Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Nerdworking

19.02.2015
Sayı 7

Son zamanlarda ses getiren işleriyle tanınan Nerdworking ile ilgili Erdem Dilbaz'a sizler için merak ettiklerimizi ve merak edebileceklerinizi sorduk.

Nerdworking ne zaman ve kimlerle ortaya çıktı, isim babası kim?

2009’un eylül ayında başladık, kendi aramızda kurduğumuz bir mail grup üzerinden iletişime geçmenin mantıklı olacağını düşündük. Çünkü herkes kendi ortamında çalışıyor, kimimiz de yurtdışında yaşıyordu. Mail gruba bir isim düşünürken nerd network’ü manasında Nerdworking koydum adını öyle aldı yürüdü. İlk başta ben, Olgu Demir, Candaş Şişman, Deniz Kader, Selin Özçelik ve Nagehan Kuralı vardı. Sonra sonra yetenekli arkadaşlarımızın katılımıyla genişledi ekip.

Sanırım kalabalık bir ekibiniz var, herkes çoğu zaman bir arada oluyor mu? Yoksa bir iş gelince mi bir araya geliyorsunuz?

Ekibin çalışma motivasyonlarından biri kendi başına bitirmesi aylar sürecek projeleri birlikte kısa zamanda ve kendi istediğimiz tarzda üretmek. Haliyle herkes kendi işini sürdürürken bir yandan da Nerdworking projeleriyle ilgileniyor. Genelde projenin üretiminde kafa patlatmak için mümkünse bir araya geliyoruz, sonrasında herkes kendi yeteneğiyle ilgili kısmı üretmek için çalışma alanına çekiliyor. Ara ara tekrar bir araya gelip süreci sonlandırıyoruz.

Nerdworking’i bilmeyenler için ne tür projeler geliştirdiğinizden bahseder misiniz, bu projelere her zaman tüm ekip dahil oluyor mu?

Bir kere her projede herkesin çalışmadığını belirtmekte fayda var, projeye göre ekip oluşuyor. Bizim derdimiz insan - makine arasında daha sıcak bir iletişim kurmak, deneyim yaşatarak derdini anlatan, hatta izleyiciler tarafından o derde dert katılan işler yapmak. Sanat - bilim - teknolojinin bir araya geldiği işler yapıyoruz. Sanatın da teknolojinin de sonuçlarını kamusal alanda gösteriyoruz. Sanatı galerilerden teknolojiyi yüksek Ar- Ge laboratuvarlarından çıkartma derdindeyiz bir yandan da. Bu minvalde binalar üzerinden görsel şovlar (mapping) hazırlıyoruz, düşünce gücüyle kontrol edilebilen oyunlar yapıyoruz, lazer odası gibi eğlenceli enstalasyonlar geliştiriyoruz. Aslen oyuncu yaklaşıma teknolojiyi alet edip sanatsal düşünme pratiğini ayağa düşürüyoruz.

Yaptığınız işler müzelerde ve galerilerde sergilenen bir sanat eserinden daha fazla kişiye ulaşıyor, bu durum sizce eserinizin sanat olma özelliğini güçlendiriyor mu?

Çalışmaların tümünde süreci öne alıyoruz ve sanatsal yaklaşımı boşlamıyoruz. Bu yaklaşım işleri güçlendiriyor ve sanatsal değerini korumalarını sağlıyor. Belki şu oluyor, daha fazla insana ulaştıkça deneyimi ve anlatmak istediği derdin paylaşımı artıyor. Sonuç olarak da uzun ömürlü oluyor tüm çalışmalar. Bir de dokümantasyon ve PR kısmına çok önem veriyoruz. Bu da işlerin geniş kitlelerle buluşmasına ve ayrıca ek olarak potansiyel müşterilere ulaşmamıza imkân tanıyor.
Birçok projenizde ışık oyunları görüyoruz, sanırım ışığın gücünü herkesin keşfetmesini istiyorsunuz. Sizin için ışık neden bu kadar önemli?

