Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

M. Sefa Çakır

04.05.2016
Sayı 13

Paramparça hikayeleri, bedenler ve portrelerle anlatmayı tercih eden M. Sefa Çakır teknik olarak ise marker kalemler ve özel kağıtlar kullanmaktadır. Kendi yaşanmışlıkları, iyisi ve kötüsüyle tüm anlarını ve en önemlisi de toplumsal normların dayattığı ve kişiselleştirildiği empatiden uzaklaştırılmış ‘kaygıları’ resmeder. Serilerinde genellikle monokrom bir renk skalası gördüğümüz M. Sefa Çakır tüm gri ve siyahların arasında tercihen tek bir pop renk kullanır. Titiz karakteri ve disiplinli çalışması sonucunda izleyicinin zihninde eserleri baskı mı yoksa elle mi üretildi sorusunu yaratır. Belki bir noktada da teknoloji çağının getirisini kendi çizgisiyle, gözü ve bileğiyle eleştirmekte, izleyiciye ironik bir algı karmaşası sunmaktadır.

Röportaj: Melike Bayık


Eskizini hazırladığı, çizdiği, resmettiği portreler ya da bedenlerde giderek soyutlaşan bir duruş vardır. Reelde etkilenip kağıda aktardığı kişileri parçalayarak soyutlaştırır ve yaşanılan ana dair ne varsa soyut ve somutun savaşına dönüştürür. Kağıda attığı her çizgi tecrübe edilen bir ‘anı’ temsil eder gibidir. Tüm seriyi bitirmesine yakın portreleri gittikçe soyutlaşır ve belki de kimlikler artık okunamaz hale gelir. Toplumun kitlesel baskısı sonucu tek tipleşmeye itilen ve kendi özünü, çocukluğunu, kadın ya da erkek oluşunu kısacası kendi varlığını kaybeden insan olgusu, resimlerinde derinlemesine irdelediği en önemli konulardan birisidir.

Varoluş krizleri esnasında, kağıt ve kalem sessizce içindekileri görselleştirip döktüğü bir mecra, sokak ise çığlık attığı varoluşun yadsınamaz bir mekanıdır M. Sefa Çakır’ın yani nam-ı değer Acil Sanat’ın. Var olmanın bu kadar güç olduğu bir dünya düzeninde bir şekilde sesini duyurarak, yok olmaktansa parçalanarak içindekilerin tamamını kağıda ya da duvara aktararak benliğini korumaya ve sürdürmeye devam eder. Var olmanın ve dönüşmenin-dönüştürülmenin katlanılmaz acısını bir tür eylemle duvara/sokağa ya da markerle kağıda aktarmakta ve hafiflemektedir.

1. Yapıtlarında genel olarak içerik ve form açısından nelerle ilgileniyorsun?

- İçerik, her zaman yaşanan anlardan ve paylaşımlardan, kazanımlardan ya da kayıplardan kısacası deneyimlerim sonucunda etkilendiğim durumlardan oluşuyor. Form ve içerik olarak bir kalıbım ya da keskin bir yolum yok. Duyguyu yakalamış olduğum an, form üzerinde yoğunlaşıyorum. Reel kişilerin portreleri ve bedenlerini bire bir resmetmek yerine onları deforme ederek yakaladığım duyguyu kendi yorumumla gösteriyorum. Formatik bir üslup altında kalmamak adına içerik ve form dengesini koruyarak çalışıyorum.

2. Malzeme olarak özel kağıtlar ve markerleri tercih ediyorsun. Bunun nedeni nedir?

- Kağıt kalem ilişkisi hep sevdiğim ikili olmuştur. Desen çok önem verdiğim bir şey ve kağıtlar benim için hep bir başlangıç. Hissettiğim şeyleri kağıt yüzeyde kalemle oldukça rahat yansıtabiliyorum.

3. Özellikle portre ya da soyut gibi serilerin var. Bu serilere yönelmenin nedeni ne? Mesela neden çocuk portreleri?

- Soyut değil. En azından soyut gibi olmak da istemem. Portre seçmemin sebebi; öncelerde desen seviyor olmam, farklı karakterleri çizmekten zevk alıyor olmamdı. Zaman içinde öğrendiklerim, daha fazla çizerek kendime kattıklarım ve oluşturduğum stil sonrası kişilerin heyecanını, mizahını, duygusunu, toplumda iş, okul vs. ortamlara göre kendine kimlik edinme kaygılarından dolayı içlerinde gerçek olandan uzaklaşma durumlarını ele alıp benim onların içinde gördüğümü hissettiğimi onlar saklarken ben ayyuka çıkarmak istemem. Özellikle çocuk portresi değil. Aslında daha önce de bahsetmiş olduğum kişinin içinde bir yerlerde saklanmış olan çocuk.

