Peki İstanbul Oyuncak Müzesi ne zaman ve nasıl kuruldu? Kuruluş amacı neydi?
Benim hayatımın en mutlu saatleri, en mutlu anları, hep müzelerde geçti. Yüzlerce müze gezdim, hala da geziyorum, çünkü müzeler bilginin tapınağı, mabedidir. Müzeleri olan toplumlarda, demokrasi gelişebilir. Yani bizden daha güçlü, daha gelişmiş olan Avrupa ülkeleri, önce zengin olup, sonra müzelerini kurmadı. Avrupa’da önce müzeler kuruldu, sonra her adımı bilgi dolu olan o müzelerin koridorlarından yürüyerek, bugüne geldiler.
20 yıl önce, bir edebiyat etkinliğine davetli olarak, Almanya Nürnberg kentine gitmiştim. Kentte bir oyuncak müzesi olduğunu duydum. Sabah erkenden oyuncak müzesine gittim. Müze açıldı, ben içeri girdim ve ancak müze kapanırken dışarı çıkabildim. Çok etkilendim... Çünkü, oyuncağın tarihi, düşlerin, hayallerin tarihidir. O gün müzede şunu fark ettim; insan önce hayal etti, sonra onu gerçekleştirdi ve oyuncak onun tanığı. Nürnberg’den sonra Avrupa’da, pek çok şehirdeki oyuncak müzelerini gezdim.
Oyuncak müzeleri, son 40- 50 yıldır açılmaya başlanan yeni bir konu. Ancak, bir dönemin oyuncaklarını bulmak çok zordur, çünkü oyuncak, çocuğun eline verildiği an, zaten kırılmaya başlar, sonrada atılır. Objenin tarihinde, yani eşyanın tarihinde en değerli olan; oyuncaktır. Türkiye’nin, daha önce bundan haberi yoktu. Ülke olarak bir şeyi daha kaçırıyorduk. Bir şeyde daha da geç kalıyorduk. Oyuncak müzelerini gezerken, neden benim ülkemde bir oyuncak müzesi olmasın diye düşündüm, karar verdim, ben kuracağım dedim. Kendi kendime kitaplarımdan, sahne oyunlarımdan, televizyon programlarımdan, telif hakkım olan, alın terimin hakkı olan paraların her kuruşunu, bu oyuncaklara yatırdım. Avrupa’nın, dünyanın en başarılı oyuncak müzelerinden biri olduk.
İstanbul Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2005 tarihinde açıldı ve şu an 8 yaşında. İstanbul’un Göztepe semtinde, aileme ait tarihi bir konakta, dünyanın en iyi 3 oyuncak müzesinden biri.
Oyuncak seçmeyi hangi kriterlere göre yapıyorsun?
Müzeyi kurmadan önce 4-5 yıl oyuncağın tarihini araştırdım. Bu konuda pek çok yayın var, kitap var, onları okudum. Önce, oyuncağın tarihini öğrendim. Yani herkesin evinde eski bir oyuncak vardır. Ama herkesin elindeki bu eski oyuncak, onun müzelik olduğunu göstermez. Oyuncağın müzeye konma kriterleri, değerleri vardır. Örneğin, oyuncakların ilk oyuncak fabrikalarına ait olması önemli bir kriter. Bunları araştırdım tabi... Sonra, bunlara ulaşmak kolay değil. Bu oyuncaklar öyle gelişigüzel olarak satılmıyor. Bu oyuncaklar daha çok koleksiyonerlerde bulunuyor. Koleksiyonerlerden oyuncak almak, bir insanın kızını istemek gibi bir şey ve hiç kolay değil. Koleksiyoner seni sevmeli, sana ikna olmalı ki, oyuncağı sana versin. Ayrıca bu oyuncaklar oldukça pahalı ama paranın olması, oyuncakları almaya yetmiyor. Koleksiyonerin seni sevmesi, oyuncağın doğru bir yere gideceğine ikna olması lazım. Bütün bu zorlukları her oyuncak için tek tek yaşadık.
Bir resim müzesinin çok iyi bir müze olması için Türk ve dünya resim sanatından en usta imzaların eserlerinin yer alması gerekir. Bu eserler çoğaldıkça müzenizin değeri de artar. İşte oyuncak tarihinde de bu usta ressamlar ayarında markalar var. Örneğin ilk oyuncak abrikalarından Lehmann, Gunterman, Fleischmann. Keza Arnold, Schuco, Marx gibi oyuncak tarihinde kabul görmüş nadide örnekleri biz burada sergiliyoruz.
Oyuncak Müzesi’ndeki oyuncakların bir hikâyesi var mı?
Her oyuncağın ve oyuncağın üretildiği fabrikanın bir öyküsü elbette var.
Oyuncak ve çocuk ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?
Gelişmiş uygar ülkelerde oyuncak, çocuklara daha çok hayal kursun diye alınır. Geri kalan ülkelerde ise oyuncak, çocuklara oyalansın diye alınır. Oyuncakları çocuklarına hayalleri büyüsün, hayalleri çoğalsın diye alan ülkeler dünyayı yönetirken, oyuncakları küçümseyen, oyuncakları çocuklarına oyalansın diye alan toplumlar, o ülkelerin kapılarında oyalanmaya mahkûmdur. Oyuncağın çocuğun ve uygarlığın gelişmesindeki rolü, bu kadar büyüktür. Günümüzde daha çok bilgisayar oyunları oynanıyor. Oyuncakla oynayan çocuk, bu oyunlarda kahramandır, kendine başrol verir. Oyunların senaryosunu da kendi yazar. Bilgisayar oyunlarıyla oynayan çocuk ise, o oyunları hazırlayanın figüranı olmaktan bir adım öteye gidemez. Kendi hayalleri yoktur artık. Tutsaktır bir başkasının oyun planı içinde. Ama oyuncakla oynarsa, kendi hayallerinin peşinde koşar.
Nasıl bir gelecek hayal ediyorsun?
Daha müzeleri olan, hafızası belleği olan bir Türkiye hayal ediyorum. 1923 Devrimi Anadolu aydınlanmasının taçlandırılmasıdır. Bunun anlaşıldığı bir ülke, anlatıldığı bir ülke istiyorum. Nohut kendi başına güzeldir, nohut nohut olarak kalsın, fasulye de güzeldir fasulyeye fasulye diyelim. Buğday da güzeldir, adıyla yaşasın buğday. İncir de güzeldir, fındıkta. Fakat bunların hepsinin bir araya gelip kaynatılarak oluşturulduğu aşure tadında bir Türkiye istiyorum. Aşurenin o tadı, o güzelliği bozulmasın. Anadolu denilen bu büyük kazanı yitirmeyelim.
Bu yüzden ben kendi çocuklarımın mutluluğunu bütün ülkemin çocuklarının mutluluğu için istiyorum. Yani benden sonrası tufan anlayışına karşıyım. Altta kalanın canı çıksın diyeni hiç sevmem. Gerçekten bilgi toplumu olabilmiş, vatandaşlarının günlük hayatta kullandığı sözcük sayısı çoğalmış bir Türkiye’de, kendi kişisel zevklerimin, beklentilerimin yerine geleceğine inanıyorum. Yoksa ben hayattan kendi beklentilerimi almışken ülkemde her şeyin karanlığa sürüklenmesi beni mutlu etmiyor. Bu nedenle maddi ve manevi bütün olanaklarımla ülkemin bu yolda aydınlanması için çabalıyorum. Sanırım bütün bu yaptıklarım az önce tüm söylediklerimdeki samimiyetimin teminatıdır.