Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Gökhun Baltacı

22.01.2018
Sayı 19

Pastelden Derin Bir Sondaj...

Röportaj: Melike Bayık


Genç ve dinamik sanatçı Gökhun Baltacı, sanatsal yönelimi ve estetik disiplinini pastel boyayla ortaya koyarken, bireysel bilinç akışlarından yararlanarak, geçmişte kalan durumları derin kazılar yaparak ortaya çıkarıyor ve gündelik meseleleri ele alarak kendine özgü bir dille aktarıyor. Baltacı, izlenimci bir hisle de ürettiği eserlerini karamsar, tedirgin edici ve tekinsizlik gibi kavramları gün yüzüne çıkararak, izleyiciye olağan karşılaşmalar yaratmaktan, tuhaf bir ironiyi sezdirmekten geri durmuyor.


İlk olarak biraz kendinden söz eder misin? Genel olarak nelerle uğraşıyorsun?

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans öğrenimi görüyorum. Genelde vaktim okuldaki atölyede geçiyor. Atölyede olmayı seviyorum. Argo konuşmayı ve okumayı seven, sakin biriyim. İçkiyi ve barları seven bir adamım. Resim yapmayı, çalışmayı çok önemsiyorum diyebilirim kısaca. Biraz garip ama belki böylesi daha hoş.

Hayat öykünden sonra, sanatına dönecek olursak sanatla tanışman nasıl oldu? Yollarınız nasıl kesişti?

Okuldan, eğitim ve öğretimden oldum olası hiç hoşlanmadım. Ortaokulda dersin birinde, defter kenarlarına bir şeyler çizerek başladı diye anımsıyorum. Ama onun öncesinde, ana sınıfındayken, öğretmen aileme, bu çocuğun renk seçimleri iyi, ileride resme yönelirse müdahale etmeyin demiş. Bizimkiler de gerçekten müdahale etmediler. Doktor ol demediler ki zaten olamazdım. Ortaokuldan sonra devamlı olarak bir şeyler çizmeye başladım. Daha sonra kurslarla geliştirip, güzel sanatlara yöneldim. Sonunda, ilk kez bana yönelik bir eğitim merkezine geldiğimi o zaman anlamıştım.

Peki, kısaca eserlerinin kavramsal çerçevesi ve formsal yapısından söz eder misin?

Ben kendi çalışma biçimime “sondaj” başlığını uygun görüyorum. Çocukluğuma ve onun yanı sıra gündelik nesnelere yaptığım delme ve oyma biçimi gibi. Eski anıları veya nesneleri kafamın içine atıp onları yoğuruyorum. Bu yoğurmanın sonucunda, bazen resim yapabilecek bir hikaye çıkabiliyor, bazen de çıkmıyor. Şöyle özetleyebilirim: Nesne veya figürlerle hikayemi kurup, onların arasındaki form ve renk gerilimleriyle ilgileniyorum. Utançtan yanakları kızarmış bir ilkokul öğretmeni beni çok heyecanlandırıyor. Hatta utançtan veya başka sebeplerden kafası kıpkırmızı olmuş, şahane!



Kişisel geçmişine ve gündelik meselelere odaklandığın resimlerinde, ağırlıklı olarak kağıt üstüne yağlı pastel boyayla çalışıyorsun. Neden kağıt ve yağlı pastel?

Evet yaklaşık 2,5 yıl önce, yaz tatilinde evimde çok güzel bir dönem geçirdim. Çok yoğun kitap okumaları, gece yürüyüşleri, Schubert dinlemeleri derken artık üretim zamanının geldiğini seziyordum. Lisans hayatımda yağlı boya, akrilik, lavi gibi teknikleri çalışmıştım. Ama şimdi yeni bir malzeme istiyordum veya sulu boyaya yönelecektim ya da pastel boyaya… Sonrasında pastel boyayla kimyamız çok tuttu ve onun dilini öğrenerek gitgide geliştirdim. Aslında biraz birbirimize benzeyen yapılarımız var. Biraz kaba ama boyaya hakim olursanız, inceliklerini çok güzel çıkaran bir malzeme. Tabii bir de Türkiye gerçeği var ki pastel boya sonuçta herkesin travmatik ilkokul boyası. O yaşlarda nefret ederdim pastel boyadan ve blok flütten. Çocukluk dönemine yakın bir tema işliyorsanız, pastel boya bu amaca gerçekten çok güzel hizmet ediyor. Zaten çocuk boyası diye geçiyor pek çok yerde de.

