Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Raif Kara Söyleşisi

25.02.2015
Sayı 4

1877’de Edison’un fonografı keşfetmesi ve Emile Berliner’in 1887’de gramofonu bulmasıyla müzik dinleme zevki sadece aristokrasiye değil halka da mal olmuş. 1900’lü yılların başında, öncelikle İngiltere olmak üzere Fransa, Amerika, İtalya ve daha birçok ülkede gramofon yapılmaya başlanmış ve bunların en kalitelileri, özenle üretilen ve ömürlük olarak dizayn edilen ‘His Master’s Voice’, yani Sahibinin Sesi diye adlandırılan İngiliz gramofonları olmuş. Gramofon sesi insan kulağına en yakın sesmiş...

İnsanoğlunun İlk çalgısı, kendi sesi olmuş, daha sonra kendi sesini yükseltebilmek, sesinin daha uzaklara gidebilmesini sağlamak için düdük benzeri enstrümanlar yapmış. Aynı zamanda el ve ayak vuruşlarıyla yansıttığı ritmi pekiştirmek için “vurmalı çalgılar” icat etmiş. Sazlıklardaki kamışlardan esen rüzgârlarla çıkan sesleri duyup, bunu kamışlara üfleyerek ses çıkarmayı başarıp, “üflemeli çalgılar” üretmiş. Ok atmak için kullanılan yaydaki düzenekten çıkan sesle , “telli çalgı” fikrine ulaşmış...

Bütün bu etkilenmeler, arayışlar ve icatlar, insanın müziğe her dönem ve zamanda ihtiyacı olduğunu gösteriyor. O nedenledir ki, müzik ruhun gıdası deriz... Yeni doğan bebeğimize önce ninni söyleriz... Dertlenir, müzik dinleriz... Eğlenmek ister, müzik dinleriz... Her çeşit merasimde; düğünde, bayramda, ölümde yanı başımızda her daim müzik olmuş ve olacaktır da. Ve insanoğlu bulduğu pek çok enstrümanın sesini kaydedip, tekrar tekrar dinleyebileceği, görsel estetiği ve ses kalitesiyle neredeyse canlı söylenen ya da çalınan duygusu veren aygıtı da icat etmiş.

Gramofon

1877’de Edison’un fonografı keşfetmesi ve Emile Berliner’in 1887’de gramofonu bulmasıyla müzik dinleme zevki sadece aristokrasiye değil halka da mal olmuş. 1900’lü yılların başında, öncelikle İngiltere olmak üzere Fransa, Amerika, İtalya ve daha birçok ülkede gramofon yapılmaya başlanmış ve bunların en kalitelileri, özenle üretilen ve ömürlük olarak dizayn edilen ‘His Master’s Voice’, yani Sahibinin Sesi diye adlandırılan İngiliz gramofonları olmuş. Gramofon sesi insan kulağına en yakın sesmiş... Dinleyip de etkilenmeyen yok. Titreşimle birbirimizi duyabildiğimiz gibi, o titreşimdeki doğal seste direkt insan sesini hissediyor ve sanki gramofondan çıkan her ses sadece karşındakine canlı canlı söylüyor gibi.

Bir gramofon sevdalısı; gramofonun estetik görüntüsüne ve eşsiz sesine sevdalı bir koleksiyoner, sevgili Raif KARA (Gramofon ve Taş Plak Koleksiyoncusu) ile koleksiyonu konusunda sohbet edeceğiz. 1962 yılında Ankara’da doğmuş bir işadamıdır Raif KARA. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik bölümünden mezunu olmuş; Irmak, Yağmur ve Umay isimli üç çocuk babasıdır.

Sevgili Raif bey “Box in a Box İdea” okuyucuları için koleksiyonunuzun yolculuğuna çıkalım istedik. Sizin hikayeniz nasıl başladı?

Eski eşya koleksiyon merakım vardı, önce yakın çevremdeki çeşitli eşyaları toplayarak başladım, ilerleyen yıllarda eskici ve antikacılarla devam eden iletişimim beni 1984 yılında gramofonla karşılaştırdı. Gramofonun bana diğer tüm eski eşyalardan daha farklı bir haz verdiğini fark edince, geçen 28 yılda topladığım çok nadide Gramofon ve taş plaklar beni bu konuda Türkiye’nin bilinen en kapsamlı koleksiyoncularından biri haline getirdi diyebilirim.

Koleksiyonunuz yalnızca gramofonla sınırlı değil sanırım?

