Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Melke On The Road

17.10.2017
Sayı 18

“İnsanlar, atlatılması çok güç engeller. Ben onlarla barıştım, onları kabul ettim. Böylece benim için bir sorun olmaktan çıkıp sadece gülümsediğim olaylara dönüştüler.”

Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Avukat Melike’yi bir gezgine dönüştüren neydi? Nasıl ortaya çıktı her şeyi bir kenara bırakıp bisikletle yollara düşme fikri?

Melike Dede: Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, her şey bir sürece yayılmış, birbirine bağlı halkalardan oluşuyor. O yüzden tek bir sebep söylemek çok zor. İlginçtir ki bundan bir sene önce biri bana bunu yapacağımı söylemiş olsaydı çok da ciddiye almazdım. Zira ben yola çıkmaya karar verdiğim dönemde, aslında bambaşka planlar yapıyordum. Kariyerime devam etmek ve yurt dışında yüksek lisans yapmak için epey emek harcadım. Haftalarca süren evrak işlerinden sonra, Almanya’da iki okuldan kabul almıştım. Fakat ne olduysa birden bire “Eee sonra?” diye düşünmeye başladım ve istediğim şeyin aslında bu olmadığını fark ettim. Daha sonra ne istiyor olabilirim diye kafa patlatırken, seyahat etme hayallerim geldi aklıma. Yavaş yavaş bisiklet bir fikir olarak hayatıma girdi. Bundan sonra doğru zamanda ve doğru yerde olmanın da etkisiyle birçok bisikletli gezginle tanışma fırsatını yakaladım. 

Toni Morrison’un “Uçmak istiyorsan seni aşağı çeken her şeyi bırak.” diye bir sözü var. Sen nasıl vazgeçtin seni bu aşağı çeken şeylerden?

Bu da ne yazık ki formülü verilecek, “işte böyle vazgeçtim” denecek bir şey değil. Hatta tam olarak bir şeylerden vazgeçtim mi ondan bile emin değilim. Hayat bir takım olaylardan meydana geliyor ve önemli olan bu olayları ne kadar gördüğümüz, ne kadar farkına vardığımız. Biraz hayatın verdiği o “bir yerlere yetişmeliyim” yanılgısından kafamızı kaldırıp kendimizi dinlememiz lazım sanırım. Yani en azından ben öyle yaptım. Önemsiz gördüğüm maddi şeylerin büyük bir çoğunluğundan da böylece uzaklaştım. Ama bu yolculuk fikriyle birlikte gelen bir şey değildi. Zaten son birkaç senedir hayatımı en minimal düzeye çekmek için uğraşıyordum. Sadece birbirini tamamlayan iki unsur olmuş oldu. Ama bana sorarsan bu aşağı çeken şeylerden en zor olanı “elalem”. İnsanlar, atlatılması çok güç engeller. Ben onlarla barıştım, onları kabul ettim. Böylece benim için bir sorun olmaktan çıkıp sadece gülümsediğim olaylara dönüştüler.



İlk adım nasıl atıldı? O ilk yokuş nasıl çıkıldı bisikletle? Özellikle de İstanbul’dan uzaklaştıkça neler hissettin?

Çok tuhaf olacak ama ilk bisiklete binip evden uzaklaştığım ana kadar gerçekten yola çıkabileceğimden pek emin değildim. Sonra bir baktım baya baya gidiyorum. İlk 20 kilometreyi sahil yolunda sürdüm. Aaa dedim süper bir şey, ne kadar da rahat sürüyorum. Feribotla Yalova’ya geçtikten sonra eğimi belki de %3-4 kadar olan bir yokuşta 5 dakikada bir durmaya başlayınca bir şeylerin ters gittiğini fark ettim. Kendi kendime “Bu ne ya? Hep böyle bayır mı çıkacağım?” dediğimi hatırlıyorum. İlk günler bu açıdan çok eğlenceliydi. Yokuş gördüğüm zaman söylenmeye başlıyordum. Kendimle çok dalga geçtim bu yüzden. Ama zamanla vücudum da alışmaya başladı tabii.

