Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Turgut Uyar

04.08.2017
Sayı 17

Kendini yaratan şiir gibi kendini yaratan sebepsiz, yarınsız, epeyce dün ama en çok bugün bir şair Turgut Uyar. Belki de onu en iyi anlatan ifadenin, yıllarca anlaşılmazlığın çıkmazında dönüp duruyor oluşu da bu yüzden: “Şiir çıkmazdadır, çünkü insan çıkmazdadır.”

Yazar: Tuğçe Asya Yaldız
asyatugceyaldiz@gmail.com


Tüketim eşiklerinin onulmaz kesikleri arasında harcanan dönemlerden biri de İkinci Yeni hareketinin, bir ifade aracı olarak biçimlenen kendine has şiirinin inşa dönemidir. Elbette söz konusu dönemin adlandırılması, kendinden önceki döneme Birinci Yeni adının verilmesine sebep olmuştur. Orhan Koçak’ın deyimiyle ikinin biri doğurduğu bu süreç “retroaktif” bir süreçtir fakat aslolan İkinci Yeni şiirinin retroaktif bir var oluş içerisinde kendini inşa edişidir. Bugün Turgut Uyar’ı bu denli yakın bulup, farkındalığı muamma bir biçimde tüketiyor oluşumuzun sebepleri arasında, Uyar’ın dünü tanımlayan bugün gerçeklerini sayabiliriz. Öyle ki kendisini şiire iten sebepleri tanımlarken, bir şiirin kendi sebeplerini yine kendisinin yaratışına dikkat çeker. Uyar’ın kendi şiiri için bir öngörü olarak ifade ettiği ölümlü şiir metaforu da tıpkı kendini yaratan şiir gibi, kendini öldüren bir mekanizmanın da dışa vurumudur. Uyar’a göre, bir şiir belli bir süre sonra ölmüyorsa, zaten hiçbir zaman kendi dönemini yaşamamıştır. 

Şiirin ve insanın çıkmazı ise sadece o günün değil, bugün ve sonrasında mütemadiyen tekerrür edecek bir gerçekliğin konusudur. Burada bugünü anlamlandırmaya çalışırken, dünü bu denli açığa çıkaran da budur. Uyar belki de gündeliği dile getirirken dahi, Cemal Süreya’nın kendisi için söylediği “bir elinde kadeh, öbürünü yarasına bastırır” dizelerinde vurgulanan yaranın bilinciyle, tüm dile getirdiklerini insana ilişkin ve insana ilişik bir biçimde ortaya koymuştur. Bu yara en başından beri hem şiire sızan hem de sebeplerin üretiminde bir şekilde açığa çıkan, belki de bir fotoğrafta ışıldayan punctum gibi, binbir biçimde anlamlandırılmaya gebe, varoluşsal bir tutumdur. Turgut Uyar’da süregelen yara da ontolojik bir vaka gibi incelenmeksizin tüketildiğinde, popüler bir kimlik kazanmasına karşın ereğinden uzaklaşmaktadır. 


Çizer: Kazım Şimşek 

Bir işitsel sürecin dinlendikçe anlam kazanan öznesi gibi, Uyar’ın da cümlelerinde, dizelerinde; tecrübe adı altında sınıflandırılmayacak denli bir deneyim yatar. Bu deneyim kişinin kendi varoluşuna bulduğu bir çare değil, insanın var oluşundaki yaranın anlamına yönelik bir yolculuğun habercisidir. Bu bakımdan Sartre ile benzeştiği noktalar ağır basmaktadır fakat yine de kesin çizgilerle ayrıldığı ve şiiri besleyen karakteristik noktalarda kendi ontolojik tutumunun baskın olduğu ayrıntılar dikkat çekmektedir. İnanç sistemlerinin tamamına eşit mesafeyle yaklaşımı ancak yine de ifade içerisinde kullanımı bakımından asla geri durmayışı, bu ayrımın en çok göze çarptığı alanlardandır. Uyar daha çok bu tarz ifadeleri, şiiri besleyen bir tutumla ve olumlayıcı bir sürecin dinamikleri içerisinde ele almıştır. 

Bugün hâlâ bu denli ses getiren dizelerin sahibi olmak, aslında tamamıyla zamansızlığın bir ürünüdür. Çünkü Uyar, zamanın varlığının bir hataymışçasına şiirlerinde nüksedişiyle ve yalnızlığı salt anlamı içerisinde değil de bireysel varlığının bir gereği gibi gördüğünü ifade ettiği cümlelerinde tüm zamanları kapsayan bir zamansızlık kazanmıştır. Bu zamansız kimlik, Uyar’ın şiirini değil, Uyar’ı ölümsüz kılar. Çünkü şiir öldükten sonra bile hafızaya nal salan bir organizasyon, yakın tarihini anlamlandırma amacı gütmeden, sadece sunduğu sebeplerle dahi bir ifade aracının gelebileceği en paylaşımcı mekanizmalardan biridir. Bu sebeptendir ki bugün “Turgut Uyar’ın dizeleriyiz!” sloganı, içinde bulunulan siyasi ve sosyolojik süreçlerin dışa vurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa ki Turgut Uyar ne bugün ne de dün aynı süreçlerden geçmiştir. Onun toplumcu mücadelesi bugünkünden çok başka olarak açıkça sunulmuş gerçeklerin bile üzerini örten bir çeşit iç ses gibidir. Bugünkü sloganlar çok sesliliğin tanımı gibi şiddetlenirken, onunki çoğu kez kendi sesini duymakta bile güçlük çeken bir anlatıcının bir büyük saat tik takında eriyip giden sesini anlatır. Elbette ki Uyar’ın bugünkü tüketiminin sorumlusu ne dünde ne de bugünde aranmalıdır. Tıpkı şiirde olduğu gibi, kendi sebeplerini yaratan bir sürecin, çıkmazlarda sarıldığı bir çeşit yoksunluk nöbetidir. Başını alıp nereye gidememenin anlatıcısı olarak; İşkodra’dan Urfa’ya dek gezindiği dizelerin arasından gülümser Uyar. Onu ‘kim nasıl tanıyorsa’ öyledir. “Sağ tarafımda deniz, sol tarafımda rüzgar…” demişti aldığı son solukla. Şimdiki gibi bir yazı daha anlamaya çalışanlar kervanından göçerken “Ve ben ruhçulara göre şaşkın, Zevcelere göre alkoliktim” demişti. Biz onu en çok mümkün, en çok kıyı bildik. Binlerce Pazartesi geçen ömrümüze, bir yenisini dün yapsın diye…

Sayı 17
Bekir Dindar Orangwanita