Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Pari Dukovic Söyleşisi

23.02.2015
Sayı 5

Pari Dukovic İstanbul doğumlu ve Yunan asıllıdır. Ona ilk kamerasını veren babası sayesinde fotoğrafla tanışmıştır. Pari, Rochester Institute of Technology (Rochester Teknoloji Enstitiüsü)’nde fotoğraf okumak için ABD'ye gider. Mezun olduktan sonra New York'a taşınır ve birkaç iş geliştirir.

Röp: Şener Yılmaz Aslan


Şu anda Pari, New Yorker’da kadrolu fotoğrafçı. Çalışmaları Zürih’te Museum Haus Konstruktiv’te sergilendi ve ilk kişisel sergisini New York'ta Giacobetti Paul Galerisinde açtı. 2013 yılında Pari, Rafineri 29 tarafından, The British Journal of Photography (İngiliz Fotoğraf Dergisi)’nde izleyici fotoğrafçılarından biri olarak ve New York'taki en etkili yaratıcı gençlerden biri olarak yer aldı. Pari 2011 yılında da, PDN 30 fotoğrafçılar listesinin bir parçası oldu. Pari’nin çalışmaları The New Yorker, Vanity Fair, Zeit Magazine, GQ, Le Monde M Magazine, New York Magazine, The New York Times Magazine, Süddeutsche Zeitung Magazin, Wired, Rolling Stone, Time ve Esquire’da yer aldı. Stüdyosu New York'tadır.

Bir röportajınızda küçük yaşlardayken Ara Güler’in bir kitabından çok etkilendiğinizi söylemişsiniz, Ara Güler’in sizi halen etkilediğini söyleyebilir miyiz? Kendinize yakın bulduğunuz ve takip ettiğiniz fotoğraf sanatçıları var mı ve bu sanatçılar üretimlerinizi ne derece etkiliyor. ?

Ara Güler tabi olduğum ilk fotoğrafçılardan biridir. İstanbul'da doğup büyüdüm ve Ara Güler kesinlikle fotoğrafçılığa kendi işaretini koymuş biridir ve herkes onun çalışmalarını tanır. Kendi sanatını yapmaya gelince, etkilenmek ve bilinçlenmek arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Kendi tarzınız olması demek bir konuda kendinize özgü bir yanıtınız olması demektir. Ben sürekli sanata bakıyorum ve bu sadece fotoğraf değil; heykel, resim, müzik ve performanslar. Tüm sanat formları birbirlerinden bir şeyler ödünç alıyor. Fotoğrafçılık, bir anı yakalama ve bu durumun bir anlık taslağını görsel olarak oluşturma yeteneği olan bir sanat formudur. Bu çok güçlü bir araçtır. Şimdi genelde Francis Bacon gibi ressamlara bakıyorum. Yaptıklarına gerçekten hayranlık duyuyorum.

Halen Analog yöntemle fotoğraf çektiğinizi biliyoruz peki baskıları da analog yöntemle mi yapıyorsunuz, yoksa dijital bir müdehaleniz oluyor mu ? Teknik sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Bugün, dergilerde, online olarak ya da galerilerde gördüğünüz hemen hemen her görüntü bir düzeyde dijital manipülasyondan geçmiştir. Ben teknolojiyi karanlık odada yapacaklarıma ulaşmama yardımcı olması için kullanıyorum, ancak negatif dijitalleştirildikten sonra, dijital teknolojinin yardımıyla çok kontrollü olarak. Bence burada önemli olan, baskının sanat üretmenin kişinin görsel olarak ulaşmaya çalıştığı şeyi geliştirebilecek olan bir başka aşaması olduğudur.

Genellikle fotoğrafları başkaları ile seçmenin daha iyi olduğu söylenir. Hatta bazı sanatçıların bir arkadaşı ile birlikte çalıştığını duyuyoruz. Fotoğraflarınızı çektikten sonra herhangi bir yardım alıyor musunuz?

İşinizi ve neye cevap verdiğinizi bilen bir kişi kesinlikle büyük çaplı bir işin seçim sürecinde size kesinlikle yardımcı olabilir. Ancak, kendi işimde çaba gösterdiğimi hissetmek ve çalışmayı benim bakış açımı en iyi yansıtacak görüntüleri seçecek şekilde düzenlemek istediğim için ilk ayırmayı kendim yapmayı tercih ederim. The New Yorker gibi yerlerde fotoğraf editörleri ile çok yakın çalışırım ve çalışmalarımı birçok yönden düzenlememe yardımcı olurlar. Örneğin, The New Yorker’daki görüntü yönetmeni Whitney Johnson, fotoğraflarımı farklı şekillerde geliştirmeme yardımcı olarak, benim büyük bir destekçim ve akıl hocam olmuştur.

Bir fotoğrafçıya şu soru sorulmuş: Neden fotoğraflarınızı bu kadar kontrastla çekiyorsunuz? O da şu cevabı vermiş: Çünkü hayatta çok fazla kontrast var. Kontrastın sizin fotoğraflarınızda da grafiksel etkisi olan bir anlamı var mı?

