Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Umberto Eco

04.05.2016
Sayı 13

"Stat rosa pristina nomine nomina nuda tenemus" / "Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde."

Yazı: Tuĝçe Asya Yaldız

Büyük anlatılar çağı büyük kayıplar bırakırken ardında; temas ettiğimiz kahramanlar, adlarıyla yaşayanları belki de hiç ölmeyecek olanları imliyor. Manşetler ölüm haberleri için sıradan birer sığınağa dönüşürken, bir akşam vakti ve yine hiç de sırası olmayan ölümlerden biri düşüyor ajansların gündemine. Adını ilk kez üniversite yıllarımda duyduğumdan beri yankısı kesilmeyen bir yazar, Prag'dan ve komplo teorilerinden uzak bir mezarlıkta kendine bir yer inşa ediyor. Belki de sırf bu yüzden onun adı en çok Dedalus'u tınlıyor: Umberto Eco...

İtalya'da Alessandria'da 5 Ocak 1932'de dünyaya gelen, son elli yıla kültürce, fikirce ve tarihçe açtığı pencerelerle imza atan yazar, bilim adamı, eleştirmen, göstergebilim uzmanı, ve düşünür... Adıyla anılan bütün bu unvanları, yenilik tutkusuna boyalı tavrında gizleyen, en talihsiz çelişkilerden biri olarak yorumladığı ölümü dahi hayatının her alanındaki "anlamlandırma çabası"na dahil eden usta yazar 19 Şubat 2016 günü aramızdan ayrıldı.

Ardında bıraktığı onlarca yapıt ve araladığı yeni düşünsel yaklaşım kapılarıyla yüzyılın en entelektüel kişiliklerinden biri olan Eco, aynı zamanda kültürü gündelik içine indirgeme ve tarihi, bilimsel, sanatsal pek çok düşünceyi de popüler kültüre taşıma konusunda oldukça önemli atılımlarda bulunmuştur.

1954 yılında Ortaçağ felsefesi ve edebiyatı üzerine yazdığı tez ile Torino Üniversitesi'nden mezun olan yazar, yine burada, Floransa ve Bologna üniversitelerinde de 1961 yılından bu yana akademik çalışmalarını sürdürmüştür. Kendini hafta sonları roman yazan bir felsefeci olarak tanımlayan yazarın Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Baudolino, Prag Mezarlığı ve Sıfır Sayı gibi pek çok eseri de onlarca dile çevrilmiştir.

illüstrasyon: Ethem Onur Bilgiç



Göstergebilim alanında Roland Barthes'tan sonra ayrıntıların sosyolojisi adı verilen bir anlayışın da önemli temsilcilerinden biri olan Eco, bir kültürdeki "anlam"ın kendini yeniden üretimi konusunda sayısız çalışmalar gerçekleştirmiş; görünenin ardındaki gerçekliği irdelerken de bunu gerek romanlarında gerekse okuyucusuna ulaşabilecek herhangi bir anlatı dilinde gözler önüne sermekten çekinmemiştir. Belki de en çok bu sebeptendir ki; Eco'yu kamusal bir kişilik olarak tanımlamak oldukça uygun bir ifade teşkil eder. Sosyal, siyasal ve tarihi olayların edebi eserlerin içinde açıkça irdelendiği bilim-roman anlayışına sahip yazarın kendine has anlatısı sebebiyle de Eco-roman olarak tanımlanan bir anlatı biçimine çıkış noktası oluşturduğu bilinmektedir.

Güzellik ve çirkinliği dile indirgeyen yazar, bir şubat günü gittiğinde kayıplar çağının anlamca eksik ama tıpkı onun da ifade ettiği gibi kendini sürekli yeniden yazan bir yanı var artık. Büyük anlatılar bir kelime ile sonsuz anlam ilişkisinde; zaman labirenti içinde yengeç adımlarıyla koşan bir yazarın yapısalcı mimarlığında, bu labirentteki çözümlemelerde kelimeleri ve hatta anlamlarını değiştiren büyülü kaleminde kaldı. Belki de bütün hayranlık duyduğumuz bu büyük anlatıları yazmaya çalışana değil de, yaşayana... Eco ismine ve hatta her yazımda yeni bir adı olan bu anlatının kendisine. Zira "Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde."

Sayı 13
Agarapati Atölye Kafası