Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

LA HAINE

29.05.2015
Sayı 10

Getto Yumruğu

La Haine; Mathieu Kassovitz tarafından “Getto hayatında ya siyah, ya da beyaz vardır” dercesine çektiği cesur bir sokak hikayesi. Film Cezayir göçmeni Müslüman Sayid ile başlar ve Sayid ile biter. Sayid, Hubert ve Vinz çok yakın arkadaşlardır. Üçü de gettoda yaşıyordur ve arada kalmışlığın heykeli gibi tüm çıplaklıklarıyla gözümüzün önündedirler. Fransa’nın gösterişli hayatına bir tren mesafesindedirler, fakat her zaman yüzlerine vurulan oraya ait olmadıkları gerçeği ile gettoya sıkışmış ve günden güne daha da sertleşmiş sokağa dönmüş çocuklardır.

Vinz, Musevi’dir. Bildiğimiz zengin ve soylu Musevi algısını Mathieu Kassovitz yıkar bu karakterle. Hubert, belki de filmdeki en etkileyici karakterdir. Siyahidir, diğerlerinden daha eğitimlidir ama getto da diplomaya bakmaz kimse o da esrar satarak kazanır hayatını. Sayid Müslüman ve grubun en sorunlusudur. Müslümanlığa, Fransa da nasıl bakıldığı, nasıl algılandığının en somut örneğidir Sayid.

Film getto da yapılan bir protestonun ertesi gününü konu alıyor. Protesto sırasında üç arkadaşın yakın arkadaşları Abdel polisler tarafından ölesiye dövülerek hastanelik olur, bu kargaşa sırasında da polislerden biri silahını kaybeder. Üç arkadaş Abdel’e yapılanlara öfkelidirler ama bu öfke normal günlük yaşamlarını çok aksatmaz gün içinde her zaman yaptıkları şeylere devam ederler. Günün normal bir şekil de geçmediğini ise, Vinz’in polisin düşürdüğü silahı kendinde olduğunu arkadaşlarına itiraf edip silahı beline takmasıyla anlarız. Artık o silah bir sorundur ve seyircinin beklentisi o silahın ne zaman patlayacağı olur.



Vinz kararlıdır eğer Abdel ölürse o da bir polis öldürecektir. Herkesten bir eksilecektir. Cehaletini ancak şiddetle çözecektir. Belki de filmin ilk kırılma noktalarından biri yaşanır bu sırada üçlü bir kaç polisle Abdel’i ziyaret etmelerine izin vermedikleri için tartışırlar ve Sayid gözaltına alınır. Üçlüyü tanıyan yine gettodan bir poliste Sayid’in kefaletini ödeyip çıkarır fakat Vinz, Hubert ve polis; karakola giderken polis tüm bu olanların onları korumak için olduğunu dile getirir comişte tam bu sırada Hubert; “peki bizi polisten kim koruyacak?” Mathieu Kassovitz bu sahneyle “Fransız cici polisler” algısını biranda yıkar. Getto polisi, şehir de gördüğünüz polislere benzemez çünkü...

Filmin en çarpıcı metaforu; duvarlarda ki “Le Monde est a vous” (“Dünya sizindir”) yazan reklam panoları peki ya o dünya hangi dünyadır? Gelişen olaylar sonrası bir tren mesafede ki Paris’te kendilerini bulan ve gözaltına alındıktan sonra son treni kaçırıp banliyölerine dönemezler. O uzun gecenin sonun da Hubert’ın reklamın üzerini çizip “Dünya Bizimdir” yazması Mathieu Kassovitz tarafından “nasıl bir dünyada yaşıyorsunuz?” diye sorması gibi.

O uzun gece de Paris, üçlüye Abdel’in öldüğünü bir açık hava haber panosundan öğrendiriyor. Filmin başından beri karakterlerini çözümlediğimiz üçlüden beklediğimiz tepkileri almaya başlıyoruz. Vinz silahı çıkarıyor kafası da iyi olduğundan halüsinasyonla karışık sokakta araba çeken bir polis memuruna tutuyor silahı. O an banliyöden faklı olarak polis, sivile öfkeyle bakmıyor. Hubert, yine aklı başında bir hareketle silahı indiriyorsa da üçlü yine bir ayrıma geliyor Vinz yalnız kalıyor. Sayid ve Hubert başka yönlere dağılıyorlar. “Aslında bu arkadaşlar birbirlerine muhtaç olmasalardı da arkadaş olurlar mıydı ? “sorusunu bir çok kez sorduruyor bize Mathieu Kassovitz. Fakat bir kural var getto da hayatta kalmak istiyorsan bir arada olmak zorundasın.

Banliyöye geri döndüklerin de, yalnız kalmak istemeyen silahı Hubert’a veriyor. İşte beklenmedik sona hazırlanıyoruz, Hubert’ın silahı alıp Sayid ve Vinz’in aksi istikametin de yürüyüp evine doğru yürürken sivillere nefretle yaklaşan polisler yine yok yere Sayid ve Vinz’i tutuklamaya çalışırlar bu sırada silahıyla Vinz ile şakalaşırken bir polis Vinz’i başından vurur işte bu sırada olaylara uzaktan tanık olan Hubert az önce Vinz’in verdiği silahı polise doğrultur, poliste Hubert’a, Sayid’in olayı korkuyla izlerkenki suratında biter filmi.

Siviller ile polislerin arasındaki karşılıklı kini son sahne de öyle doğru ve yerinde işliyor ki; Mathieu Kassovitz sahiden hayran kalmamak elde değil. Filmin müzikleri de çok hassas seçilmiş Bob Marley’in şarkıları ile banliyönün tüm gerçekliği çok daha iyi vurgulanıyor. ‘’Önemli olan yere düşüş değil yere çarpıştır.’’ mottosu ile Mathieu Kassovitz kafamıza Fransız gettolarını tokat gibi vuruyor.



Sayı 10
Mustafa Kula Mert Tugen