Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Kürk Mantolo Madonna

13.10.2016
Sayı 14

Maria Puder Öldü! Üzerine yazılacak şeylerden çok, üzerine susulacak şeyler bırakan her yapıt içinde iyileşmek bilmeyen bir ruh taşır. Asıl soru; çoğu kez onun açığa çıkması için bir karşılık bulup bulamadığıdır. Atlantik’ten içeri sayısız anının tesiri ile üzerine saatler sustuğumuz, Ankara’dan Berlin’e her okunuşunda en az okunduğu kadar şehir değiştiren, kahramanın kimliğinden ziyade ruhunun önem arz ettiği bir otoportre gibi durur Kürk Mantolu Madonna. Her okurun kendi hikayesiymişçesine sahiplendiği ve belki de kendine ‘bir kelime’yle yakından bakma imkanı bulduğu Sabahattin Ali’nin başyapıtı sayılan bu eser için söyleyeceklerimiz kahramanın bugün yeniden üretiminin önüne geçmeyecektir.

Yazı: Asya Tuğçe Yaldız

İllüstrasyon: Ethem Onur Bilgiç


Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna ile -Hakikat Gazetesi’ndeki 1940 yılı tefrikasından bu yana- okuyucusuna sıradan bir aşk romanı sunmamış; aşkın temsilinin, dönemin sosyal dinamikleri içerisinde bireyi “bütün mümkünlerin kıyısında”  bırakacak sorgulamalara yöneltmesini sağlamıştır. Bugün hala okurunu bu denli etki altında bırakışı da, bu temsilin o günden şimdiye sahip olduğumuz ruhları bu sorgularla imzalayışındandır. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sında aslında bireyin varlığının başlı başına önem arz etmesi, tüm toplumsal gerçekçiliğin içinde parlayan esaslı bir kendine yolculuk biçimidir. Sıradan görüntüler gibi geçip duran insan ve kent betimleri içerisinde gündeliğin çok ötesinde, bireyin peşine düşülesi hikayesi; aynı zamanda okuyucunun kendine yer açmaktan çekinmediği kendi hikayesiyle kesişmektedir. 



Raif Efendi’nin varlığının peşine düşmek, körlüğü reddetmek ve bütün rastlantıların ötesinde birini tanıma cesareti göstermektir. Raif Efendi’nin kimliğinden ziyade ruhunun peşine düşmekse ancak bir karşılık bulduğunda açığa çıkmış olanın ve hikayenin peşine düşmek demektir. Maria Puder’i de var eden bütün yabancılaşmanın içinde bireyin kendisine ve ardına yüklenen anlamda gizlidir. Sabahattin Ali’nin karakterlerinde realizmin ve romantizmin harmanlandığı karakter özellikleri oldukça idealist bir düzen içerisinde ayan olmaktadır. İşte tam da bu sebeptendir ki okuyucuyu anlatının gerçekliğine inandırmak gibi bir çaba sarf etmeksizin kendi hikayesinin içine sürükler. Herkes içinde sorgulamasını sürdürdüğü mümkünlerine ulaşmak isterken zaman zaman anlatıcının aynasında kendiyle karşılaşır, zaman zaman Raif Efendi’nin içsel serzenişlerinde. Hepimizin izini kaybettiği bir Maira Puder’i oluşu veya Raif Efendi’ye inanmak için sancılanıp duran bir Maria Puder oluşu bu gerçekçiliğin ürünüdür. 

Sabahattin Ali’nin Raif Efendi ile betimlediği aslında tıpkı Raif Efendi gibi kitap karakterlerine onulmaz bir bağ ile bağlanan okuyucusudur. Bir kadından önce onun tasvirine aşık olabilen kişi sanatın temsil gücünün hem farkında hem de ötesinde onunla realist ilişkiler kurabilen kişidir. Maria Puder belki de herkesin aşık olabileceği bir kadındır ancak Kürk Mantolu Madonna’ya yalnızca Raif Efendi aşık olabilir. Sabahattin Ali öldüğünde, cebinde bulunan notta yazılı “Maria Puder öyle ölmedi.” cümlesi bugün bakıldığında pek çok kesim için hikayenin yaşanmışlığı konusunda ipuçlarına ya da hala yaşatılan simgesel bir karakterle kurulmuş romantik bağlara işaret etse de Maria Puder kendi otoportresini yaptığı anda yarattığı Kürk Mantolu Madonna ile kendini öldürmüş ve bir temsile bürünmüştür. 

Raif Efendinin aşık olduğu temsilin bir karşılığı olarak kendine yer bulan Maria Puder öldü. Kürk Mantolu Madonna ise hala okuyucusunun tasavvurunda en belirgin biçimiyle, bir edebiyat tarihinin en dikkat çekici romanları arasında, Kadıköy’de sokağa açılmış bir pencerenin önünde, Büyükdere sahilde bir çatı katında ve bir karşılık bulup açığa çıkmaya hevesli onlarca ruhun daima yanında bulacağı bir hikayenin baş kahramanı olarak yaşamaya devam ediyor. Sabahattin Ali de öyle...

Sayı 14
Core Ideas Duygu Bircan