Yağlı boya, pastel ve kağıt dışında başka malzemeler kullanıyor musun? Eserlerin için disiplinel bir çeşitlilik söz konusu mu? Eğer değilse neden?

Pek çok malzeme denedim. Lisans hayatımda sokaklara stencil yapma, kağıt yapıştırma tekniklerini de çok kullandım. 5 yıllık bir psikoterapi deneyimim oldu ve hatta terapi şimdilerde yeni bitti. Pastel boya da bu terapi sürecinde ortaya çıktı. Kafanız nasıl bir meseleye eğilirse, sanırım ona göre bir malzeme buluyorsunuz. Ama sürekli bir malzeme değişimi yapmıyorum. Şu an sadece pastel boyayla çalışıyorum. O malzemenin doğasını öğrenmeye ve öğrendikçe geliştirip bozmaya çalışıyorum. Boya dışında ayrıca kraft kağıt kullanmayı da seviyorum.

Pastel boyanın inceliklerini öğrenmek ve sonrasında onu bozuntuya uğratmaktan söz ettin. Bunu biraz açıklar mısın?

Yaklaşık altı aydır resimlerde kırmızıyı çok fazla kullanmaya başladım. Hatta bazı resimler sadece kırmızı tonlarından oluşuyor. Bazen farklı renkleri çok ince ve ara yerlerde yan yana getiriyorum. Hiç tahmin edilemeyecek ilişkiler ortaya çıkıyor. Mesela zeminde kazalara imkan tanıyor, kazaların olmasından da hoşlanıyorum. İnternette bazen aramalar yapıyorum. Dünyada pastel boyayla çalışanlar nasıl, neler yapıyor diye bazı örnekler gördüm. Hiperrealist işler yapılmış. Ancak bu beni hiç etkilemedi. Boya, yüzeyde sinirleri alınmış et gibi yatar vaziyetteydi. Pastel boyanın bana göre ilginç bir diriliği var. Onu öldürmemek gerek diye düşünüyorum. Resim bittikten sonra dönüp baktığınızda, kendini hiç çaktırmayan ara ara sinsi renkler oluyor. Sanırım duygunun ağır bastığı yerler buralar, belki de değildir.


Eserlerinin içeriğine dönecek olursak, resimlerinde gördüğümüz konuları neye göre belirliyorsun?

Değişiyor aslında, bu işin kek tarifi gibi bir formülü yok bence. Ama aktarabildiğim kadarıyla şöyle bahsedeyim: Dönem dönem seçtiğim yoğun formlar oluyor. Mesela köpekler, dansözler, sandalyeler, elmalar, kibritler, yanan ağaçlar... Bunların hepsinin benim içimde bir karşılığı var. Bu formlarla ve renklerle gerilimli bir trafik hattı kuruyorum ve aşağı yukarı böyle çalışıyorum. Bir resmin konusunu net bir şekilde anlatmak çok zor, hatta imkansız. Hiç eskiz çalışmıyorum, doğrudan kağıt üstünde pastelle başlıyorum. Bazen kafanızdaki şey yüzeyde istediğiniz gibi olmuyor. O zaman değiştirmeler başlıyor. Hatta kafanızdaki konudan bambaşka bir şeyle karşılaşabiliyorsunuz işin en sonunda. Bence yüzeyin zaman zaman sizi yönlendirmesi, işte bu çok heyecan verici bir şey!

Resimlerinde ağırlıklı olarak merkezde bir figür ve onun çevresinde tamamlayıcı öğeler görüyoruz. Figüratif resim yapma konusundaki tutkundan söz eder misin? Ayrıca kim bu insanlar?

Kim ben de bilmiyorum. “Bir sandalye her zaman düşüncelidir” isimli bir resmim var. Bu resimde, sandalyeye bakarak mastürbasyon yapan bir figür var. Sandalye de o resimde bir figür olarak kendini var ediyor. Yani sadece insan görüntüsü değil de başka nesneler de figür olarak var olabiliyor işlerimde.

Uçları tutuşmuş kavakların olduğu resimlerimdeki serviler, sanırım gecenin içinde çok korktuklarından dolayı tutuşmuşlar veya başka bir nedenden… Resimlerin dışında daha önce de söylediğim gibi kraft kağıt üzerine yine pastel boyayla desenler çalışıyorum. Örneğin o desenlerde, işeyen kadınlar konusunu çok çalışırım. Gerçekten çok keyif veriyor.

