Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Siyah Beyaz Galeri

24.04.2017
Sayı 16

“Sanatın asıl kurtarıcı tarafı, bizi varlığımızdan şüpheye düşürmesidir.” Faruk Sade

Yazar: Merve Aktaş



Ankara denince akla ne çok şey gelir... Ankara bazıları için bir başlangıç noktasıdır. Oradan yola çıkılır, sonra belki tekrar uğranır, belki bir daha yol düşmez. Bazıları için öğrenilen her şeydir. Bazıları için basitçe İstanbul değildir. 

Ankara aynı anda bu kadar çok şey iken, bazıları için iki renkten ve çok sayıda hayattan ibarettir. Tek bir ömre siyah çerçeveler içinde sığdırılmış yüzlerce ömür demektir. Sesi şimdi duyulmasa da yankısı hâlâ beyaz duvarları arasında işitilen kahkahalar, bir sebep uğruna ya da sadece hayatı kutlamak için minnettarlıkla kaldırılan kadehler, omuzda hissedilen dostların elleri, sarılmalar ve dahası demektir. 

Siyah Beyaz, Kavaklıdere Sokak no3’te kurulduğu günden bu yana yakın geçmişimize tanıklık etmiş, onu saklamış, korumuş; sanata ve sanatçısına sahip çıkmış, Ankara’nın ve belki de Türkiye’nin ilk çağdaş sanat girişimlerinden biri olarak bazıları için çok şey demektir. Peki, bir mekânı bu denli anlamlı kılan nedir? Bir yer nasıl hafızalardan çıkmaz, hayatın kendisi olur ve yaşanır? Tüm bu telaffuzu zor sorulara Faruk Sade, Fulya Sade, Sera Sade ve Türkiye’nin önde gelen sanatçı, mimar, akademisyen ve entelektüel ismine değinmeden yanıt vermek zor… Bu yazı ne kadar yazsak da bitmeyecek öyküsü üzerine, 33. yılında bir saygı duruşu niteliğinde Siyah Beyaz’a atfen yazılmıştır. 

Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi mezunu genç mimar Faruk Sade mimarlık eğitimi tamamladıktan sonra yüksek lisans yapma amacıyla tek kelime Fransızca bilmediği halde Güllü Aybar’ın zoruyla Paris’e gitmeye karar verdiğinde tarih 1980’di. Sade’nin Montparnasse Bulvar Raspail No.210’daki apartman ve girişindeki Cafe Gymnase’da, eski dostu -bugünkü Contemporary Istanbul (CI) Sanat Fuarı Yönetim Kurulu Başkanı- Ali Güreli’yle geçirdiği bu dönemde Hakkı Anlı, Mübin Orhon, Abidin Dino, Komet (Gürkan Coşkun), Sinan Bıçakçıoğlu, Mehmet Nâzım, Mehmet İleri, Selim Turan, Utku Varlık ve diğer birçok dost ve sanatçıyla kurduğu samimi bağ, Sade’nin Türkiye’ye döndükten sonra yapacaklarının da temellerini oluşturuyordu.  


Sade’nin bu arkadaş çevresinde edindiği kültürel ve etik alışkanlıklar, onda Ankara’da buradaki gibi bir “yuva” hissini yaratma içgüdüsünün uyanmasını sağladı. Kendisi de galericilik tecrübesine sahip Münevver Andaç ile Paris’te yaptığı sohbetlerden oldukça etkilenen Sade, Bulvar Raspail 210’a altı apartman ötede başlamaya hazırlandığı yüksek lisans eğitimine bir türlü başlayamadı ve bir galeri açma hayalinin peşine düştü. Paris’te bu amaçla arayışa geçse de kiraların yüksekliği buna izin vermedi fakat Faruk Sade asla vazgeçmedi ve 1982’de Ankara’ya dönerek burada sanat alanında kök salma kararı verdi. Sade’nin bu kararı almasında o dönem mimarların sanata gösterdikleri olumlu yaklaşımın rolü de yadsınamaz ki Sade bunu sonradan “bilinçli bir çevre ile işe başlamanın bir avantajı” olarak yorumlayacaktı. 

Siyah Beyaz, mülkiyeti Sade ailesine ait binada, Faruk Sade imzalı mimari müdahaleler ile kuruldu. Yapının geçmişi ise Faruk Sade’nin doğduğu yıl olan 1954’e dayanıyordu. Binanın giriş / bodrum katında bugün bir ön ve arka bahçesi bulunan Siyah Beyaz Bar, diğer üst / birinci katında ise zaman içinde sürekli dönüşen ve genişleyen Siyah Beyaz Sanat Galerisi yer alıyor. Galeri ve bar isimlerini ise yapının ilk katında bulunan siyah beyaz şömineden ve o zamanlar sayısı az da olsa zamanla mekânın duvarlarını kaplayan siyah beyaz fotoğraf koleksiyonundan alır. 

