Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Hüseyin Sandık

16.05.2018
Sayı 20

İllüstrasyonları ve Socrates Dergisi Üzerine Bir Söyleşi...

Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Seni biraz tanıyabilir miyiz, ne zamandır çiziyorsun?

1987, Denizli doğumluyum. Sanat eğitimine çocukluk yıllarımda başladım. Ortaokulda kurslarda devam ettiğim eğitimime, daha sonra Denizli Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde devam ettim. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nde eğitimimi tamamladım. Çizim yapmaya ilkokul öncesi yıllarda başladım. Daha doğrusu kalemi tutmayı öğrenince bir şeyler çizmeye başlamıştım.

Genel olarak çizimlerinde hiperrealist bir yaklaşımın var,  normalde zaman aldığı ve zor olduğu için pek tercih edilen bir yöntem değil, senin bu tarzı tercih sebebin nedir?

Ben açıkçası sanat eğitimim boyunca birçok sanat eserini inceledim. Ancak bir türlü Rönesans döneminden kopabilmiş değilim sanat anlayışı olarak. Bu bir karar değil sadece bu şekilde vermek istediğim hissiyatı tam verebildiğimi umuyorum.

İnsan suretleri çizmek sana daha keyifli geldiği için mi yoksa siparişler böyle geldiği için mi portfolyonun büyük bir kısmı portrelerden oluşuyor?

En etkili ifadeler insanın yüzünde olduğu için ele almayı seviyorum. Durum böyle olunca gelen siparişler de bu şekilde oluyor genelde. Ancak portre dışında da çalışmalar üretmekten mutluluk duyuyorum.

Socrates Dergi nasıl çıktı ortaya? Socrates’den önce bir spor dalı ile ilgileniyor muydun?

TBWA/ISTANBUL’da çalışırken ajansa bir spor dergisi tasarımı gelmişti. Normalde reklam ajanslarında bu tarz çalışmalar pek yapılmaz. Ancak Socrates’i biraz incelerseniz aslında günümüz spor dergilerinden keskin ayrıldığı nokta, birçok spor dalını edebi bir dille bütünleştirerek belki de çocuklarınıza bırakmak isteyeceğiniz arşiv niteliğinde bir dergi olması. Tasarım ekibine ben de dahil olduktan sonra dergiyi sıfırdan alarak bir tasarım dili kurdum. Aslında bu kurduğum tasarım dili içerisine illüstrasyonu fazlaca ekleyince biraz daha çok çizim üretmeye başladım.

Socrates’ten önce hayatım boyunca birçok spor dalı denedim. Hepsinde amatör seviyede kendi kendime eğleniyordum esasen. Ancak bisiklet her zaman tutku olarak vardı.


Bir derginin hem kreatif direktörlüğünü hem de illüstratörlüğünü yapıyor olmanın güzel ve aynı zamanda zor yanları olmalı, nedir bunlar?

Bir tasarımcının illüstrasyon yapabiliyor olması bence ona çok fazla kapı açacaktır. Ben eğitimimi tasarım üzerine tamamlamış olsam da çizim ve tasarımın doğrularının aslında birbirleriyle çok örtüştüğünü düşünüyorum. Durum böyle olunca tam olarak kafanızda canlandırdığınızı hem tasarım hem de illüstrasyon dili olarak harmanlayıp insanlara sunabiliyorsunuz. Bunlar da işinizi fazlasıyla kolaylaştırıyor.

Zor kısmına gelince ayda iki tane derginin her sayfasını kontrol edip aynı zamanda bütün illüstrasyonlarını sahiplenmek normal olarak yoğunluğa yol açıyor. Ama hepsi sadece güzel bir şeyler yapmak için.

Dışarıdan çok yoğun çalışıyor görünüyorsun, fırsat bulduğunda çizmek dışında neler yapıyorsun?

Evet, bazı dönemlerde fazlasıyla yoğunluk oluyor. Esasen sadece çizerlik yapmıyorum. Şu anda Socrates Magazine Türkiye ve Almanya’nın Kreatif Direktörlüğünü üstlendiğim için, çizim dışında tasarım olarak birçok iş üretiyorum. Sanırım bazen yoğunluk bundan kaynaklanıyor. 

Tasarım ve çizim dışında müzik ve sporla fazlaca iç içe olduğumu söyleyebilirim. Lise yıllarından bu yana elektrogitar çalıyorum. Bunun dışında uzunca bir süredir de perküsyon olarak bateri çalıyorum. 
Spor kısmına gelecek olursak, hepimizin sevdiği bisiklet üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Bu sevgi biraz fazla olunca bundan 2 yıl önce “Anonymous Cycles” adında, İtalya’da el üretimi kendi bisiklet markamızı yapmaya karar verdik. Şu anda kendi tasarladığımız bisikletleri kullanmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Hangi mecralardan beslenirsin genel olarak? Sinema, müzik, kitap… İllüstrasyon alanında takip etmemizi önerdiğin isimler kimler olur?

Aslında müzik, sinema ve kitap hâlihazırda hayatımızın içinde olan şeyler. Bunların hepsinden ayrı ayrı beslenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin müzik ve tasarımı veya illüstrasyonu iç içe geçirebildiğinizde karşınıza çıkan işler ruhunuzu beslemeye başlıyor. Çünkü bu etkileşimin kullandığınız renklerden, tasarımın veya resmin dengesine kadar bütün temelin sağlam oturmasını sağladığını düşünüyorum.

Çizer olarak birçok isim verebilirim ancak Ignasi Monreal’in son zamanlarda bir moda markası için illüstre etmiş olduğu dünya gerçekten muazzam... Her zaman en sevdiğim “color correction” (renk doğrulama) ve hissiyatı veren bir diğer sanatçı da Yuri Shwedoff.

Sayı 20
Dadans Kazım Şimşek