İstanbul’dan uzaklaşmak ilk başlarda tuhaf bir histi. Hayallerimdeki şeyi yapıyordum. Bisikletle yapıyordum. Yapamazsın diyenler olmuştu ama ben yapıyordum. Artık günümün 4 saatini işe gidip gelmekte heba etmeyecektim. Zamanımı sadece kendime ve amacıma ayıracaktım. Muazzam bir his. Özgürlük fikrinin nasıl bir şey olduğunu az çok orada gördüm.

Hep çadırda mı kaldınız yolculuk boyunca yoksa daha farklı deneyimleriniz de oldu mu? Mesela İran’da nasıl çözdünüz geceyi geçirme işini? 

Türkiye’de çoğunlukla çadırda kaldık. Bir iki kez bizi evine davet edenler de oldu. İran ve Hindistan’da da çoğunlukla Couchsurfing ve Warmshowers kullandık. Bu siteler kısaca açıklamak gerekirse insanların birbirlerini herhangi maddi bir karşılık beklemeden misafir ettiği, referans sistemine dayalı çalışan platformlar. Hatta yolculuğumuzun ilk yedi ayında sadece iki kez otelde kalmıştık. Sonradan Hindistan’da kalacak düzgün bir ev bulamadığımız için sanırım son iki ayımızda otel ve hostellerde kalmaya başladık.

Tahran’da sokak müziği de yaptınız, daha önce böyle bir deneyiminiz var mıydı, yoksa ilk kez mi deneyimlediniz? Nasıldı insanların tepkileri?

Daha önce birkaç başarısız müzik aleti deneyimim olmuştu ama hayatımda ilk defa elime mızıka alıp sokağa çıktım. Ne daha önce mızıkaya dokunmuştum ne de sokakta müzik yapmıştım. Ne kadar utandığımı söylememe gerek yok sanırım. Ama bu seyahat benim için yapamam dediğim şeyleri yapma, en azından deneme anlamı da taşıdığı için bazı duvarlarımı yıkmak adına sokakta müzik yapmak eşsiz bir fırsattı. Tahran’da iki hafta boyunca hemen hemen bütün metro duraklarında müzik yaptık. İnsanların tepkileri şahaneydi. Ben bir ara acaba bizimle dalga mı geçiyorlar diye düşündüm. Çünkü aynı üç notayı sürekli tekrar ediyorduk. Bazen ben mızıkadan farklı sesler çıkarıyordum ama o da bilinçli olmuyordu genelde. Ama insanlar “Ne kadar güzel çalıyorsunuz.” “Keşke böyle müzik yapan insanlar daha çok olsa!” gibi tepkiler veriyorlardı. Tabii bu tepkilerin yanında bir iki metro durağından da kovulduk. Kovulduk dediysem güvenlik tarafından gitmemiz rica edildi. Tahran’a göre küçük ve daha muhafazakar sayılabilecek İsfahan’da sokakta müzik yaparken bir adam yasak olduğunu söyleyip gitmemizi rica etti. Sonra bizi dinleyen insanlar müdahale edip kalmamız konusunda adamı ikna ettiler. Böyle şeyler de oldu.


Peki bir vejetaryen olarak dünyanın en çok vejetaryeninin yaşadığı ülkede yani Hindistan’da bulunmak nasıl hissettirdi? Tabii bu sorunun önüne neden vejetaryen olmayı tercih ettin sorusunu da ekleyelim.

En başta kendimi cennete düşmüş gibi hissettim. Senelerdir bütün vegan ve vejetaryenlerin anlatmaya çalıştığı şey bir köpekle inek arasında hiçbir fark olmadığı. Birini en yakın dostumuz olarak tanımlarken, diğerini yemenin adil olmadığı. O yüzden sokaklarda ineklerin özgürce dolaştığını gördükçe mutluluktan ağlayacak duruma geliyordum. İşin bir diğer iyi yanı gittiğin her yerde vegan ve vejetaryen seçenekler olması. Normalde hiç tercih etmesem de bazı yerlerde dünyaca ünlü fast food zincirlerine gitmek zorunda kaldık. Oralarda da yiyeceklerin %70’i vejetaryendi. Hijyen ve baharat problemini bir kenara bırakacak olursak, Hint mutfağı bu açıdan oldukça başarılı.

