Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Serkan Akyol

13.10.2016
Sayı 14

“ATELIER MONO”

Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Bilmeyenler için kendini tanıtır mısın desem, neler söylersin?

1982 yılında Aydın’ın Demirhan köyünde doğdum. Birleştirilmiş sınıflarda ilköğretimimi tamamlayıp orta ve liseyi aynı okulda okudum. Ardından sahne dekor ve kostüm tasarımı bölümünü bitirdim. Sonrasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tekstil bölümünden master derecemi aldım. Yüksek lisans eğitimim devam ederken Armaggan bünyesinde tam zamanlı olarak çalışmaya başladım. Sekiz yıl devam ettikten sonra Nisan ayında işten ayrıldım. Tamamen kendi atölyeme yoğunlaştım. Düzenli olarak bir şeyler yapmaktan keyif alan biriyim. Mesela her gün düzenli gittiğim kafeler var; oralarda oturup çizim yapmayı ve kitap okumayı çok seviyorum. Haftada üç dört defa vapurla karşıya geçip yürümeyi seviyorum. Düzenli izlediğim diziler, takip ettiğim yönetmenler var. Çok fazla manga ve anime takip ediyorum. Kitapların genelde ilk baskılarını okumayı seviyorum. Bir yazarın tüm kitaplarını alıp sonra okumaya başlıyorum. Bütün kitaplarını peş peşe okuyorum...  Bunların dışında banklarda oturmayı çok seviyorum... Hobi olarak mekanik fotoğraf makinası tamiri yapıyorum... Yemek alışverişlerimi semt pazarlarından yapıyorum, kısacası insanların arasında olmayı seviyorum.

Ne zamandan beri çiziyorsun, seni bu işe sürükleyen şey nedir?

Lise yıllarında çizmeye başladım; düzenli ve bilinçli olarak güzel sanatlara hazırlanmam da o dönemde oldu. Resim okumak istemiştim. Ama hocam Serkan Gönenç bunun yerine sahne sanatlarını okumamın daha iyi olacağı konusunda beni ikna etti; böylece sahne sanatları dekor ve kostüm tasarımı okudum. Tiyatro geçmişim olmasının çizimlerime çok fazla yansıdığını söyleyebilirim zira almış olduğumuz dramaturgi dersleri sokaktaki insanları izlerken bile etkili oluyor. Çizimlerimin şekillenmesi konusunda da çok etkisi olmuştur. 

Çinliler, ressam kâğıdı doldurmaz boşaltır fazlalıkları çıkartır diyorlar; sonra da kendisi içinde kaybolup gidermiş. Ben de çalıştığım şeylerin içinde var olduğumu hissediyorum. Gördüğüm izlediğim baktığım karşıma çıkan her şey benimle birleşip başka bir şeye dönüyor bir yerde. Aslında kâğıt üzerinde duran bir imgeye dönüşüyor benden de bir şeyler alarak...

Beni sürükleyen bu hayatın ta kendisi; yazarak değil de çizerek bir günlüğümün oluşması gibi her şey var içinde. Manav da var kestaneci de kitapçı da sinema gişesindeki adam da var, aslında ben varım. Beyaz kâğıt üzerinde yavaş yavaş belirmeye başladıklarında artık bir ayrılık sahnesi olduğunu fark etmeye başladım... Aslında bu da J. Berger’in babasının portresini nasıl çizdiğini anlattığı bir makalenin bende bıraktığı etkidir.



Ürün tasarımına nasıl başladın, bir ihtiyaç doğrultusunda mı yoksa yalnızca keyif aldığın için mi?

Ürün tasarımına tesadüf eseri başladım. Kardeşimin ısrarı üzerine çizimlerimden bir kısmını defter yapmıştık kardeşimin dükkânı için (serbest bölge). Sonrasında bundan çok iyi dönüşler aldım. O sırada Instagram takipçilerimden de bunlardan isteyenler oldu. Ardından All Design bana bir nevi destek olarak ilk adımımı atmamı sağladı, sonrası biraz hızlı gelişti.

İllüstrasyonların baştan sona nasıl aşamalardan geçiyor, planlı programlı mı başlıyorsun yoksa spontane mi ilerliyor her şey?

Programlı değil ama seri halde çizim yapıyorum. Birbirini takip eden işler zamanla tabii kendi içinde evrilip değişiyor çizgimde. Bunun da benim gelişimimle karşılaştığım şeylerle ilgili olduğunu anlıyor, fark ediyorum. Bu da bana keyif veriyor, sürekli yeni bir şey yaptığımda heyecanlanıyorum.

Son dönem çizimlerinde çift yüzlü insanları çokça görüyoruz, bunun kafanda yarattığı anlam nedir?

