Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Özdemir Asaf

22.01.2018
Sayı 19

Sürrealist Bir Teşebbüstü Asaf; “Bekle Dedi, Gitti…”

Yazı: Asya Tuğçe Yaldız

İllüstrasyon: Ethem Onur Bilgiç.



Uzağın değil ötenin, kimsesizliğin değil yalnızlığın, kayıp hecelerin değil açık seslerin ve söylenemeyen tüm -r’lerin aralık mimarı Özdemir Asaf…

Nergis mevsiminde karşılanan bahar değil, kıştır artık. Bir mevsimin ötekisi olmuş her şair kadar kendine ve “sen”e dönük bir yüz Asaf. Öyle ki; sen ben ikileminde kendine yabancı, sana tanıdık bir izlenimin yolcusu gibi imzaladığı şiirlerinde, biçimin ötesinde anlama ve uzaktan izlediği, düşü düşünceye dönüştürme çabasına şahit olduğumuz bir şair.

Asaf, yoğun dizelerin şairi olarak bilinse de onun anlatımı başlı başına karakteristik bir biçimin, hatta biçimce getirilmiş yeni bir anlayışın ürünüdür. Cumhuriyet dönemi şairleri arasında incelemelere alınsa da onun anlatısı üzerine nicelik bakımından oldukça az araştırmanın bulunmasının belki de temel sebebi budur. Birinci ve İkinci Yeni’den müstakil ve saf anlayışa kadar pek çok akıma dahil edebileceğimiz çeşitlilikte eserler verirken, kendi üslubundan taviz vermeden, özellikle ünlü daralmasından uzak kalan dizeleriyle dikkat çekmiştir. Asaf’ın anlatımında saf bir dilin yanında anlamca yoğun ifadelerin yer alışı, onun şiir tanımını açıkça ele vermektedir. Bu sebeple Asaf şiiri için “edebiyatın felsefe ile yoğrulmuş ürünü” demek yerinde olacaktır.

Özdemir Asaf şiirinde gündem, kendini sürreal bir çizgide taşır ve her an yeniden konu edilebilirlik özelliğine sahiptir. Öyle ki; bugün dinlediğimiz şarkıların birçoğunda Asaf şiirinin kendini yeniden üretiminin sebebi de budur. Konu bakımından Asaf, ideolojik söylemlerle arasına koyduğu mesafenin yanı sıra, insanın doğal gerçekliğini vurgulayan dizelerinde ironiyi ve sürpriz betimleri de sıklıkla kullanmaktadır. Dilde sadeleşme çabası içerisinde az sözcükle derin bir etki bırakmayı hedefleyen Asaf’ın diğer şair ve yazarlara da tavsiyesi yine bu yöndedir: “İsterim ki sözlerin arasında bir söz, sözden öte bir söz olsun…”



Kendisini “yalnızlığın şairi” olarak tanıyor olmamızdan anlaşıldığı üzere, Asaf’ın en belirgin temalarından biri de yalnızlıktır. Şiirlerinde sıklıkla ‘evrensel insan gerçekliği’ olarak tanımladığı yalnızlık, paylaşılamayan bir mekanizmanın kendini sürekli var edişi ile bireyin hayatına harmanlanmış bir bütün teşkil eder. Onun yalnızlığı, tıpkı bir sürpriz gibi insanı şaşırtan ve aniden kelimelerine bastırmış bir yağmur gibi kucaklayan bir yapıya sahiptir. Goethe’nin mısra için yaptığı tanımı, en açık Asaf’ın yalnızlığı gözler önüne sermektedir. Tıpkı mısra gibi, Asaf yalnızlığı da “yalnızın neyi var, neyi yoksa” da ‘birdenbire’dir. Bu sebeple bireyin bütününü teşkil eden yalnızlık, Asaf şiirinde her an bastırması beklenen ama yine de ‘birdenbire’ gelenin müjdesi gibidir.

Asaf, şiirin genleriyle oynayan bir üslubun mimarı olarak, “şarkı söylüyormuşum” demez; “şarkı söy-leyormuşum” der. Bu sapmalar, yerel bir ağzın etkileri ve kişisel tercihler göz önüne alındığında uygulanabilir gibi görünse de şiir dilinde oldukça radikal bir tutumun göstergesidir. Bunu kabul ettirebilmiş bir şair olarak, dönüştürme eylemini edebiyat çizgisinde anlam ve sese nüfuz eder biçimde uygulamış, öyle ki söyleyemediği –r harfi sebebiyle soyadı olan Arun’u dahi Asaf olarak değiştirmiştir.

Mutlu olanın öngörülebilir hikayesine hiç aldırmadan, mutsuz bir çoğunluğun doğallığını, en sade biçimde şiirine konu eden Asaf’la bugün kurabildiğimiz yakınlığın sebebini, başka bir şeyde aramamak gerekir. “Sana güzel deyorlar; sakın olma.” dizeleri tam olarak bu doğallığın ve idealize olandan uzaklığın ürünüdür. Onun edebiyat anlayışında ne popüler olmak ne de süslü anlatımlar için geliştirilmiş kaygılara rastlanmaz. Şiiri sadece mısrada değil, bütünde ve yine yalnızca şiirde de değil anlatının tümünde aramıştır. Asaf’ın özellikle son dönem şiirlerinde yalnızlık, ölüm ve insanlığa dair görüşleri adeta aforizmal bir anlatı oluştururken, şiiri felsefeyle buluşturarak hedeflediği anlatı gücünü açıkça ortaya koymuştur.“Her insanın bir hikayesi olabilir ancak her insanın bir şiiri olamaz.” diyen Asaf’ın bu gücü şiirde buluşu da oldukça doğaldır.

28 Ocak 1981’de aramızdan ayrılırken, yazdığı onlarca dizede bize beklenmedik onlarca hissi miras bırakan şairin gidişi, bugün ölümünün 37. yılında bile, birdenbire bir yalnızlık peydahlıyor bir kapı önünde. Onun elinin dokunduğu yerde başlıyor paylaşılmayan yalnızlıklar, ona dokunmuş her mevsimde başka bir çiçek senfonisi…  Belki de sırf bu yüzden;

“Bekle dedi; gitti,

Ölüm gibi bir şey oldu ama Asaf hiç ölmedi…”

Sayı 19
Gökhun Baltacı Kim ki O