Mekâna ismini veren bu koleksiyon, hâlâ Siyah Beyaz’ın giriş katının yani bar alanının duvarlarını sarıyor. Geçen yıllar içinde duvarlarında iki bini aşkın dost portresi ve yıldızları ağırlayan Siyah Beyaz, aynı zamanda çok sayıda gazeteci ve yazarın da uğrak noktası haline gelir. Bu koleksiyon ailenin en eski dostluklarının temellerinin kimlerle atıldığını da keşfetme imkânı veriyor. Bihrat Mavitan, Hasan Bülent Kahraman, Ahmet Boyacıoğlu, Güllü Aybar, Suha Özkan, Erdağ Aksel, Yılmaz Aysan, Mübin Orhon, Alev Ermiş Mavitan, Nevzat Sayın, Mehmet Nâzım, Komet ve Murat Artu gibi sanatçı, tasarımcı ve mimarın fotoğraflarını taşıyan duvarlarda Emre Kongar ve Yekta Güngör Özden gibi kıdemli Ankara bürokratlarının fotoğraflarına da denk gelmek mümkün. Sade ailesinin hayatına kısa bir bakış niteliği taşıyan koleksiyonda hayatını kaybetmiş olan yüzler ise mümkün olan en naif şekilde aydınlatılıyor. Nevzat Sayın bu alan ile ilgili görüşlerini paylaşırken “Artık aramızda olmayanlar için seçtiği yol, o ruhani ve dünyevi olanın arasındakinin sadece bir ışıkla anlatılıyor olması müthiş. Anlatma biçimi tam Faruk’a yakışacak bir biçimde. Yani o derin düşüncenin fırlama bir biçimde anlatılması tam onun dili. Belki en karardığın yerde hafifçe aydınlanıyorsun.” sözleriyle derin bir okuma sunuyor. 


Kuşkusuz ki Siyah Beyaz için bir diğer önemli karar müzikti. Sadık Sağlam (Bass Gitar), Nusret Gürs (Davul) ve Gürbüz Barlas’tan (Gitar, Vokal) kurulu Exit (Çıkış) isimli yerli blues / rock üçlüsü yıllar boyunca barda sahne almış ve Siyah Beyaz’a gelen insanlar için bir çıkış yolu olmuş. Exit değişmeyen bir tavır olarak ezilen insanları temsilen blues türünde müzik yapmış. Faruk Sade’nin “iş konuşulmaz, felsefe konuşulurdu” sözleriyle tanımladığı bar ilk açıldığı günden bu yana bu konuda da karakterini korumuş ve rock, caz, blues türlerinden farklı bir müzik türünü çalmaz olmuş.  

Siyah Beyaz ile ilgili bir diğer önemli not ise kurumun yıllardır misafiri ve Sade’lerin kadim dostu Ankara Sinema Derneği Başkanı Dr. Ahmet Boyacıoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı 2010 yılına ait 92 dakikalık ‘Siyah Beyaz’ sinema filmi. Başrollerinde Tuncel Kurtiz, Taner Birsel, Derya Alabora, Şevval Sam, Erkan Can, Nejat İşler gibi oyuncuların yer aldığı yapımda Faruk Sade karakterine Taner Birsel hayat veriyor. 59. Manheim-Heidelberg Uluslararası Film Festivali Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen film ile ilgili olarak Boyacıoğlu; “Filmin içinde hem Ankaralılık, hem de o bara ait olmak var. Zaten Siyah Beyaz da Ankara’ya ait olmanın bir parçası bence.” diyor.  

Faruk Sade’nin vazgeçmeyi bir an bile düşünmediği fakat büyük zorluklarla yaşatmayı bildiği hayalinin çok da gizli olmayan kahramanı eşi Fulya Sade’dir. Aralarındaki uyum o denli kıymetliydi ki Sade seneler sonra Siyah Beyaz’ın bunca yıllık başarısı kendisine sorulduğunda “Fulya olmasaydı yapamazdım.” diyecekti. Faruk ve Fulya Sade’nin birbirini tamamlayan karakterleri, doğrudan insanla ilişki kuran samimi tavırları, Siyah Beyaz’ın açılışından 1 yıl sonra dünyaya gelen Sera Sade’nin varlığı ve güçlü bir bağla birbirine tutunan sayısız dostluklar hiç kuşkusuz Siyah Beyaz’a arzu edilen “yuva” hissini taşımıştı. 

Siyah Beyaz bugün Türkiye ve Londra’da tasarım ve sanat eğitimi almış Sera Sade’nin idaresinde, 33 yıldır olduğu gibi Kavaklıdere Sokak no3’te hem Faruk & Fulya Sade çiftinin hem Sera Sade’nin sanat çevresinden işleri beyaz duvarları arasına taşıyor. 2016 yılından bu yana bir eksik oluşları Siyah Beyaz ailesini varlığa dair şüpheye düşürse de aileye hayat veren sanat hiç kuşkusuz aynı zamanda onun kurtarıcısı olmuştur.

Sayı 16
Projects Of Being Seda Mit