4. Soyutlamalarını yaparken programlardan yardım alıyor musun? Yoksa tüm soyutlamaları manuel olarak kendi gözünle mi yapıyorsun?

-Teknolojiyi üretime asla sokmuyorum. Kağıt üzerinde her şey kendi çizimlerimden oluşuyor.

5. Yakın dönem ürettiğin serilerinin ölçüleri oldukça ilginç. Dikey ince formları tercih ediyorsun. Bunun nedeni nedir?

- Minimal işleri hep sevmişimdir. Yaşam alanlarının giderek azaldığı bir dönemde büyük işlerle insanları daha da yormamak gerek diye düşünüyorum. Farklı ölçüler işlerin hikayesine ve formuna destek oluyor. Kağıt ve marker kullanan biriyim. Bu teknik kendi içinde oldukça soft ve bunu çerçeve ve ölçüsüyle destekliyorum. Son işler “Çok Çocuk Unuttuk” serisi ve yine bir klişe söylem olan “çok çabuk unuttuk”tan doğan bir şey. Bu seride dikey ince ölçüler çocuk – bebek içtenliğini destekleyecek minimal ölçülerle buluştu.

6. Tüm serilerinde gördüğümüz parçalamaların sebebi ne? 

Parçalama olayı aslında benim kendi iç savaşım sonrasında yeniden yapılanma aşamamdı. İnsanız ve yaşamaya çalışıyoruz. Ne kadar bunu unutuyor olsak bile. Çok küçük yaşlarda para kazanma, başarılı olma, tecrübe edinme, tanınma, beklentileri karşılama gibi savaşlar yüzünden çocuk olma durumumuzu erteleyerek unutmamıza neden oldu. Yaşam kaygısı bizi 20’li yaşlarda erkek olma kadın olma durumuna soktu. Resimlerimdeki her bir parça, var olan kaygılarımız. Buna ister para densin, ister saçmalık. Kaygılarımız bizi onlarca parçaya bölmüş, içinde birleşmeye çalışıyoruz. Bu noktada da işlerime yakından bakıldığında bir sürü parçanın savrulmuş halini, uzaklaştığınızda da bir sürü dağınık parçanın realist bir formu oluşturduğunu görebilirsiniz.

7. Ürettiğin her seride tek bir renk ve buna bağlı yorumlar görüyoruz. Neden tüm seri monokrom iken tek bir canlı renk? Renkleri neye göre belirliyorsun?

Bu benim mizahım. Monokrom her zaman tercih ettiğim ve beğendiğim bir duruş. Genel olarak seri işler yapıyorum ve her serinin alt yapısında bir kaygı ve buna bağlı hikayesi oluyor. Bazen kaygıların delirtmesi, bazen de sadece anlık yaşadığım bir hikaye. Hikayeyi ikonlar ya da nesnelerle tamamlamak yerine her hikayenin kokusuna uygun renkle seriyi senkronize ediyorum.

8. Yapıtların baskı gibi görünebiliyor. Daha doğrusu markerle çalışma stilin ve titiz çalışma disiplininden dolayı eserlerin baskı gibi anlaşılabiliyor. Bu noktada özellikle mi böyle çalışıyorsun yoksa bu tesadüfi bir sonuç mu?

Bilinçli bir şekilde yapıyorum. Titizlik takıntısı olan biriyim Bu nedenle iş yaparken eldiven kullanır ve kağıdın boş olduğu anki temizliğini, iş bittiğinde de görmek isterim. Elle yapılan bir işin bir baskı gibi tertemiz olabileceğini göstermek ve tertemiz iş yapabiliyor olmak güzel bir şey.

9. Bir eser üretim aşaman nasıl? Ortalama büyüklükte bir eserini ne kadar zamanda üretiyorsun ve ne kadar malzeme harcıyorsun? Sonuçta tekniğin farklı olduğu için bunlar daha bilinmez süreçler.