Evet değil, şu anda koleksiyonumda sesin kayıt edilebildiği dönem öncesi müzik cihazları olan LATERNA’ dan 2 adet ve 1877 yılında Edison tarafından dünyada sesin ilk kaydedildiği cihaz olan FONOGRAF’ tan 4 adet bulunmaktadır. Koleksiyonda bu fonograflara ait kayıtları 1895 yılında yapılmış Türk ses tarihi açısından çok değerli; ilk Osmanlıca balmumu kovan paklardan 24 adet ve ayrıca yabancı sanatçıların seslendirdiği vinil kovan plaklardan da 100 adet bulunmakta. Gramofon ve Taş Plak Koleksiyonumda tamamı orijinal ve çalışır durumda olan “Victor”, “Sahibinin Sesi”, “Columbia”, “Pathe”, Polyphone”, “Electrola”, gibi dünyaca tanınan markalara ait 116 Adet GRAMOFON; Bu gramofonların arasında Dünyanın en küçük gramofonu olan ”Mikiphone” Osmanlı için özel üretilmiş altın kaplama “HİS MASTER’S VOİCE” marka gramofon ve hepsi birbirinden değerli borulu, mobilyalı, nadide pek çok özel gramofon ile 4 adet çocuk gramofonu en çok dikkat çekenlerdir.

Taş plaklarınız ve onlara kayıtlı müzikler konusunda neler söylersiniz?

Çocuk gramofonlarına ait 30 civarında özel plak var. Ayrıca Hafız Burhan, Safiye Ayla, Deniz Kızı Eftelya, Münir Nurettin Selçuk, Yesari Asım Arsoy, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Zeki Müren, Abdullah Yüce gibi pek çok sanatçının doldurduğu ilk plaklar, Atatürk’ün sesinden 10.Yıl Nutku, İstiklal Marşımızın bestelenmemiş ve bestelenmiş değişik versiyonlarının ve Hafız Sadettin’in(KAYNAK) sesinden Türkçe ezanında olduğu çok değerli bir çok plak ve çok nadir bulunan 16 adet resimli taş plağım var. Çoğunluğu Türk Sanat Müziğinin çok kıymetli hafız ve sanatçılarına ait 4.500 adet civarında taş plak ve 350.000 adet civarında da gramofon iğnesi ve gramofonlara ait pek çok afiş, broşür hediyelik eşya ve pek çok plak kılıfı da koleksiyonumda yer almakta.

Peki sevgili Raif bey, gramofon Plakları ile Pick-up Plaklarının farkı nedir?

Gramofon plakları (Taş plaklar) farklı bir kategoridir. Yani 78 devir diye adlandırılan plaklardır. Bu plaklar normalde sadece gramofonda çalınabilirler. Gramofonların yanı sıra özel üretimli pick-up’ larda ve bir de 78 devir seçeneği olan pick-up’ larda çalınabilirler. Fakat pick-up’ ta dinlediğiniz bir taş plağın ses kalitesi gramofonda dinlemeye göre % 40 civarında bir kayba uğramaktadır. Zira teknolojisi gereği gramofonda her bir plağı dinlemek için bir iğne değişmektedir. Bu iğne çelikten mamuldür. Halbuki Pick-up’ larda elektrikli bir sistem vardır ve dış etkenler hariç aynı iğne binlerce kez plak çalabilmektedir. Yani 78 devirlik plaklar gramofon plağıdır.

"Long Play" diye de adlandırılan 33 devirlik plaklar ve 45’lik diye adlandırılan küçük plaklar pick-up plağıdır ve sadece pick-up’ larda çalınabilirler. (Gramofonlarda çalınamazlar.)

Hayli zengin bir koleksiyon, peki bu varlığınızı sergileyip paylaşıyor musunuz?

Elbette, 2009 yılı Nisan ayı içerisinde Ankara’da bulunan CEPA adlı bir alışveriş merkezinde 17 gün süreyle, gramofon ve taş plakları sevenlerle “GEÇMİŞTEN GELEN SES” adlı sergide buluşturdum. Bu benim ilk sergim, fakat diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu güne kadar bu alandaki 2. sergisi olmuştur.

Sergiye olan ilgi nasıldı peki?

Çok ilgi gördüğünü söyleyebilirim. Sergi süresince her gün öğle ve akşam saatlerinde canlı taş plak dinletileri ile açık kalan sergiyi 17 gün boyunca 100.000 kişi ziyaret etti ve ziyaretçilerin 4320 si duygu ve düşüncelerini sergi defterine kaydetmiş. Ardından ikinci sergiyi 2010 yılında bu defa Kahraman Maraş’a taşıdık. Yine orada da 10 günde 5.000 kişinin ziyaret ettiği bilgisiyle mutlu çok olduk.

Peki nasıl bir ziyaretçi profili vardı bu sergilerde?

Bu çeşit koleksiyon sergilerine orta yaş ve üzeri kişilerin ilgi göstereceği düşünülür. Oysa gördük ki, sanıldığı gibi gramofonların ve taş plakların orta yaş ve üzeri yaştaki kişilere hitap etmediği net olarak ortaya çıktı. Ziyaretçilerin yaşlara göre dağılımına bakıldığında ilk okul çocukları dahil tüm gençler ile orta yaş ve üzeri ziyaretçi sayılarının birbirine çok yakın olduğunu gördük.

Verdiğiniz bilgilere çok teşekkürler Raif bey... Başucunuzdan müziğiniz eksik olmasın.... Raif Kara www.gramofonkoleksiyoncusu.com adlı sitesi vasıtasıyla da internet üzerinden koleksiyonunu meraklıların ziyaretine açmıştır.
Sayı 4
Graffiti Nedir? Can Başdoğan Söyleşisi