Neden vejetaryen olmayı tercih ettiğim sorusuna gelince, hayvanların yaşam haklarına saygı duyuyorum. Endüstrinin kölesi haline gelmelerine karşı olduğum için onları yemiyorum ve elimden geldiğince hayvansal ürünler tüketmemeye çalışıyorum. Aynı şekilde bir ürün alacağım zaman beş dakikamı ayırıp içeriklerini okuyorum, hayvansal içerik barındıran ve hayvanlar üzerinde denenmiş ürünler kullanmıyorum. Aynı zamanda hayvansal gıda sektörünün içinde yüzdüğü katkı maddelerini de hesaba katarak kendime ve evrene en az zararı vermeye çalışıyorum.

Belki de seni takip edenlerin en çok merak ettiği şeylerden biri Hindistan’daki tren yolculuklarıydı. Panik atağı olan biri olarak öyle bir yolculuğu sorunsuz atlatmana yardımcı olan motivasyonun neydi?

Hindistan’da çok fazla tren yolculuğu yaptım. İlk tren yolculuğunda sakin sakin trene bindim, her şey normaldi. Hani daha önceden içine girdiğim bir panik durumu yoktu. Sonra insanlar da trene binmeye başlayınca biraz gerilmeye başladım. Hindistan’ın tren yolu ağı çok geniş ve hemen herkes ulaşım için trenleri kullanıyor. Bir de trenler o kadar kalabalık oluyor ki, yataklarda, valiz koyma yerlerinde, yerlerde, kısaca her yerde insanlar var. İçerisi tuvalet kokuyor. Klima yok. Pencerelerde demir parmaklıklar var. Tabii bizim seyahat ettiğimiz vagonlar en ucuz vagonlar. Bu keşmekeş ondan. 

Özellikle bu kalabalık ve pencerelerde demirlerin olması beni en çok darlayan şeylerdendi. Ama çok fazla seçeneğim de yoktu. O yüzden kendimi telkin etmeye çalıştım. Ufak değişikliklerle daha sakin yolculuklar geçirebildim. Misal her vagonda 4 tane acil çıkış camı var. O camların demir parmaklığı yok. Vagona bindiğim gibi acil çıkış camlarına yakın yerlere oturmaya başladım. Bu tarz değişiklikler faydalı oldu.

Bir de hiç hesapta yokken Tayland’da İngilizce öğretmeye başladın, o hikaye nasıl gelişti, nasıl bir deneyim oldu senin için? 

Hayatımın en orta yerine koyduğum, kalpten inandığım bir şey var. Hayatta her şey bir sebeple, seni olduğundan bir adım öteye götürmek için oluyor. Ve bu olan şey durduk yere değil, senin verdiğin enerjiyle oluyor. İşte İngilizce öğretmeni olarak çalışmak da böyle bir şeydi benim için. İran’da tesadüfen (ki ben tesadüflere inanmam, lafın gelişi öyle diyorum.) tanıştığım bir Türk arkadaşım, ben Tayland’a geldiğim esnada İngilizce öğretmeni olarak çalışıyordu. Okulla senin için de konuşayım dedi. Şans eseri öğretmen açığı varmış. Sonuç olarak Tayland’a geldiğim 3. günde kendimi çocuklara ders anlatırken buldum. Hiç hesapta yokken hayatıma giren bu fırsat hayatımın en güzel bir ayını geçirmeme sebep oldu. 

Ben çocuklardan çok haz etmediğimi sanıyordum. Daha doğrusu çocuklarla oynamayı, sohbet etmeyi çok seviyorum çünkü hayata baktıkları nokta benim için çok değerli ve ilginç. Ama bir gün çocukların mızmızlıklarını, yaramazlıklıklarını çekebileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Fakat o bir aylık süreçte, doğru iletişimle, öğretme taktikleriyle, sevgiyle ve anlayışla nasıl insanlar yaratılabileceğine şahit olmak, tarifi mümkün olmayan bir deneyimdi. Özgürce çizgi film izlemenin ve çocuk şarkıları söylemenin ne kadar keyifli olduğundan bahsetmiyorum bile.



