Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Mustafa Akkaya

28.01.2017
Sayı 15

Tipolojiler

Yazar: Hakan Gürel


Gözünüzün önüne, üçboyutlu yazıcıdan çıkarılmış ve son derece sofistike bir ‘post-prodüksiyonla’ son hali verilerek alışılmadık, absürt bir şekilde bir araya getirilmiş çok sayıda figür getirin. Kusursuz ölçüde gerçekçi vücutların, grotesk ama eş ölçüde gerçekçi tasarlanmış nesnelerle, örneğin ampul, kaya, kamera, tuğla, pisuar, kalp, diş veya hatta bir ahtapot kolu ile eşleştirildiklerini düşünün. Sonra, bunları gerçekdışı bir kurguya yerleştirin öyle ki bu figür ve kompozisyonları tanıdık gelen olaylar, mekânlar, ilişkiler veya insanlarla ilişkilendirme çabalarınız her zaman boşa çıksın, hatta alay konusu olsun. Akkaya’nın Tipolojileri, onları gerçek dünyanın tanıdık kodları içinde haritalandırma veya tanıdık bir sanatsal janr ile ilişkilendirme konusunda yaşadığınız bariz başarısızlık nedeniyle sizi epey rahatsız edecek. Tabiri caizse sevimliler, ama potansiyel olarak kötücüller zira garip ve tekinsizler. 



Teknik olarak konuşacak olursak Akkaya’nın Tipolojileri ve kompozisyonları reprodüksiyonlardan ibaret. Dijital sanat dünyasında yaratılmış, ölçeklendirilmiş, evrimleşmiş, değiştirilmiş, kusursuz hale getirilmiş, tahrif ve maniple edilmiş işler. Boyutları, genelde McDonald’s benzeri restoranlarda çocuk menülerinin yanında verilen kurgusal kahramanlar ve sair oyuncaklar ile aynı. Yastıklarımızın altında sakladığımız ve çocukluk dönemi koleksiyonlarımızı genişletmek için çaresiz bir biçimde değiş tokuş etmek için kıvrandığımız oyuncak figürlere benziyorlar: GI Joe, Transformers, Batman ve Robin, Örümcek Adam vb. Elbette, Tipolojiler biraz farklı.

Öncelikle, Tipolojiler kahraman değil. Mutlak surette sıradan insanlar, hayvanlar ve nesneler. İkincisi kelimenin sözlük anlamıyla herhangi bir tipolojik veya karakter özellikleri yok. Gizli güçlerinin olduğu da söylenemez. Görünürde gerçekliğe ait segmentlerin keyfi kompozisyonlarından oluşuyorlar. Ancak bu segmentler, yaratıldıkları ilk andan itibaren özgün tarihsel ve toplumsal bağlamlarından titizlikle çıkarılmışlar. Ayrıca, onları bildik herhangi bir estetik kavrayış ile bağlantılandırma olasılığı da ortadan kaldırılmış. 



Ne var ki Tipolojilere uzaylı veya kurgusal yaratık da denemez. Aşina olanla inşa edilmiş bir yabancılık temsili söz konusu. Kompozisyonların keyfiliği, tip ve kompozisyonların anlaşılması veya tanınmasını sağlayacak bir permütasyon veya kombinasyon algoritması keşfetme olasılığını ortadan kaldırıyor ama insanda her zaman bir tanışıklık duygusu bırakıyor. Bu sizi tipolojileri ilişkilendirme çabanıza devam konusunda cesaretlendiriyor ama aynı zamanda da işleri güçleştiriyor. Dilinizi ucunda ama kelimelere döker dökmez uçup gidiyor. 

Tipolojiler, bildik tiplemelerin kusursuz simülasyonları aslında. Polis, iş adamı, bekçi köpeği veya bir asker gibi hepsi de iktidar, güç ve baskı ile ilişkili olan stereotipler, hızlı ve kolay ilişkilendirme çabalarını, özellikle de ucuz siyasal bağlantılar kurma girişimlerini erteleyebilmek için naif bir biçimde tahrif edilmişler. 

Sözgelimi, ampul kafalı polisin Türkiye’de halen iktidarda olan siyasal parti ile ideolojik olarak benzer veya bağlantılı olduğu akla gelebilir. Ne var ki Akkaya’nın kompozisyonunda bu bir seçenek bile değil. Akkaya, çok daha derin bir kavrayış düzeyi talep ediyor. Sonra, Amerikalı olduğu her halinden belli bir asker ve sadık köpeğinden oluşan kompozisyon, normalde Amerikan askeri ikonuna atfetmemiz beklenen anlamı değiştiriveriyor. Kamera kafalar sayesinde artık “kötücül” özne olarak tanımlanmaları mümkün değil. Sakil üniformalar içindeki asker ve köpek ekürisi birer nesneden başka bir şey değil: Savaş nesnesi ve hegemonik arzu nesnesi... 



Tipolojiler, heykel sanatı için postmodernist bir gelecek yönelimini öngörüyor gibi görünebilir. Ne de olsa çalışmanın bağlamları yok ettiği, meta-anlatıları reddettiği ve yüzeysel (sıradan, gündelik, olağan) olanı ve keyfiliği yüceleştirdiği söylenebilir. Ancak durum tam olarak bu değil. Zira Tipolojiler bize tanıdık gelen olağan tiplemelerin de esas olarak birer yeniden inşa veya keyfi kompozisyon olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Akkaya, tiplemelerin form ve kompozisyonunda siyasal iktidarı ve onun baskıcı araçlarını rahatsız edici bir mizah ile koruyarak ve eş zamanlı olarak onlara meydan okuyarak yalnızca benzer tiplemelerin çeşitli varyasyonları, başka bir deyişle kurbanları olduğumuzu söyleyen bir edilginlik, çaresizlik tablosu çizmiyor. Postmodern sanatçının aksine siyasal iktidarın, sistemin keyfi birer yeniden inşası, tecessümü olarak bu rollerimizi ‘gerçek’ hayatta nasıl sürekli olarak prova ettiğimizi ve iradi olarak yeniden ürettiğimizi hatırlatıyor.


Sayı 15
Mojca Juvančič Meltem Şahin