Benim için bu, ışık-gölge oyunundan farklı değil. Ressam Caravaggio bunun ustasıdır. Benim resimlerimde kontrast parlaktır ve mevcuttur çünkü konuyu seçerim ve görsel ritmi gördüğüm durumlarda çekerim. Kontrast veya ton derinliği bir fotoğrafa belirli bir tür enerji de getirebilir. Bana göre, bir fotoğrafın her bir elemanının duygu ile bir ilgisi olmalıdır ve ton, renk, karanlık veya aydınlıkla ilgili bir şeyler olabilir.

“Kiss Kiss, Shoot, Shoot (Öp Öp, Çek Çek)” ve “Burlesque (Hiciv)” serileri bize Cindy Sherman'ın "Untitled Film Stills (Başlıksız Film Fotoğrafları)" ve Nan Goldin’in çalışmalarını hatırlatıyor. Belgesel fotoğrafçılığı için diğer serilerinizde diğer boyutları, daha fazla renk, detay ve çıplaklık görüyoruz. Bu çalışmalarınızda ilhamınız nedir?

Burlesque renkli fotoğrafçılıktaki ilk girişimimdir. Renkli çekime yaklaşık 3 yıl önce başladım ve elde ettiklerimle heyecanlandım. Renkli çalışmada siyah beyaz çalışmalarımdakine benzer bir heyecan getirebilecek bir unsur aradım. Öncelikle bana rengi haykıracak bir konu bulmak zorundaydım. Bir gece bir arkadaşım beni bir hiciv gösterisine götürdü. Gösterinin tiyatral yönü, makyajın güzelliği ve kıyafetler dikkatimi çekti. Bir sonraki gidişimde kameramı aldım ve fotoğraflar çektim. Gördüklerimden heyecanlandım çünkü bu güzel ve şiirsel renkler olan bir dünyaydı.

Defilelerde fotoğraf çektiğinizi biliyoruz. Belgesel fotoğrafçılığını moda fotoğrafçılığı ile karşılaştırabilir misiniz?


Bana göre hepsi aynıdır. Günün sonunda tepki gösterebileceğim iyi bir fotoğraf yapmak isterim. Modayı asla fotoğrafçılığın farklı bir türü olarak görmedim. Çok fazla güzellik ve fantezinin olduğu bir platform.

"Punk Kaos" adlı projenizden biraz bahseder misiniz?


Başlangıçta, New Yorker ile dergide çok sayfalı bir portföy olarak yayınlanan bir işbirliği idi. Metropolitan Müzesi punk kültürünün tarihi ve modada giyim üzerine bir gösteri planlıyordu. The New Yorker’a sunmak üzere MET’teki sergi ile ilgili beyin fırtınası yaparken, punk kültürünün moda unsurundan tamamen bağımsız bir punk hikayesi üzerinde çalışmak istedim. Dünya çapındaki pek çok punk topluluk üzerinde araştırma yaptıktan sonra ve Human Rights Watch (İnsan Hakları Takibi) yardımıyla, uğrunda savaşmak gerçek bir nedeni olan Burma ve Endonezya merkezli birkaç punk topluluğa indirgedim. Uğrunda savaştıkları ve inandıkları önemli bir sebepleri olduğundan, gelişmekte olan ülkelerdeki punk topluluklar bir grup olarak en fazla bütünlüğe sahipler. Yangon, Jakarta ve Banda Aceh’te, birkaç punk topluluğun önemli üyeleri ile görüştüğüm ve belgelediğim iki hafta geçirdim.

Susan Sontag Başkalarının Acısına Bakmak isimli kitabında “Fotoğraf sanatı, mesleki eğitim ve deneyimle geçen yılların, eğitimsiz ve deneyimsiz kişiler karşısında aşılamaz bir üstünlük sağlamadığı tek büyük sanat dalıdır” diyor. Sizce de böyle mi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bence eğitim çok önemli. Oturmuş temellere sahip olmakla ilgisi var. Fotoğrafçılıkta insanların işinizi fark etmeleri için yetenek gerekir. Ancak, eğer yetenekli iseniz bu temelin üzerine deneyim ve azimli kişilik oturtulabilir. Eğitim sadece, zanaatinizi geliştirmek amacıyla uygulama yapmak ve deneyim kazanmak için bir platform/fırsat olabilir. Özellikle, profesyonel bir fotoğrafçı olarak kariyer yapmak isteyen biri için, gerçekleştirme ve spota getirme yeteneği ancak tecrübe ile yapılır. Bence, hayat boyunca birçok deneyimle kendimizi sürekli eğitiyoruz.

Son bir soru, fotoğrafçılıkla ilgilenen ve eğitim almak isteyenlere verebileceğiniz herhangi bir öneri var mı?

Fotoğrafçılık bir yaşam boyu bağlılık ve alışveriştir. Gerçekten tutkulu olduğunuz projelere odaklanmak anahtardır, ancak o zaman çalışmanın farklı bir görünümü olacaktır, çünkü bu görsel hikayeden alacağınız duygu kısmı olacaktır.
Sayı 5
Eda Kabasakal Söyleşisi Sabiha Tansuğ Söyleşisi