Bir tek bizim için mi, ışık herhalde Dünya’ya düşen en eski büyücüdür. Doğada ne dediği belli olmayan fakat atmosferiyle kendini hissettiren, asla ne hissettirdiğini anlatamadığımız ışığı kontrol edip insanların hislerine dokunmak büyük nimet gerçekten. Kelimelerin asla yetmediği hislerinizi anlatmak için mükemmel bir araç.

Oyun sizin için çok şey ifade ediyor gibi... Projelerinizi hazırlama aşamasını bir oyun ve ortaya çıkan ürünü de oyuncak olarak gördüğünüzü söyleyebilir miyiz? Ne düşünüyorsunuz oyun ve oyuncak hakkında?

İnsan olmanın temeli değil mi oyun oynamak? Gördüğünü taklit etmek? Ne diyelim valla, oyunla bir şeyi ifade etmek dert anlatmanın en kolay yolu gibi görünüyor bize. Şimdi oturup birine EEG cihazının beyin dalgalarını nasıl ölçtüğünü ya da C++ ile Processing arasındaki programlama dillerinin farklılığını anlatmaya kalksan, alakası yok kös kös bakar suratına sıkılır. O zaten işin mutfağı, biz yaptığımız yemeği sunmaya çalışıyoruz. Haliyle oyuncu yaklaşımla teknoloji birleşince insanların derdimizi anlamaları ve paylaşmaları daha hızlı ve etkili oluyor.

Haydarpaşa’daki “Yekpare” isimli müthiş eserinize değinmeden geçmeyelim. Sanırım en popüler projelerinizden oldu, halen de internet üzerinden izlenmeye devam ediyor. Sizce bunun nedeni nedir?

Projeksiyonun yetileri keşfedilmeye başlanmış güzel de mapping performansları ortaya çıkmıştı 2010 yılında. Fakat hemen hepsi 3D illüzyonlara ağırlık veriyor, yapıların formlarını bozarak algılara oynayıp insanları şaşırtıyordu bu performanslarda. Yekpare’nin hala sıklıkla izlenmesinin nedeni o işi çıkartan ekibin kavramsal düşünmeye yatkınlığı ve hikayesidir. Sanat yönetmenleri Candaş Şişman ve Deniz Kader zihnen uçmak konusunda deneyimli sanatçılardır. Ses tasarımı yapan Görkem Şen de ha keza öyle, sesle görür desek yeridir. Benim de olası hikayenin çerçevesini çizmemle iş sonuçlandı. Bir de en mühimi bir İstanbul hikayesini hiç de kör gözün parmağına tema kullanmadan soyut temalarla anlatıp her izleyicinin aklına bıraktık performansı. Sanırım en büyük tutku da bundan doğdu, kitap gibi herkes izlerken birbirinden farklı kişisel duygularla izlemiş oldu.

Deneyimlerinizi diğer gençler ile paylaşmak için fırsatlarınız oluyor mu, ya da bunun için bir çabanız var mı?

Elbette oluyor zira Nerdworking gibi çalışan dünya üzerinde de çok fazla firma yok. Başkalarının da yaptıklarımızı nasıl yaptığımızı, ne tip hatalar yaparak bu noktalara geldiğimiz, yenilikçi düşünce tarzlarını öğrenmeleri için hemen her davette üniversitelere ve/veya kurumlara gidiyoruz, atölye çalışmaları veriyoruz, konuşup tartışıyoruz.

Gelecekte yapacağınız ve yapmak istediğiniz projeler nelerdir?

O kadar çok fikir bekliyor ki sırada, açıklamak yanlış olur diye düşünüyorum şu an. Her zamanki gibi daha önce görülmemiş deneyimler yaratacağımızı söylesem abartmış olmam.
Sayı 7
Maquis Projects Coşkun Aral Söyleşisi