Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

M. Cevahir Akbaş

22.01.2018
Sayı 19

Cevahir Akbaş: “Fotoğrafla tanışmamla birlikte artık gözlemlerim sonucu çıkarımlarımı ifade edebileceğim bir alan bulduğumu hissettim.”

Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Bize biraz kendinden bahseder misin? Ne zaman ve nasıl başladı fotoğrafla olan ilişkin?

1985, İstanbul doğumluyum. Fotoğraf üretimimin dışında yaklaşık 10 yıldır lisede pazarlama ve satış konusunda dersler veriyorum. Fotoğrafa başlama sürecim 2010’da ilk fotoğraf makinemi edinmemle birlikte hız kazandı. Ancak 2013’te Mimar Sinan’da Fotoğraf Bölümü’ne başlamamla birlikte, fotoğrafa bakışım daha bilinçli ve proje odaklı olmaya başladı diyebilirim. Son birkaç senedir çağdaş belgesel projeleri üreterek kendimi ifade ettiğimi söyleyebilirim.

Genel olarak fotoğraf senin için ne ifade ediyor?

Çocukluğumdan beri çok dikkatli gözlemleyen ama bunları kendime saklayan biri olarak, fotoğrafla tanışmamla birlikte artık gözlemlerim sonucu çıkarımlarımı ifade edebileceğim bir alan bulduğumu hissettim. Fotoğraflarla yeri geldiğinde sorular sorabiliyordum. Yeri geldiğinde ise güncel meseleler üzerine sözler söylemeyi tercih edebildiğim bir alan olarak değerlendirdim. Bu noktada sözümü söyleyebilmek için birçok imkan sağlıyordu.

Foto İstanbul’da izleme şansı bulduğumuz “Dilemma” isimli projende, kazı kazan tekniğini eski fotoğraflara uygulayarak seyircinin hafıza, şans, geçmiş ve şimdi gibi konularda farklı sorgulamalar yapmasına olanak sağlıyorsun. Nedir tam olarak derdin bu projede?

Soruda da birçok şeye cevap var aslında. Kazı kazanlardan oluşan Dilemma projesi birçok şeyi içinde barındırıyor. Benim bu projede ortaya koymak istediğim iki anlatım vardı. İlki, beni bu projeyi yapmaya başlatan, yarım kalan kazımalar üzerinden yüzleri görünmeyen karakterlerin beden dilleriyle belleğimdeki karakterlerle örtüştürüp artık yeni oluşan bu fotoğraflarla içsel bir bağ kurmam ve bu durumun izleyicide de meydana geleceğine inancımdı.

İkincisi ise benim geçmişe uzanmayı riskli görmemle alakalı bir durumdu. Geçmiş hakkında hep bir merak var ama olumlu güzel anıların yanı sıra bazen bizi mutsuz edebilecek şeyler de karşımıza çıkabiliyordu. Bu nedenle risk arz eden bu durum için, kazı kazan doğru malzemeydi. Geçmişe uzanmak bu noktada bir dilemmaydı.


Dilemma



Bir de Mamut Art’ta sergilenen “Patika” isimli projen dikkat çekiciydi. Önümüze konulan yolları reddederek ya daha kısa olduğu için ya da başka sebeplerle tercih ettiğimiz yollar/izlerdir patikalar. Neden önemliydi bu konu senin için?

“Patika” projesi, kendi içinde birçok ögeyi barındırıyordu. Tepeden inme dayatılan yollar yerine, deneyimleyenin bir noktada direniş şekliydi. Çözüm üreten bir yapısı ve o bölgenin sakinlerinin kendi yolunu kendi yapmasından kaynaklı, hem çok değer vererek hem de çok keyif alarak çalıştığım bir proje oldu.

Patika meselesi bir noktada ayrı bir önem taşıyordu. Çünkü kırsaldaki patika olağan görülebilirken, İstanbul gibi mega bir şehirde patikaların varlığı, şehir planlamasında şehri yaşayanlara göre değil, ofis ortamında deneyimlemenin dikkate alındığının göstergesiydi. Benim projeyi oluştururken yaptığım başka bir çıkarım da şuydu: Patikalar, İstanbul’un ne yazık ki bizlere dayattığı yoğun tempo nedeniyle, bu şehirde yaşayanların artı bir zaman dilimi yaratabilmek için ürettiği bir çözümün göstergesiydi. Bu iki durum birlikte düşünüldüğünde başka birçok soruyu da beraberinde getiriyordu.

Diğerlerinden farklı olarak “Avcı” isimli projende senin kendi dünyana ait bir alanı gösteriyorsun bize. Ne ifade ediyor senin için bu proje?

Evet, “Avcı” (Hunter) projesi kişisel bir meseleydi benim için. Babamın devamlı anlattığı ama hiç şahit olmadığım avcı kimliğine, onunla doğadaki sürecine katılmamla birlikte doğada bir yandan onun başka bir kimliğini tanımaya çalışırken bir yandan da yıllardır cevabını aradığım birçok soruya da cevap buluyordum. Bu noktada bir avcı hikayesinden çok, baba-oğul arasındaki yeniden kurulmuş bir ilişkiden de izler taşıyordu.

Fotoğraf dışında hangi alanlardan besleniyorsun? Sinema, müzik ve kitap desem, kimler gelir aklına?

Güncel meseleleri konu edinen kişiler sanırım önceliğim oluyor. Edebiyat konusunda Sema Kaygusuz’un yeri ayrıdır. Barış Bıçakçı ve Murathan Mungan da değer verdiğim yazarlardan diyebilirim. Sinema için ise bağımsız sinemacılardan söyleyebileceğim birçok isim var ama öne çıkan isim Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev oluyor. Müzik konusunda da Gevende’nin sıkı bir takipçisiyim.

Hunter

Sayı 19
Mücahit Muğlu Gökçe İrten