Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Karanlığın İzinde

21.02.2015
Sayı 5

Gece açık bir gökyüzünde kaç tane yıldız sayabiliyorsunuz? 3? 15? 40? 100? Çocukken gördüğünüz Samanyolu’nun artık bir hayalden ibaret olduğunu mu düşünmeye başladınız? Ya da Samanyolu’nu hiç gördünüz mü? Şehrin yapay ışıkları bizi gökyüzünün görkeminin gerçekliğinden soyutluyor. Çünkü gereğinden fazla ve yanlış kullanılan aydınlatmalar ışık kirliliği yaratıyor. Bu nedenle insanoğlu artık evreni anlamak ve anlatmak için karanlığın izini sürmek zorunda.

Sanayileşmeyle beraber yapılaşmanın ve insan yaşamının yoğunlaştığı yerlerde elektrikli aydınlatmayı daha çok kullanır hale geldik. Özellikle kamunun ortak kullanım alanlarında yapay ışıkların yanlış kullanılması sonucunda doğal aydınlık düzeyi bozulmaya başladı. Bu sorunun başlıca nedeni ışığın kendisi değil iyi tasarlanmamış ya da yanlış kullanılan aydınlatma sistemleridir. Doğru kullanılmayan ışığın yarattığı kirlilik ise doğal çevremizi, sağlığımızı, bilimsel çalışmaları ve ekonomimizi tehdit ediyor.

Gün ışığına ve karanlığa göre evrim geçiren birçok canlı son yüz yıldır ışık kirliliği nedeniyle doğal ışık-karanlık dengesini yitirmeye başladı. Işığa eskisinden daha uzun süre maruz kalan canlılar karanlık ihtiyacını tam anlamıyla karşılayamıyor. Bu da kaçınılmaz birçok etkiye neden oluyor.

Bilim adamları tarafından gece ya da vardiyalı çalışan kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha çok olduğu tespit edildi. Geceleri melatonin üretiminin yüksek olmasıyla aslında vücudumuz bir bakıma koruma altına alınıyor. Ancak bu hormonun üretilmesi karanlığa bağlı olduğundan geceleri uzun süre ışığa maruz kalmak vücudun doğal dengesini bozarak onu savunmasız hale getiriyor. 2005 yılında göğüs kanseri hücreleri yerleştirilen fareler üzerinde yapılan bir deneyde farelere, gönüllü deneklerden gün ışığında, gece karanlığında, gece aydınlıkta kalan kişilerden alınan üç farklı tipte kan enjekte ediliyor. Deneyin sonucunda fareye gece karanlıkta kalan yani melatonin seviyesi yüksek olan kan örneği verildiğinde tümörün büyümesinin engellendiği; melatonin seviyesi düşük olan kan örneği verildiğinde ise tümörün hızla büyüdüğü gözlemleniyor.(1) Işık kirliliğinin başka kanser çeşitlerini (prostat vb.) ve başka birçok rahatsızlığı da tetiklediği düşünülüyor.

Işık kirliliğinin olumsuz etkilerine maruz kalan sadece insanlar değil. Birçok canlı türü ışık kirliliği nedeniyle doğal düzenlerinden kopuk bir şekilde yaşıyor. Doğal ışığın, gece-gündüz farklılığının birçok hayvan ve bitkinin yaşam çevrimlerinin önemli bir parçası olduğu bilinen bir gerçek. Beslenme, uyku, üreme, göç döngüleri Güneş, Ay ve yıldızlara göre belirlenen bu türler yapay ışıklar nedeniyle doğayla uyumlu hareket edemiyorlar. Geceleri takımyıldızları kullanarak göçen kuşlar, şehir ışıklarına kapılıp yönünü şaşırıyor ve ışıklı yüksek yapıların etrafında dolanıp yorgunluktan ya da bu yapılara çarpıp ölüyor. ABD’de her yıl yaklaşık yüz milyon kuşun binalara çarparak öldüğü tahmin ediliyor. Chicago’da bulunan Field Doğa Tarihi Müzesi tarafından yürütülen bir çalışmaya göre bir binanın ışıklarının yarısı kapatıldığında, ışıkların yandığı tarafa kıyasla, kuş ölümlerinde %83 oranında bir azalma gözlenmiş. Bu nedenle hayata geçirilen ‘Lights Out’ programı dahilinde şehirdeki birçok bina sahibiyle görüşülerek onlardan kuşların göç zamanlarında gereksiz ya da dekoratif aydınlatma kullanımını azaltmaları isteniyor.(2)

Var oldukları zamandan beri, su yıldız ışığını yansıttığı için denizin ufkun aydınlık tarafında olduğunu öğrenen deniz kaplumbağaları da yumurtadan çıktıklarında kısa süre içinde suya ulaşmaları gerekirken yapay ışık kaynaklarına yöneliyorlar. Bu da onları savunmasız bıraktığından ölmelerine neden oluyor. Ve bu durumdan daha birçok hayvan ve bitki etkileniyor.

Işık kirliliği nedeniyle harcanan enerjinin bir kısmı boşa gidiyor. Ayrıca ışığı kullanmak için elektriğe ihtiyacımız olduğunu düşünürsek elektriği üretirken kullandığımız petrol, doğal gaz ve kömür kaynaklarının da boşa gittiğini söyleyebiliriz.

Işık kirliliği, ABD’de her yıl bir buçuk milyar dolara mal oluyor. Oysa doğru aydınlatma ile elektrik enerjisinden en az %30 oranında tasarruf sağlayabileceğimiz söyleniyor. Bu konuda güzel bir örnek Slovenya’dan verilebilir; 2007’de kabul edilen yasa çerçevesinde lamba ve armatürlerin değişmesiyle dört yıl içinde dış aydınlatma için harcanan enerjide %40-60 azalma olduğu belirtiliyor.(3)

‘Işığı’ yakalamak için karanlığı aramak...

Bilim adamlarının içinde yaşadığımız evrenin kökenini ve yapısını anlamaları için gökcisimlerinden gelen ışığı yakalamaları gerekiyor. Bunun için de karanlığı arıyorlar. Çünkü yapay ışıklar havadaki partiküllere, toza çarpıp geri dönerek gökyüzünün parlamasına da neden oluyor. Bu nedenle gökcisimlerinin on, yirmibin, üç milyon ya da iki milyar yıldır yolda olan ışığı bizim yarattığımız ışığın engeline takılıyor. Yani gök cisimlerinin görünürlüğü ışık kirliliğinin etkisi altında. Gökyüzü parlaklığının gökyüzünde bir tür körleştirici etkisi olduğundan bu konu astronomları yakından ilgilendiriyor. Çünkü bu durum onların en parlak yıldız ve gezegenler dışındaki cisimleri görmelerini zorlaştırıyor. Bu nedenle profesyonel ve amatör astronomlar şehirden uzaklaşarak uygun gözlem yerlerini arıyor. Ancak şehirden uzak yerlerde çalışıyor olsalar da yapılaşmanın artmayacağını ya da yenilerinin ortaya çıkmayacağını kim garanti edebilir?

Gökbilimin aynı zamanda amatörlerinin de önemli roller oynayabileceği nadir bilim dallarından olduğunu düşünürsek bu bilim dalına gönül vermiş amatörler, uzayın derinliklerinden gelen ışığı yakalayıp paylaşan astrofotoğrafçılar, bilimin halkla buluştuğu gözlem şenliklerini organize edenler önce şehirden kaçıp karanlığı arıyor.

Bilimsel bilgiler bu evrenin algılanışını zenginleştiriyor.(4) Herhangi bir sebepten (atmosfer koşulları vb.) yıldızlı bir gökyüzüne sahip olmasaydık belki de hala nasıl bir evrende yaşıyor olduğumuzu, konumumuzu, küçücük birer nokta olduğumuzu bilemeyecektik. Ancak kendi yarattığımız engel nedeniyle, şehir ışıklarının yarattığı sis altında, gökyüzü ile bağımız giderek kopmakta. Hayallerimizdeki boyut ise Dünya, Ay ve Mars döngüsünde yer alıyor gibi. Işık kirliliği konusunda bilinçlenip gerekli önlemleri almazsak bu sis zihinlerimizi de sarabilir.

‘Yıldızışığı hakkı’

Yukarda da belirtildiği gibi ışık kirliliğinin hem şu an hem gelecek için bütün insanlığı ilgilendiren bir boyutu var. Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) tarafından, 1999 yılında Birleşmiş Milletler (BM) ve Uzay Araştırmaları Komitesi (COSPAR)’nin işbirliğiyle Viyana’da gerçekleştirilen “Astronomi Gökyüzünün Korunması” başlıklı toplantıda doğal çevreyi korumak, enerji tasarrufu, gece güvenliğini sağlamak ve bilimin önündeki engelleri kaldırmak adına ışık kirliliğini kontrol altına almak için BM’ye üye ülkelerin işbirliği yapması önerildi.(5)

2007 yılında ise UNESCO, Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği (IDA), Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Avrupa Güney Gözlemevi (ESO), Uluslararası Aydınlatma Komisyonu, Avrupa Yenilenebilir Enerji Konseyi vb. birçok kurumun katılımıyla İspanya’nın La Palma, Kanarya Adaları’nda gece göğünün korunmasıyla ilgili gerçekleştirilen konferansın sonucunda ortaya çıkan Yıldızışığı Bildiri’sinde ise (Starlight Declaration) insanlığın ekonomik, sosyal, kültürel hakları gibi kirlenmemiş bir gökyüzünün de vazgeçilmez bir hak (starlight right) olduğu belirtiliyor.(6)

Işık kirliliğinin yarattığı zararlar nedeniyle bazı ülkeler bu konuda yasal önlemler almaya, insanları bilinçlendirmek için eğitim çalışmaları düzenlemeye başladı. Ayrıca her yıl dünyanın farklı yerlerinde bu konu üzerine uluslararası konferanslar düzenleniyor.

6-8 Ekim 2011 tarihlerinde Almanya’nın Osnabrück şehrinde 11. Karanlık Gökyüzünü Koruma Sempozyumu’na katılan Prof. Dr. Zeki Aslan(7), İtalya’nın Lombardi bölgesi, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya’nın özel yasa çıkardığını, ayrıca Almanya, İngiltere ve Fransa’da ışık kirliliğine karşı yasa olmamasına karşın, doğru aydınlatma ve armatür uygulamalarının devlet ve belediyelerin desteği ile yaygınlaştığını; Fransa ve Belçika’da ise belli saatten sonra bazı yerlerin ışıklarının kapanması konusunda düzenlemeler yapıldığını belirtiyor.(8) Ayrıca Amerika’nın birçok eyaletinde de bu konuda yasal önlemler alınıyor.

Işık kirliliğinin zararlarını azaltmak adına sadece aydınlatma konusunda yasal önlem alınması yetmiyor, halihazırda insanların karanlığa ulaşabileceği bazı alanların koruma altına alınması da gerekiyor. Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği (IDA) tarafından bazı parklar karanlık gökyüzü parkı olarak belirlendi ve bu parklar dahil bazı gözlemevlerinin çevreleri koruma altına alındı. Bu şekilde dünya üzerinde 47 alan var.(9)

‘Işıl ışıl’

Türkiye’de ise belediyeler geceleri şehirleri ‘ışıl ışıl’ görmek istediğinden çevremizde özensiz birçok uygulamaya rastlamamız mümkün. Yukarda sayılan etkilerden sonra aydınlatmanın sadece estetik bir problem olmadığı ortada. Estetik bile sorgulanırken ‘ışıl ışıl’ın bir değerlendirme ölçütü olması konunun etraflıca düşünülmediğini gösteriyor.
Türkiye’de ışık kirliliğine yönelik ilk çalışmalar 1990’larda TUG’un (TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi) önderliğinde başladı. TUG, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ), Türk Standartları Enstitüsü (TSE), Karayolları Genel Müdürlüğü çalışanlarından oluşan bir ekiple başladı. TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikaları Dairesi’nin eşgüdümü ile, 2001 yılına kadar yapılan çalışmalar sonucunda “Elektrik Dış Aydınlatma Yönetmeliği” taslağı hazırlandı ve 2001 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na sunuldu ancak küçük gelişmeler yaşansa da yasal bir uygulama başlatılmadı. Daha sonra bu yönetmelik taslağı güncellenerek ‘Işık Kirliliği Yasa Tasarısı Taslağı’na dönüştürüldü ve TÜBİTAK’ın 2005 yılı programına alındı ancak bundan da bir sonuç alınamadı. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin, giderek ‘gelişen’ Antalya’nın ışıklarıyla gökyüzünün bir kısmını kaybetmesi nedeniyle gözlemevinin çevresinin 30 km yarıçap içinde koruma altına alınması için getirilen öneri de dikkate alınmadı.(10)

2010 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından Türkiye’de Işık Kirliliğini Engelleme (TİKE) çalışmaları adı altında bir proje başlatıldı. Geceleyin gök parlaklığının ölçümlerini yaparak karanlık bölgelerin peşinde koşan bu proje dahilinde gözlemevleri, gökyüzü gözlem şenlikleri ve amatör gökbilimciler için ‘yeni uygun’ yerlerin bulunması ve koruma altına alınması adına araştırmalar gerçekleştiriliyor. Elde edilen verilerle, ışık kirliliğinin ekonomik, çevresel ve kültürel boyutunun da değerlendirilmesi amaçlanıyor.(11)

2012 yılına gelindiğinde PLD (Professional Lighting Design) Türkiye, Mimari Aydınlatma Tasarımı Dergisi tarafından “Karanlığı Aramak: The City Dark Film Gösterimleri” adı altında birtakım etkinlikler başlatıldı. Aydınlatma tasarımıyla ilgilenen bir kurumun bu konuya değer veriyor olması ve bu sayede farklı alanların bir araya gelip daha geniş bir farkındalık yaratacak olması daha güçlü bir mücadele anlamına geliyor. Bu sene ise bu etkinlikler üniversite ve akademisyenlerle işbirliği içinde gerçekleştirilmeye başlandı. Bu yönde 24 Eylül’de gerçekleştirilen ilk seminerin sonucunda Mimarlar Odası’na ulaşma yolunda ilk adım atıldı bile.

Tasarım Problemi

Işık kirliliği multidisipliner bir alan içinde değerlendirilmesine karşın aydınlatma armatürlerini doğru tasarlamadan bunun önlemini almak mümkün değil. Etrafımıza baktığımızda özellikle yol, sokak, park, tarihi mekan ve turizm tesislerinin lambalarının ihtiyacımız olan alandan fazlasını aydınlattığını görürüz. Bu nedenle Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği (IDA) sadece doğrultulduğu yeri aydınlatan noktasal aydınlatma yöntemini öneriyor.

Bu teknik bir konu olduğu için çok fazla detayı var ancak temel olarak kullanılacak alana göre lamba çeşidi ve armatür tasarımı değişiklik gösteriyor. Örneğin yol aydınlatması için düşük basınçlı sodyum lamba, tasarım olarak ise lambanın bulunduğu yerden geçen yatay düzlemden daha yukarıya ışık gitmeyecek şekilde perdelenmiş armatürler öneriliyor.

TİKE sitesinde verilen bilgiye göre genel olarak yapılması gereken; ışığın göğe yönelmesini kesmek ve aydınlatılacak yere yöneltmek, birim enerji başına daha çok ışık veren kaynakları kullanmak, zamanlayıcılar kullanarak, gereksiz aydınlatmaları -örneğin reklam ve ilan ışıklandırmalarını- gece yarısından sonra kapatmak olmalıdır.

Işık kirliliği için ‘çözümü yerel olan küresel bir problem’ deniyor. Birçok çevre probleminden bahsedilince insanların aklında bir şeyler canlanıyor ancak ışık kirliliği denilince duraksanıyor. Bu kavrama çok da aşina olunmadığı için farkındalık çalışmaları büyük önem taşıyor. Bu işe bireysel olarak kendi evinizi doğru aydınlatmayla başlayabilir, Kültür Üniversitesi bünyesinde oluşturulan TİKE projesine gönüllü olarak katılabilirsiniz.

