Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Hande Ünver - Tipografi

09.12.2015
Sayı 12

Kaligrafi ve illüstrasyon harmanı...

Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Geleceğe yönelik bilincimin sorgulanacağı zamanlarda, tamamen şans eseri kazandığım ve kesinlikle mutlu olmadığım Mühendislik Fakültesi’nde okurken, hayatımızı biraz olsun renklendirebilmek adına annemle resim kursuna başladık. Hayatımın akışının bu kursla değişeceğini bilemezdim. Kurs sayesinde görsel sanatlara yeteneğim olduğunu keşfedip, Güzel Sanatlar’a hazırlanmaya karar verdim. Anadolu Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun olduktan sonra bugüne kadar geçen 5 yılın 4’ünde, İstanbul’da reklam ve yayın sektörünün önde gelen şirketlerinde deneyim kazandım. Ardından, hayatımı tekrar gözden geçirme ihtiyacını duydum. Bütün vaktimi illüstrasyon ve kaligrafi alanlarında özgün işler yaparak değerlendirmek istiyordum. Uzun zamandır serbest çalışarak niyetimi gerçekleştirsem de, bunu kurumsal bir bünyeye taşımak mümkün gözükmüyordu. Bulduğum her fırsatta doğaya çıkıyordum ve bu sayede doğayla olan bağlarım daha da kuvvetleniyordu. Bir süre sonra kaçınılmaz şekilde işimden ayrılıp, İstanbul’daki evimi kapatma kararı aldım. Yanıma gerekli minimum eşyayı alarak yollara düştüm. Yaklaşık 10 ay hem çalışıp hem de yol nereye götürürse gezdim. Niyetim içime sinen, doğayla kucak kucağa yaşayabileceğim bir yere yerleşmekti.

Kaç yıldır kaligrafi ile ilgileniyorsunuz? Nasıl başladı kaligrafiye olan ilginiz?

Görsel bir bölümde okuduğum için güzel yazıya her zaman ilgim oldu. O zamanlar kendi çapımda karalamalar yapardım. Ama bu ilgiyi gerçek anlamda kâğıda dökmeye başlamam, okul yıllarında aldığımız tipografi dersleriyle oldu. Yaptığımız projelerde fırsat yakaladıkça, farklı malzemelerle elde çalışmalar çıkarmaya odaklanıyordum. 

Bu konu özelinde bir eğitim aldınız mı?

Grafik Tasarım bölümünde okurken, sevgili Mehtap Uygungöz hocamdan iki dönemlik seçmeli ders olarak kaligrafi eğitimi aldım. Bu süreçte trilin ile serbest el çalışmaları yaptık. İstanbul’daki iş hayatımdan arta kalan zamanlarda da, kendi kendime italik, gotik harfleri çalışarak ilerledim. Her gün bu stillere yenilerini eklemek için çalışmaya devam ediyorum.  


Kaligrafi sanatıyla uğraşmak hayatınızda ne gibi bir fark yaratıyor?

Kaligrafi çok hızlı sonuç alabildiğim bir beceri olduğu için, artık meditasyonum haline geldi. Yazma fırsatı bulursam diye sürekli yanımda defter taşır oldum. Duygularımı kâğıda dökme arzusu, bu akışta beni kaligrafik günlükler tutmaya yönlendirdi. Hatta uzun süre çalışamadığım zamanlarda enerjim değişiyor, topraklanma ihtiyacı duyuyorum. 

Yıllardır devam eden bu sanat dalına nasıl bir fark kattığınızı düşünüyorsunuz?

Biliyorsunuz, günümüzde pek çok şey gibi sanat, grafik tasarım ve kaligrafi alanında da tüketilmişlik had safhada. Özgün diyebileceğim işlere rastlamak oldukça zor bir hale geldi. Klasik kaligrafi yaklaşımı yurtdışında büyük ölçüde kırılmış olsa da, Türkiye’de bu daha çok zaman alacak gibi görünüyor. Geriye kalıcı çalışmalar bırakabilmek için de farklı olmak gerekiyor. Kaligrafiyi illüstrasyonlarımla harmanlayarak, iki sanat dalına da farklı bir pencere açtığımı düşünüyorum.

Kaligrafide İslam, Batı, Çin, Arap gibi birçok farklı kültür var... Sizin ilgilendiğiniz tür hangisi?

Aslında hepsine ayrı ayrı ilgi duyuyorum. Bu türler arasında, öncelikle İslam Kaligrafisi üzerinde çalışmak isterdim. Şu an Batı Kaligrafisi ile profesyonel işler yapıyor olsam da, geliştirmek için her gün çalışmam gerekiyor. Bahsettiğiniz her türün eğitimini almak ve hakkını vermek için, en az 4-5 yıl emek harcamak lazım. Hepsinden bir parça yapabilmektense bir ya da ikisinin hakkını verebilmeyi tercih ederim. 