Kompozisyonlarında ana figür dışında destekleyici figürleri de kullandığından söz etmiştik. Bunlar ağırlıklı olarak hayvan figürleri. Köpek, koyun ya da boğa vb. Hayvan figürlerini tercih etme sebebin nedir?

Koyun ve siyah köpekler bende hiç sempatik duygular uyandırmıyor aslında. Yani sokakta yanıma köpek gelirse elbette başını okşuyorum ama görünüm olarak hep huzursuz edici geliyor. Siyah köpek formlarına, bir endişe biçimi olarak, endişe ataklarına benzettiğim için başlamıştım. Çok dinamik ve kalabalıklar. Ayrıca siyahlar. Bu yüzden formlarını seçmek çok güç oluyor. Endişenin kendisi de aynen böyle bir biçim demiştim ve siyah köpekler resimlere böyle dahil oldu. Koyunlarla ise genelde peyzaj çalışıyorum ama bu peyzajlar içimizi açan huzur dolduran değil, aksine yine tedirgin manzaralar oluyor. Koyunları genelde hep akşamüstü zamanında hayal ediyorum. Sanki hep o saatlerde görülüyor gibi (saçmalık işte).



Eserlerinde Empresyonist bir ifade söz konusu. Resimlerini yaparken sanat tarihinden, Empresyonizm’den ya da diğer akım veya sanatçılardan etkileniyor musun ya da onlara referanslar veriyor musun?

“Babaya uzun küslük” diye bir resmim var. Resmin içinde, arka planda Van Gogh’un “Buğday Tarlası ve Kargalar” resmi asılı. Kendi resmimdeki trafikle çok ilişkiliydi ve o yüzden öyle bir referans ilişkisi oldu. Sanat tarihinden, ustalardan (ben onlara babalar demeyi seviyorum) elbette etkileşim oluyordur. Keyifle baktığım, aklıma ilk gelen babalar Rene Magritte, Arnold Böcklin, Max Beckmann, Jamie Wyeth, Monet, Maurice Vlaminck, Tamara de Lempicka, Pierre Bonnard, Francis Bacon gibi daha nice isimler de var elbette. Ama yaşamlarına ve mesleklerine olan tutkularına çok büyük bir saygım var. Kuru bir saygı değil gerçekten. Bir gün psikoloğa William Turner’ın gemilerin en tepesindeki direğe kendini bağlatarak fırtınalara açılmasını örnekliyordum ki gözlerim dolmaya başladı. Beni çok etkileyen, alaşağı eden hikayeler.

Resimlerinde ağırlıklı olarak arka planın gece olduğunu görüyoruz ve kompozisyon genelindeki renklerin ise daha karanlık ve belki de karamsar. Kullandığın renk seçimi ya da karanlık, gece gibi temsiliyetleri seçme nedenin nedir?

Oturduğum evin galiba bunda çok etkisi var. Halen doğduğum evdeyim ve tek başıma yaşıyorum. Evimiz ODTÜ ormanının hemen yanında, neredeyse içinde. Geceleri sokaklarda dolaşırken veya çocukken orada oynarken her zaman gece ve ormanın o hali beni çok etkilemiştir. Gecenin kendisi zaten büyüleyici bana göre. Karamsarlık işine gelecek olursak, karamsar bir adamım sanırım, bunların etkisinden de olabilir.

Son olarak eserlerinde derin bir yalnızlık duygusu, karamsarlık ve tedirginlik hissi ön planda. Bu duyguyu yaratırken resimlerinin izleyiciyle nasıl bir temas kurmasını hedefliyorsun?

Yalnız hisseden bir adamım. Elbette resimlerde bu duygu çıkıyordur. İzleyicinin neler hissedeceğini artık düşünmüyorum, o hatta hiç girmek istemiyorum. Resimleri de rahat bırakmak gerek. Bir noktadan sonra onların kendi alanları ve auraları oluyor. İzleyiciyle onun arasındaki etkileşimi bilemeyiz, ancak tahmin edebiliriz. Ben de aynı zamanda bir izleyici olduğum için, başka insanların işlerine bakarken de çok fazla bilgi edinmek istemiyorum. Sadece bakıyorum ve bir takım duygular veya düşünceler uyandırıyorsa ne ala…



Sayı 19
Gökçe İrten Özdemir Asaf