Muhtemelen birçok kişi, her şeyi bir kenara bırakıp bir yerlere gidip aylarca kalabilmek için çok fazla paraya ihtiyaç olduğunu düşünüyordur. Senin deneyimlerin nedir bu konuda, gerçekten de durum düşünüldüğü gibi mi?

Ben de her normal insan gibi yola çıkmaya ilk karar verdiğimde paranın büyük bir sorun olacağını düşünmüştüm. Ama sonradan gördüm ki para, böyle bir yolculuk için gerekli olan şeyler listesinde ilk üçte bile değil. Burada parasız gezin, paraya ihtiyaç yok demek istemiyorum. Aksine bu karşısında olduğum bir fikir. Zira bu şekilde yola çıkıp çok zor durumlarda kalarak ülkesine dönmek zorunda kalan insanlar tanıdım. Demek istediğim şey, benim yaptığım şekilde gezmek için milyarlara ihtiyacınızın olmadığı. Ben Cocuhcsurfing ile konaklıyorum, bisikletle veya otostop çekerek geziyorum. Para harcadığım tek şey çoğunlukla sadece yemek oluyor. Arada bir iş fırsatı buldukça da değerlendiriyorum. Bu şekilde gezerek on ayda 3.000 lira gibi bir para harcadım. Hatta merak edenler için sitemde hangi ülkede neye ne kadar para harcadığımı yazılarımın sonuna kalem kalem yazıyorum. 

Tabii şunu da eklemek lazım para konusu yolculuktan beklentilerle de ilgili. Sonuçta herkes benim yaptığım şekilde gezmek zorunda değil. Eğer tanımadığınız insanların evinde kalamayacağınızı düşünüyorsanız, hostelde 6 kişilik odada yatmak çok mantıklı gelmiyorsa, sokak yemeği yemeyi tercih etmiyorsanız iş değişiyor. O zaman bütçe otomatik olarak benim harcadığımın iki katına çıkacaktır.

Bir de şu var, örneğin ben ilk yola çıktığımdan beri outdoor mağazası olan Kutupayısı bana malzeme desteği veriyor. Aslında güzel bir proje ile sponsor desteği de sağlanabilir bu tarz seyahatlerde. Tabii bu destek için proje şart. Şu sıralar dikkatimi çekiyor, herkes bir sponsor arayışı içinde ama projeleri yok. 

Var mı sırada bir başka yolculuk planı? Tam olarak bir dünya turuna dönüşecek mi bu başlangıç?

Ben sağlığım el verdiği sürece yolda olmak istiyorum. Bisikletle, arabayla, karavanla, otostopla, yürüyerek, koşarak, yurt içinde veya yurt dışında, kısacası canım nasıl ve nerede isterse ve evren ne şekilde deneyimlememi arzularsa öyle gezmeye devam edeceğim. Ama şu sıralar gezilerimin güzel bir amaca hizmet etmesini de arzuladığım için kendimi proje geliştirmeye verdim. Boş gezmek yerine faydalı olabilecek bir şeyler uğruna gezmek istiyorum. O yüzden kısa bir bekleme dönemindeyim diyebiliriz. Ama bu süreçte de boş durmuyorum, benim gibi Kutupayısı’nın desteğiyle seyahat eden gezgin arkadaşlarımdan oluşan Kutupayısı Rüya Takımı ile bazı aktiviteler yapıyoruz. Yakında hatta, yeni bir aktivitemizi duyuracağız. Kafamdaki projeler biraz daha şekillenmeye başladıktan sonra da ayı gibi gezmeye kaldığım yerden devam edeceğim.

Çok teşekkürler cevaplar için, son olarak takip etmek isteyenler seni nerelerde bulabilir? 

Instagram: @melkeontheroad

Twitter: @melkenontheroad

Facebook: @melkeontheroad

Blog: www.melkeontheroad.com

Sayı 18
Nevzat Sayın Mete Kaplan Eker