Kaligrafi konusunda size ilham veren bir isim var mı?

Pek çok yerli ve yabancı kaligrafı takip ediyorum. Ama aralarından birkaç tanesi, şu anki birikimime basamak oldu diyebilirim. Mesela çalışmalarıyla beni çok etkileyip gotik yazıya başlamama sebep olan Luca Barcellona. Theosone da bu konuda benim için ufuk açıcı oldu. Geçen sene Anadolu Üniversitesi’nde 7.si gerçekleştirilen Kaligrafi ve Tipografinin Sanatsal Yansımaları etkinliğinde, Pokras Lampas’ın çalıştayına katılma fırsatı yakalamamla beraber, gotik yazı konusunda daha sağlam adımlarla ilerlemeye devam ettim. Ayrıca kaligrafi ve illüstrasyonu birlikte kullanan Jake Weidmann, kendi tarzımdan dolayı son zamanlarda oldukça ilgimi çekiyor. 

Hat sanatına olan ilgim ise Emin Barın ile başladı. Ethem Çalışkan, Ali Toy, Savaş Çevik, Khawar Bilal, Eduard Dimasov, Mouneer Alshaarani gibi kaligrafların çalışmalarıyla da günden güne artıyor. 


Neler yazmanızı istiyorlar genelde? Kendiniz için bir şeyler yazıyor musunuz?

Başlangıçta en çok talep isim yazmak üzerineydi. Daha sonrasında logo, dövme gibi farklı istekler gelmeye başladı. İllüstrasyon ve kaligrafi birlikteliğine geçince ise afiş, kişiye özel çalışmalar ve sergi davetleri talep edildi. Ne kadar yoğun olursam olayım, kendim için her zaman bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi, boy boy kaligrafik günlükler tutuyorum. Seyahatlere çıktığım zaman mutlaka yanımda bulunduruyorum. 

Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz? Favoriniz hangisi?

Kesik uçlu, fırça uçlu kalemler, trilin, divit uçlar, teneke kutulardan yaptığım uçlar, tüyler, doğadan bulduğum malzemeler vb. Genellikle çalışmalarımda en az üz farklı uç kullanıyorum. Öncelikli tercihlerim trilin, kesik ve fırça uçlar oluyor. Günlük eskiz çalışmalarımdaki favorim ise Pilot Prallel Pen. Mürekkep olarak Ecoline, Winsor & Newton Kaligrafi Mürekkebi, akrilik vb öncelikli tercihlerim oluyor. Bunların dışında kahve, çay, meyve suları, doğadan bulduğum bitki ve çiçeklerle de denemeler yapıyorum. Kâğıt olarak tercihim 300 gr kalın grenliler. Son zamanlarda farklı teknikleri bir araya getirerek zeminler oluşturmaya başladım. Üzerine de guaj ve akrilik gibi daha kapatıcı boyalar kullanarak çalışmayı tamamlıyorum. 

Nelerden ilham alıyorsunuz?

En büyük ilham kaynağım şüphesiz ki doğa. İnsan doğadaki güzelliklere tanık oldukça üretmek ve paylaşmak kaçınılmaz oluyor. Bu süreçte en büyük motivasyonum müzik. Zevk aldığım tarzdaki müziklerin çalışmanın gidişatını nasıl etkilediğini görmek, beni hâlâ şaşırtmaya devam ediyor. 

Bahsetmek istediğiniz bir projeniz var mı?

Önümüzdeki sene İstanbul’da illüstrasyon ve kaligrafiyi bir arada kullandığım çalışmalarımla ilk kişisel sergimi açmayı hedefliyorum. O zamana kadar da geridönüşümle ilgili gerçekleştirmek istediğim bir projem var. Umarım hayallerimi gerçeklikle buluşturma şansım olur. 

Kaligrafiyle grafiği birleştiriyorsunuz, ortaya çok farklı işler çıkıyor. Bu yaklaşım nasıl gelişti?

Bu yaklaşım aslında doğal akışında gerçekleşti. İstanbul’da yaşarken işten arta kalan zamanlarımda illüstrasyon ve kaligrafiyi ayrı ayrı çalışıyordum. Öyle bir eşik geldi ki, ikisi bir oldu. Sonrasında birbirinden bağımsız çalışmalar yapsam da, kaligrafinin illüstrasyonlarımla kaynaşmış olduğu işlerimin, beni en iyi ifade edenler olduğunu anladım. 

Sayı 12
Ayşenur Arslanoğlu - Kuklalar Rulo Tipo - Baskı