Bir eserin üretim süreci eskiz ve desenle başlayıp, kağıt ve markerle devam ediyor. Ortalama şu kadar saat şu kadar gün diyemem. İnsanız ve psikolojimiz her an değişiyor ve o an ki halime göre üretim süresi değişiyor. Bazen öyle kilitleniyorum ki günde 16 saat çalıştığım oluyor bazense bir haftada 10 saati bulmuyor. Marker yağlı boya, akrilik gibi üst üste rahatça çalışılabilecek bir teknik olmadığından süreç normalden biraz daha fazladır.

10. Kendi üretimin ve yaratıcılığın açısından takip ettiğin sanatçılar var mı? Varsa kimler?

Böylesine güçlü bir teknoloji çağında sevdiğimiz insanları takip etmek çok rahat. Üretim sırasında öykünmek ya da beslenmek adına şu kişi diyebileceğim bir sanatçı yok. Fakat hayranı olduğum, imrenerek izlediğim insanlar var. Klasik olarak sanat tarihinde bahsi geçenlerden Alfons Mucha, Egon Schiele ve Horst Janssen hastasıyımdır, ama bunların yanında Pixel Pancho, El Seed gibi sokak sanatçılarının işlerine, kendi kültürlerini ve bu kültürü yaşatmalarına hayranlıkla seyirci oluyorum.

11. Üretim sürecinde esinlendiğin kaynaklar, kitaplar ya da farklı besleyici materyallerin var mı?

Oyunlardan beslenmeye çalışıyorum. Herhangi bir oyunu oynayan kişinin oyun esnasında gösterdiği refleksler ve o heyecanı yaşamalarını izlerim. Kitap ve film zaten hepimizin ortak eylemleri, bunu say say bitiremeyiz. Bunların bana dokunanları beni düşündürüyor ve düşünme süreci de beni besliyor.

12. Acil Sanat olarak bir sanatçı triosu kurdun. Bu inisiyatifi kurma amacın nedir? 

Lisesini, üniversitesini sonrasında akademik kariyerimi planladığım ve tüm hayatımı yaşadığım öze dair bir vefa. Galeri, proje ya da okul ortamlarında sergilemenin yanında, yaşadığımız ve bitirdiğimiz her günü, açık alanda yaptığımız işleri paylaşma fikrinden çıktı. Kapalı mekanlarda sergilenmek güzel bir şey tabi. Fakat açık alan tam bir sonsuzluk. Seni kısıtlayan, beğendirmek zorunda olduğun, ölçüsüne uymak zorunda olduğun ne o ne bu ne şu hiç bir şey yok. Kağıt üzerindeki özgürlüğü açık alana yansıtmak ve köşesinden geçen herhangi birinin bir şekilde işle bir noktada buluşması onu yaşaması fikri Acil Sanat hikayemi başlattı.

13. Acil Sanat ile sokakta neler yaptınız? Özellikle ilgilendiğiniz bir içerik ve form var mıydı mesela?

Grafiti sanatçısı değilim. Daha çok afiş, sticker, stencil düzenlemeler yapıldı. Haldun Taner Sahnesinin yanındaki parkta bulunan bankın birini siyah çarşafla kaplayıp yanındaki bankı kırmızı renk boyayıp üzerine dantel yerleştirdim. Siyah olanın altına “This is a Bank” diğerine ise “This is a Banksy” yazdım. Sonrasında bu işin aynısını bir sergide yerleştirme olarak sergiledik. Bunun dışında “MARILYN MONROE değil MAKARNA SALATA”, “İSTANBUL için SEFA VAKTİ” gibi afişler yapıldı. Bunun dışında sokağa afiş, stencil, sticker o an ne iş yapılacaksa o işin yerleştirmesi video art olarak da hazırlanıp sergilerde yer aldı.

14. İnisiyatif dağıldıktan sonra Acil Sanat'ı tek başına götürmeye başladın. Sokak ve kağıt arasındaki işlerinde benzerlikler var mı? Ortak yaklaşımlar söz konusu olabilir mi?

Benzerlik işlerin genel hikayesi. Sokakta daha çok yazı kullanıyorum. Alışılmış, klişeleşmiş söylemleri yeniden düzenleyerek sokaklarda uyguluyorum. Kağıt üzerinde ise bu söylemlerin, hikayelerin resimleri yer alıyor. Acil Sanat şu sıralar sticker işler yaparak devam ediyor. İnisiyatif dağıldı diye bir şey söz konusu olmaz. Bu sürekli devam eden bir şey. Ben ne zaman iş yapsam ya da başka birisi bir teklifte bulunsa her an harekete geçmeye hazır bir oluşum Acil Sanat.

Sayı 13
Özlem Akın Agarapati