Garip bir şekilde oldu... Önceki işim nedeniyle bolca Selçuklu ve eski Türklerle ilgili çalışmalar yapıyorduk. Orada araştırmalar yaparken sürekli karşıma bu çift başlı olmak durumu çıkıyordu. Daha sonrasında George Agamben’de bunlarla karşılaştım. Mısırlıların neden hayvan başlı tanrılarının olduğuna kadar, benim de aklıma sürekli onlar takılmaya başladı çift başlı kartal gibi. Kağanların hem yaşamı hem ölümü koruduklarına inanıyorlarmış, o nedenle çift başlı kartal çok fazla kullanılmış.  Bunlar sonrasında bende kalan geçmişle şimdi arasındaki bir bağ gibi oldu. Bir tarafta yaşadığımız şeyler, bunlardan süzdüklerimiz bize kalan, bir tarafta da değişmeyen, tanıdık hale gelen bir yüz; yaşamlarının çeşitli halleri gibi benzeyen ama benzemeyen tanıdık gelen, ama yabancı olan iki kafa. Aynı anda aynı yerde olan ama başka yerdeymiş gibi olan insanlar, bende yarattığı imgeler bunlar...


Peki tasarladığın ürünlerin üretim aşaması nasıl ilerliyor, mesela bir çanta son kullanıcıya ulaşana kadar hangi aşamalardan geçiyor?

Ürünlerden bahsedersek, öncelikle yaptığım çizimlerin dışında ürün üretmiyorum. 

Bütün ürünlerin üzerinde kendi çizimlerim mevcut. 

Günlük çizimlerimden belirlediklerimi öncelikle bilgisayara tarıyorum. Sonrasında bunların yapacağım ürüne göre baskıları alınıyor. Her ürün farklı atölyelerde üretiliyor. 8 ayrı atölyede üretim devam ediyor. Bunların tamamı kendi alanlarında iyi atölyeler. 

Burada işler şöyle ilerliyor: Yapmış olduğumuz ürünler de, kullandığımız tasarımlar da bana ait; ürün geliştirmesini, kalıp hazırlama işlerini de ustalarla birlikte ben yapıyorum.

Bir adet numune kalıp hazırlanıp onaylandıktan sonra ona göre baskıları alınıyor ve üretime sokuluyor. Ürünlerden adetli olarak baskı almıyorum. Hepsi sınırlı adette basılıyor, yapılıyor sonra başka çizimlerin üretimini yapıyorum.

Üretimi tamamlanan ürünleri atölyelerden yine ben topluyorum ve kendi atölyeme getiriyorum. Burada onların fotoğrafları çekiliyor, paketleniyor; ardından satış noktasına sevklerini yapıyorum.

İlham almanı sağlayan diğer sanat/tasarım dalları neler? Sinema, müzik, kitap... Aklına kimler geliyor?

Müzik dinlemeyi çok seviyorum özellikle plaktan. 700’ün üzerinde longplay’im var... Çoğunluğu jazz ve blues olmak üzere... Kitap konusunda çok fazla sayabileceğim insan var, bilemiyorum. Kendimce şöyle bir görev edindim diyebilirim. Her gün bir adet kitabı Instagram sayfamın hikâye kısmında paylaşarak en azından bilgi edinmelerini, akıllarında bir merak uyanmasını sağlamaya çalışıyorum. Gelişimimde önemli isimlerden biri Ursula K. Le Guin’dir. Foucault, Aldous Huxley, Ray Bradbury’nin öne çıktıklarını söyleyebilirim benim için. 

Film konusunda da obur olduğumu söyleyebilirim. Kim Ki Duk, Wes Anderson, Krzysztof Kieślowski, Jean-Pierre Jeune, Woody Allen; bizden Metin Erksan, Derviş Zaim, Reha Erdem gibi severek izlediğim ve takip ettiğim daha onlarca yönetmen var tabii ki...

Bunların dışında fotoğrafı da çok seviyorum ama bakmayı. Çekmeyi sevsem de benimkiler belge niteliğinin ötesine geçmeyen şeyler... 



Atölye fikri nereden çıktı ortaya, böyle bir ihtiyaç nasıl doğdu?

Atölye fikri ihtiyaçtan ortaya çıktı; evimde artık çalışacak alanım ve kitaplarımı koyacak yerim kalmayınca mecburen bir yer tutmak zorunda kaldım... Şu anda Kadıköy’de iki ayrı atölyem mevcut, bir tane daha yakın zamanda açık çalışma alanı oluşturacağım, onunla ilgili yer bakıyorum. İsteyenlerin gelip baskı yapabilecekleri, diğer işlerini çözebilecekleri ücretsiz bir çalışma ortamı oluşturmak istiyorum. 

İnsanlar sana nasıl ulaşabilir, ürünlerini ve illüstrasyonların nerelerden satın alınabilir?

Öncelikle Kadıköy’de ateliermono adı altında kendi atölyem mevcut.

www.ateliermono.com online satış sitemiz.

@ateliermono @serkanakyol instagram hesaplarım.

Kadıköy: yine lemur store

Taksim: serbest bölge- amant turc- lunapark

Nişantaşı: Zmix store –plumon

Online stores: dukkan.olmadikprojeler.com

hipicon.com tr.pomstore.com

Bunların dışında Hollanda, Almanya, İsviçre, Amerika, Sydney’de ürünlerimize farklı yerlerden ulaşmak mümkün...




Sayı 14
Mekanı Olmayan Galeri: GOM Sanal'da Öne Çıkanlar