Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Mete Kaplan Eker

17.10.2017
Sayı 18

“Özellikle rönesans dönemi eserlerindeki karakterlerin ifadeleri ve hareketleri beni çok etkiliyor.”

Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Öncelikle biraz kendinden bahseder misin. 

22 Eylül 1986 Tarsus doğumluyum. Çocukluk ve gençlik dönemim Mersin’de geçti. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Tekstil Tasarım Bölümü’nden mezun oldum. Her ne kadar bölümü sevmeyerek okusam da zamanla içerisinde sevebileceğim alanlar keşfettim. Şu anda da kişisel işlerimin yanında tekstil alanında da illüstratör olarak çalışıyorum.

Herkesin farklı bir başlangıç hikayesi var, peki ya sen nasıl başladın çizmeye? 

Biraz klişe olacak ama kendimi bildim bileli çiziyorum. Özellikle ortaokulun ilk senesinden itibaren, tamamen resim yapmaya adamıştım kendimi. Disney’in bir ansiklopedisi vardı. Ona bakarak karakterleri çizerdim. Halen de durur o çizimlerden bazıları. Çizim konusunda biraz takıntıları olan bir insanım öyle ki küçük yaşlarımdan beri. Conan karakterini istediğim gibi çizebilmek için tüm günümü harcayıp kendimi heder ettiğimi hatırlarım. Sabah oturur akşama kadar çizmeye çalışırdım. Bu yıla kadar kafamdaki nizamda çizmek için kendimi zorlar dururdum. Bu yüzden çizdiğimden de zevk alamaz hale gelmiştim. Artık en iyi şekilde değil, sadece zevk alabildiğim şekilde çizmeyi tercih ediyorum.

Teknik olarak nasıl başlayıp nasıl devam ettiriyorsun çizimlerini? Neler kullanıyorsun malzeme  olarak?

Koyu zemin üzerine kontrast ve antik renklerde çalışmayı çok seviyorum. Koyu tonlar, çalışmanın duygusunu daha da derinleştiriyor. Figür ve floral desen ağırlıklı çalışıyorum. Pastel, sulu boya ve eskitme efektlerini de bolca kullanıyorum. Eğer müşteriye hızlı bir iş vereceksem, tamamen dijital olarak çalışıyorum. Kişisel işlerimde vermek istediğim etkiye göre dijital, marker, sulu boya karışık kullanabiliyorum. Özellikle kağıt üzerinde sulu boya ve guaj boyanın etkisine bayılıyorum.

Çizimlerindeki tiplemelerin çoğunluğu tipik rönesans karakterlerini andırıyor, nereden geliyor o dönem sanatına/insanına olan bu ilgi?

Aslında çalışmalarım bir rönesans eserine benzemiyor. Ancak renk tonları, karakterlerin ifade ve ayrıntıları nedeniyle böyle bir etki var. Bu kısmen bilinçli, kısmen bilinçsizce oluşmuş bir durum. Belli bir döneme kadar tam anlamıyla oturmuş bir çizim anlayışım yoktu. Sadece çiziyordum. Daha sonraları müze ve galerileri gezerken bir şey fark ettim. Özellikle rönesans dönemi eserlerindeki karakterlerin ifadeleri ve hareketleri beni çok etkiliyordu. Ne zaman müze ya da galeri gezsem, bu döneme ait eserlerdeki figürler çizme dürtümü harekete geçiriyordu. Bu farkındalığa ulaştıktan sonra, şu andaki tarzım oluştu. Elbette ki birer rönesans tablosu değiller. Ancak o tablolardan aldığım hislerle çizdiğim doğrudur.


Genellikle kimler için çiziyorsun, özellikle tercih ettiğin proje tipleri var mı? 

Farklı farkı yerler olabiliyor. Yayınevlerine, dergilere, ajanslara vb. Şu sıralar ağırlıklı olarak dergilere çiziyorum. Bir dönem çocuk kitaplarına yoğunlaşmıştım. Son dönemde zamana yayarak rahat rahat çizebileceğim projelere yöneliyorum.

Peki çizmek dışında neler yapıyorsun? 

Resim yapmaktan sonraki en büyük tutkum gezmek. Uzun ya da kısa tüm tatillerde, daha önce görmediğim yerlere seyahat etmeye çalışıyorum. Yoğunluktan sürekliliği bir türlü sağlayamasam da düzenli spor yapıyorum. Pek iyi olmamakla beraber son yıllarda kış sporlarına merak saldım. Bunlar dışında Dexter ile başlayan bir yabancı dizi tutkum var. Bolca yabancı yapım dizileri takip ediyorum.

Müzik ve sinema desem, aklına hangi isimler gelir? 

Yakın dönemde izleyip oldukça etkilendiğimden, ilk olarak Yusuf Atılgan’ın aynı adlı romanından uyarlanmış Anayurt Oteli ve Ömer Kavur derim. Bunca zaman izlememekle çok şey kaybetmişim. Yerli olarak aklıma gelen başka isimlere gelirsek Sarı Mercedes, İftarlık Gazoz, İçimdeki Ses, Vavien. Engin Günaydın’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bambaşka bir oyuncu. Tanışmayı çok istiyorum.

Yabancı isimlere gelirsek, Christopher Nolan derim. Tam anlamıyla bir dahi. Gerçek olaylara dayalı yapımlara ayrı bir ilgim olduğundan Into the Wild, Kon-Tiki, Eddie The Eagle derim. Müzik, çizim yaparken en büyük yardımcım. Özelikle bir tarza yoğunlaşmadan her tarzın iyi örneklerinden dinlerim. Latin, alternatif, blues çoğunlukla dinlediğim türlerden. Birkaç isim söylemem gerekirse: Sarah Blasko, Koop, Mon Laferte, B.B. King, Buena Vista Social Club, Marvin Gaye, Anne Brun, Rodriguez, Andrew Bird, Rodrigo Leao.

Sayı 18
Melke On The Road Elif Sanem Karakoç