Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Merve Atılgan

29.05.2015
Sayı 10

Süper kahraman olma hayalim vardı

Merve Atılgan’ın hikayesi nedir? Kendinden bahseder misin biraz?

Çizgi film animasyon okuyup mezun olduktan sonra ilustrasyona yöneldim. İllüstrasyon sanatçıya çok özgürlük tanıyan bir sanat, kafamdakileri istediğim gibi resmedebilmek ve bu dünyayı insanlarla paylaşmak harika bir duygu. Onun dışında bale ve dans hayatımın ayrılmaz bir parçası. Ailem sayesinde çok aktif spor ve sanatla iç içe bir hayatım oldu. Kayak ve tenis, çok keyif alarak eskiden beri yaptığım sporlar, bir de ritmik jimnastiğe gidiyordum ilkokulda, ki bana çok şey kattı. Ortaya karışık aslında hamurumda hem dans hem de çizim var.

Küçükken ne olmak istiyordun, hayaline ulaşabildin mi?

Çocukken hep bir süper kahraman olma hayalim vardı hala daha olabilir bu istek, “Gölgelerin gücü adına” deyip merdiven trabzanlarının tepesine çıkardım. Ama Sailor Moon adlı çizgi filmin özel bir yeri vardır. En çok Sailor Moon olmak isterdim, zaten çizmeme vesile olan animedir. O yüzden de özeldir benim için. Genelde hep süper güçleri olan ve savaşan kahramanlara ilgim vardı. Prenses olmak isteyen grupta değildim ben yani. İllustrasyonun bu hayallerime çok yakın bir tarafı var. O yüzden çocukluk hayallerim bir anlamda gerçekleşmiş sayılır bence.

Baleye ne zaman başladın? Bale yapmanın çizimlerine bir katkısı olduğu söylenebilir mi?

Baleye beş yaşında başladım, hala da aktif olarak yapıyorum. Bale çok farklı özellikler kattı aslında. En başta insana verdiği ve hayat boyu faydası olan bir iç disiplin var. Müzik algısını da çok değiştiriyor ve işitsel olarak geliştiriyor. Sahne, dekor, kostüm ve tiyatro öğelerini içinde barındıran bir sanat ve dolayısıyla estetik algıyı da çok geliştiriyor. Bir de ne kadar kolay gözükse de fiziksel açıdan çok zorlayıcı bir yanı var. Balenin çizime olan en büyük katkısı, görsel algımı ve anatomi bilgimi ciddi anlamda geliştirmesi oldu.

İllüstrasyon ile bale birarada nasıl gidiyor? Bir tercih yapmak zorunda olsan hangisini tercih ederdin?

Hayatım boyunca hep iki tarafı birden yürütmeye alışık olduğum için benim için çok zorlayıcı birşey değil aslında, dengelemeyi öğrendim. Bale benim için bütün dış dünyayı dışarıda bırakmak ve kendi içime dönmek gibi. Çünkü içinde bulunduğumuz dünyada, şu an algılaması ve kabullenmesi çok zor olan olaylar yaşanıyor. Bunlardan biraz olsun uzaklaşmak, dans etmek bir kaçış noktası oluyor belkide, aynı şekilde çizerken kendime ait olan o dünyaya giriyorum, tamamen bana ait. O yüzden herhangi birini diğerine tercih edemem, ikisinin de yeri bambaşka benim için.


Çizimlerinde ne tür malzemeler kullanmayı seviyorsun, teknik olarak nasıl başlayıp nasıl bitiriyorsun?

Çizerken genelde klasik yöntemleri tercih ediyorum. Özellikle siyah beyaz kontrastı yüksek olan taramalı doodle tarzı çizgileri seviyorum. Bu yüzden de en çok farklı uç kalınlıklarında olan grafik kalemlerini ve marker kalemleri tercih ediyorum. Sulu boya ve akrilik de ara sıra işin içine giriyor tabi. Onun dışında dijital çalışmanın da çok güzel tarafları ve ayrı bir keyfi var, orada daha deneysel davranabiliyorum. Sonuçta bir “command-Z” seçeneği var. Mesela resmettiğim çocuk kitaplarında hep dijital çalışmayı tercih ettim. Genelde vektör tabanlı illüstrasyonlar çizdim çok keyifli işler çıktı. Ama her zaman başlangıç noktası kağıt kalem.

Box in a Box Idea’nın Küçük Prens takvim ve defter projesi hakkında ne düşünüyorsun, senin için bir Küçük Prens alıntısı çizmek keyifli oldu mu?

Bence Küçük Prens harika bir fikirdi. Küçük Prens’i eskiden beri çok severim, küçükken kaseti vardı onu dinleyerek uyurdum. Kitap ve karakterler her ne kadar masal gibi algılansa da aslında insanlara çok önemli dersler verir nitelikte. Kitabın çok güzel bir felsefesi ve insanların dünyasına çok ironik bir yaklaşımı var, fazlasıyla anlamlı bence. Bu yüzden, hem projenin kendisinden hem de kendi çizdiğim bölümden çok keyif aldım. Gözyaşları ülkesini hayalimdeki gibi tasarlamak çok ilham vericiydi...

Müzik ve Sinema ile aran nasıl, bize dinleme ve izleme önerilerin olur mu?

Dinlediğim müzik moduma göre değişiklik gösteriyor. En çok klasik müzik ve blues dinlemeyi seviyorum. Leo Delibes, Fazıl Say, Aram Khachaturyan, Bizet, Dimitri Shostakovich, Muddy Waters, Ray Charles, Annie Lennox, Shirley Bassey ve Black Keys en çok dinlediklerim. Çalışırken de LOTR üçlemesi ve onun gibi enstrümantal soundtrack albümlerini dinlemeyi seviyorum.

Sinemada da daha çok dönem filmlerini ya da hayal gücümü besleyen içinde bolca fantastik ve mitolojik öğe barındıran filmleri seviyorum. Tim Burton biraz gotik biraz da karanlık tarzıyla tam benlik mesela, Aardman stüdyolarının yaptığı stopmotion uzun metrajlar da harika oluyor. Bir tek melankoli ve fazla dram içeren filmler pek benlik değil galiba, o sıkıntılı ruh halinden çok hoşlanmıyorum.

Takip ettiğin balerinler ve çizerler var mı?

Takip ettiğim fazlasıyla illüstratör var, Steve Simpson, Nuno Da Costa, Peter Donelly, Kristina Vardazaryan, Bruno Laurent, Brian Miller, Tom Haugomat ve Ariel Bellinco bunlardan bazıları.

Bale ve dans kısmında da Svetlana Zakharova favorim. Onun dışında; Keenan Kampa, Kristina Shapran, Anna Nikulina, David Hallberg, Roberto Bolle, İgor Zelensky, Alessandra Ferri, Maria Kochetkova ve Vladislav Lantarov aklıma gelenler.

Sayı 10
Tertium Non Data / Gülnur Özdağlar Sokak Müzisyenleri