisi