Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

John Berger

28.01.2017
Sayı 15

Bütün Yetim Görüntüler İçin Bir Baba: John Berger

Yazar: Tuğçe Asya Yaldız


2016’nın son günlerinde en çok düşündüğüm şeyin kayıplar üzerine bir çeşit takıntı olduğunun farkına varmıştım. Zira yıl boyu aramızdan ayrılan onlarca kahraman için düzenlediğimiz anmalardan, inanç ritüelleri çerçevesinde gelişen törenlerden geriye kalan şeyin bir çeşit takıntı olduğunu düşünüyordum. En son Cohen gittiğinde yalnızdım. Beraberinde sesleri silikleştiren bir gidiş, kulaklarımı da götürmüş gibiydi. Oysa bu benzetmenin temelinde bile görüntülerin seslerle, bakışın dille kurduğu ilişkinin yattığının farkında değildim. Bunu kimden öğrenmiştim? Üniversite yıllarından kalma arkaik bir bilincin suratıma iliştirdiği gülümsemenin asıl sorumlusu 2 Ocak 2017 günü, yeni bir yılın müjdeli sersemliği içinde sessizce aramızdan ayrıldı: John Berger. Şimdi bütün görüntüler gibi, onunla bir defa ‘hoşbeş’ etmiş herkes bu kelimenin anlamını iyi biliyor: ‘yetim’. 

Dünya basını onun ardından yazar, sanat eleştirmeni, düşünür ve ressam gibi nitelemelerle haberler yaptı. Görünür olanın dilde bir çeşit karşılık bulması gerekiyordu. Peki onu az çok tanıyan herkes için bir soru sormak gerekirse, ki bunu hemen hepimizin bildiği ‘Görme Biçimleri’ni okuduktan sonra oluşmuş aydınlanmanın bana verdiği yetkiye dayanarak soruyorum: Foucault’nun görünürlük tuzağında bile bu kadar çaresiz hissetmezken, Berger’in ardından giden gözlerimizi hangi görüntüde, her şeyi söylemek üzere açılmış ağızlarımız susarken kelimelerin anlamsızlığına değinecek fikrin karşılığını hangi dil ailesinde bulacağız?

Öyle yazarlar biliyorum; varlıklarıyla doldurdukları boşlukları her gün temas halinde olduğumuz insanlarla dolduramaz, öyle ki bazen ailemizden, arkadaşlarımızdan, sevgilimizden dahi yakın hisseder, yerine bir başkasını koyamayız. İşte tam da böyle bir yerde oturuyordu Berger. Hoş, bir şeyin varlığının bıraktığı boşluğu hiç bir zaman başka bir şeyin varlığıyla dolduramayacağımızı da ondan öğrenmiştim. Çok sonraları bir adam aynı şeyden bahsederken fark ettim; yüzümde yine o arkaik bilinçten oluşmuş bir gülümseme...


Çizer: Ethem Onur Bilgiç



Türkiye’de basılmış kitapları, ki bazıları ders kitaplarım olmuştur, dışında Berger’ın bizzat ziyaret ettiği ülkelerden birinin de Türkiye olması belki onunla bu denli samimi bir ‘dil’ ile ilişki kurmama sebebiyet veriyor. Zira ölümüne kadar Türkiye’nin tükenmek bilmeyen trajedisinden, siyasi, finansal dinamikler içerisinde eriyen dilin gerçek yüzünden ve hatta politikacıların ve kapitalizmin bize ulaştığı dilin gerçek bir dil olmayışından bahsederek çözümler üretmeye ve yazdıklarıyla, konuştuklarıyla ve hiç kabul etmese de öğrettikleriyle insanları birleştirmeye yönelik çağrılarına devam etmiştir.

Sanat eserinin ya da sanatın birincil amaçları içerisinde tartışmalı duruşu devam etse de bu birleştiricilik özelliği hem toplumsal hem de bireysel olarak Berger’ın oldukça başarıyla kullandığı bir silahtı. Okuyucusu üzerinde yarattığı etki, aynı tokadın farkındalığında insanlar yarattı. Bir gazeteci arkadaşımla bir gece ‘O Ana Adanmış’ her şey üzerine konuşurken fark ettim bunu. “80 yıldır yazıyorum” demenin samimiyetinde ve güvencesinde bize önerdiği ittifakı beraber keşfettik. ‘Bir Fotoğrafı Anlamak’ istedik bazen, ‘Anlatmanın Bir Başka Biçimi’ üzerine zihnimizi ciddi anlamda meşgul eden sorular bıraktı bize bazen de. Bütün bu etkinin sebebini anlatabiliyor oluşuna ve anlatabiliyor oluşunu da gerçekten dinliyor oluşuna bağlıyordu. Biz Berger’la belki de dinlemeyi öğreniyorduk. Söyleşilerinde interneti çok nadir kullandığından, iki temel gazete dışında da çok nadir haber kaynaklarına baktığından söz ediyordu. Buna rağmen dünyanın neresinde olursa olsun ‘insanlık’ temelli her soruna çok ciddi bir hassasiyetle yaklaşımı belki de gerçekten dinlemenin ve anlatımdaki dilin bambaşka bir şekilde hayat bulduğunun kanıtıdır.

Berger’ın söyleşi ve röportajlarındaki susuşları aslında kelimenin çok ötesinde anlamın nasıl işlenebileceği konusunda çıkış noktaları oluşturuyordu benim için. Oğlu Yves, Berger’ın ölümüyle ilgili “Gözlerini son defa doğru kelimeyi bulmak istermiş gibi kapadı ve huzur içinde öldü” demiş. Bu ifadedeki samimiyetin, bütün genetik kodların dışında, onu bir cümlesiyle tanımış herkese öğütlediği anlamın peşindeki saflıkla dilin imkanları arasında bir yerde olduğunu biliyorum. 1962’de bütün imkanlarına rağmen terk ettiği Britanya’dan Fransa’ya ulaşan hikayesinde, onu tanıyıncaya değin sanat eserlerinin ‘yüceliği’ ile yıkanmış beyinlerin yaşadığı yıkımda, Picasso’nun başarı ve başarısızlığında... 

Şimdi yazının başında sorduğum soruları tekrar düşünüyorum da aslında Berger gitmeden önce ne yapacağımıza dair soruları müthiş bir açıklıkla ve tek derdi insanlıkla alakalı olan bir yazarın bütün içtenliğiyle cevaplamış: “Gizli bir yetimler ittifakı öneririm.
...Evrendeki yıldızların yarısından fazlası hiçbir takımyıldızına ait olmayan yetim yıldızlardır. Takımyıldızların hepsinden daha fazla ışık verirler.”

Sayı 15
Olmadık Projeler Mojca Juvančič