Ayrıca ışık kirliliğinin etkileri hakkında farkındalığı artırmak amacıyla oluşturulan uluslararası bir proje olan GLOBE at Night ile ışık kirliliği haritası çalışmalarına katkı sağlamak isterseniz projenin websitesinde verilen parlaklık çizelgeleri ile Avcı takımyıldızını baz alarak sizin gördüğünüz (görebildiğiniz) Avcı takımyıldızının görüntüsüyle karşılaştırdıktan sonra ortaya çıkan gözlem raporlarınızı bulunduğunuz yerin koordinatlarını da belirterek bu siteye bildirebilirsiniz.(12)

Işık kirliliği çalıştığınız alanı bir şekilde ilgilendiriyorsa ürettiğiniz projelere bu konuyu da dahil etmek etkili olacaktır. PLD (Professional Lighting Design) Türkiye, Mimari Aydınlatma Tasarımı Dergisi ve üniversitelerin ortak proje oluşturması örneğinde olduğu gibi, bu konunun ilgili olduğu diğer kurumlarla işbirliği içine girerek bireysel ve toplumsal bilinçlendirme ve farkındalık projelerini artırabilir ve hatta birçok farklı alandan gelen üyelerle bir çatı altında toplanabilecek bir yapı oluşturarak daha güçlü bir mücadeleye girebilirsiniz.

Şehir ışıklarından uzaklaşıp gökyüzündeki sis perdesini aralayan insanın karşılaştığı manzara aslında her gece başucumuzda. Şehirde doğup büyüyen birçok insan bu manzarayla karşılaşma şansına erişemiyor, erişse bile başını kaldırıp bakmıyor, bilmiyor ya da fotoğraflarını gördüğünde inanmıyor bile. Aslında gökyüzü bir manzaradan çok daha ötesi bizim için.

Bize evrenin bir parçası olduğumuzu hissettiren gökyüzü -bu anlamda aslında bizden uzaklığı temsil eden bir kavram değil- tarih boyunca iç içe olduğumuz bir alandır. Gökyüzü çok eski çağlardan beri gizemi ve görkemi ile insanlara ilham kaynağı olmuş, onları varoluşlarını sorgulamaya itmiş, tarih boyunca onu anlamlandırma ve araştırma çabaları kültürlerin ve uygarlıkların gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Zamanla bilimin kendi içindeki gelişimiyle de insanlar dünyanın (kendilerinin) evrenin merkezinde olmadığını anladı; dünya merkezli evren modelinin yanlışlığı ortaya konularak insanlık tarihinde düşünsel bir devrim yaşandı ve bu, diri diri yakılan, ev hapsine atılan bilim adamları düşünülürse, hiç de kolay olmadı. Bu nedenle ışık kirliliği konusuna gereken önemi göstererek, gökyüzümüzü, çevremizi, sağlığımızı, ekonomimizi ve zihinlerimizi korumaya çabalamak kendimize/evrene gereken saygıyı göstermek demektir bir bakıma.



Referanslar ve Notlar

1. Blask DE, Brainard GC, Dauchy RT, Hanifin JP, Davidson LK, Krause JA, Sauer LA, Rivera-Bermudez MA, Dubocovich ML, Jasser SA, Lynch DT, Rollag MD, Zalatan F., Melatonin-Depleted Blood from Premenopausal Women Exposed to Light at Night Stimulates Growth of Human Breast Cancer Xenografts in Nude Rats, American Association for Cancer Research, 2005; 65: (23)
2. Kousky, C., A Building Less Bright, Chicago Skyscrapers Go Dark for Migratory Birds, www.terrain.org/articles/15/kousky.htm
3. Aslan, Z., Avrupa Işık Kirliliği Sempozyumu’ndan Yansımalar ve Türkiye. Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji Eki, 6 Nisan 2012, s. 12
4. Reeves, H., Boşluk Bakışımın Biçimini Alıyor. (Kurtuluş Dinçer, Çev.). Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 2001
5. International Astronomical Union (IAU) Symposium 196 "Preserving the Astronomical Sky" Report, Vienna, 1999, www.iau.org/static/publications/IB86.pdf
6. StarLight Declaration 2007, www.starlight2007.net
7. Prof. Dr. Zeki Aslan, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin ilk müdürü ve Akdeniz Üniversitesi Fizik Bölümü kurucusudur.
8. Aslan, Z., Avrupa Işık Kirliliği Sempozyumu’ndan Yansımalar ve Türkiye. Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji Eki, 6 Nisan 2012, s. 12
9. International Dark-Sky Association (IDA), www.darksky.org
10. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG), www.tug.tubitak.gov.tr/isik_kirliligi.php
11. İstanbul Kültür Üniversitesi, TİKE Projesi, www.iku.edu.tr/tike
12. GLOBE at Night, www.globeatnight.org
Sayı 5
Bindik Bir Alamete "İkinci Yeni" Vintage Shop