Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Gizem Vural

04.05.2016
Sayı 13

"1988 yılında İstanbul’da doğdum. Küçüklüğümden bu yana resimle, piyanoyla, baleyle ilgilendim. Büyüyünce iç mimar olmak istediğimi söylerdim ama lisede yabancı dil sınavlarına hazırlanırken kendimi çizim yaparken buldum. Son senemde sınavlara hazırlandım ve sonrasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım bölümüne girdim. Bütün üniversite zamanım boyunca yanımda hep eskiz defteri taşıdım, ne gördüysem ne düşündüysem çizdim."

Röportaj: Șener Yılmaz Aslan



"New York’a geldikten sonra takip ettiğim illüstratörlerle tanıştım ve yarışmalara katılmaya başladım, sonrasında profesyonel anlamda illüstratör olmaya karar verdim. Kendi başıma etrafımdan öğrendiklerimle beraber editoryal illüstrasyona ilgim artmaya başladı ve şimdi bu yönde ilerliyorum. Büyük ve küçük yayınlarla çalışıyorum. Bir yandan da tarzımı ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum."

Eğitim sürecin nasıl ilerledi, her şey istediğin gibi yürüdü mü? Yoksa pişmanlıklar da var mı?

Güzel sanatlara hazırlanırken çok kararsızdım. Resim bölümüne girmeyi çok istedim fakat resim bölümünde okuyan kiminle karşılaştıysam herkes geleceği için karamsardı. Mezun olduktan sonra ne yapacaklarını bilemediklerini söylediler. Etrafımdaki herkes grafik tasarıma yönlendirdi beni. Kazandığımda hiçbir şey bilmiyordum. Anlamıyordum. Çok çabalayarak okudum. Bütün üniversite hayatım çok stresli geçti. Sonrasında bırakmaya karar verdim geç kalmış olsam da. O yüzden bu dönemin pek istediğim gibi geçtiğini düşünmüyorum. Bazen boşa vakit kaybettiğimi bile düşünüyorum. New York’a taşınmam tamamen bir şans olmasına rağmen neyse ki üniversitenin son yıllarında illüstrasyonla ilgilenmeye başlamıştım. Şuan yaptığım işten çok mutluyum. Burada Amerika’da illüstrasyon bölümünden mezun sanatçıların arasında olduğum için kendimi çok şanslı addediyorum. Aralarında yer alabildiğim için çok mutluyum.

Peki neden New York’tasın ? Orada olmanın senin için bir avantajı var mı?

Eşim, o zamanlar erkek arkadaşım, İstanbul’dayken yurtdışında doktora programına başvurmuştu; kabul edilince onunla beraber kaçmaya karar verdim. Kaçmak diyorum çünkü her şeyden çok bunaldığım bir dönemdi, diploma projemi verememiştim. Onun bunalımıyla eşimle beraber gitmeye karar verdim. Hep illüstratör olmak istedim, bunun hayaliyle New York’a taşındım. Burada olmamın en büyük avantajı, takip ettiğim illüstratörlerle ve çalışmak istediğim art direktörlerle yakın olabilmem. Her sene düzenlenen illüstrasyon etkinlikleri ve yarışmalarında tekrar tekrar görüşebiliyorum. Özellikle art direktörlerle yüz yüze tanışıp işlerimden bahsedebilmek çok önemli. Ama bunların dışında çok hırslı olmak, yılmadan çalışıp üretmek daha önemli. Yoksa şuan olduğum yerde olabileceğimi düşünmüyorum New York’ta olsam da.

Genelde nerelere çalışıyorsun, düzenli olarak çizim ürettiğin yerler var mı? Hangi çalışma yöntemlerini daha çok seviyorsun?

Editoryal illüstrasyonla ilgilendiğim için büyük veya küçük yayıncılarla çalışabiliyorum. Bunların arasında New Republic, The Boston Globe, The New Yorker gibi gazete ve dergiler var. Düzenli diyemem sanırım ama ne zaman iş gelirse o zaman çalışıyorum. Genelde eskiz defterimde birkaç çizimden sonra dijital ortamda çalışmayı seviyorum. Bazen çizimi tamamen mürekkep ve kurşunkalemle yapıyorum ve onu tarayıcıdan geçirdikten sonra bilgisayarda üstünde çalışıyorum. Her ikisi de eğlenceli. Ama zaman kısıtlı olduğunda dijital çalışıyorum.

Teknik olarak çizime başlamadan önce ve çizimin bitene kadarki süreç nasıl işliyor senin için?

İlk briefi okuyorum. İçselleştiriyorum okuduğumu, iyice anladıktan sonra özet çıkarıyorum. Sonra asıl üzerinde durmak istediğim noktaları belirliyorum. Sonrasında eğer pek bilmediğim bir konuysa internette araştırma yapıyorum, bazen kitap işi geldiğinde özellikle onunla ilgili ne kadar yazı bulabilirsem okuyorum. Sonrasında eskizlere başlıyorum ve bunları art direktörle paylaşıyorum. Bana seçtiği eskizle geri döndükten sonra onun üzerinde çalışmaya başlıyorum ve dijital ortamda bitiriyorum. Her defasında bu şekilde ilerlediğimi söyleyebilirim.

 Birçok mesleğin toplumsal açıdan kadınlar için zorlayıcı tarafları vardır. Kadın bir çizer olarak iş hayatında bu türden cinsiyet ayrımcılığı problemleri ile karşılaştığın oldu mu? Ya da çevrendeki kadın çizerler ne tür sorunlar yaşıyor?

Kendim daha bu tür bir problemle karşılaşmadım. Fakat etrafımda gördüklerimden bahsedersem erkek illüstratörlerin daha çok iş alması, yarışmalarda kadınlardan çok erkek jüri üyelerine yer verilmesi, bazen aynı iş için erkeklere kadın sanatçılardan daha fazla para ödenmesi gibi problemlere burada çok rastlıyorum. Ama son zamanlarda bazı art direktörlerin buna daha önem vererek hareket ettiklerini görüyorum.

Müzik, fotoğraf ya da sinema desem? İlgilendiğin ya da ilham aldığın başka bir sanat/tasarım dalları var mı?.

Grafik tasarımla aram pek iyi olmasa da, çoğu zaman ilham almak için takip ettiğim şeyler oluyor. Özellikle 50’li, 60’lı yılların Polonya ve Macaristan poster tasarımları çok güzel, onlara zaman zaman bakmayı çok seviyorum. İlham kaynaklarımdan birisi diyebilirim. Çizim olarak kuš! komiksin yayınladığı her şeyi takip ediyorum. Çok iyi çizerleri bir araya getiriyorlar her kitaplarında. Film olarak daha çok bağımsız filmleri izlemeyi seviyorum. Ama daha favori yönetmenim diyebileceğim bir isim veremiyorum. Görsel olarak güzel bulduğum, konusu olarak seveceğim filmleri izliyorum daha çok. Son izlediklerimden sevdiklerim Kumiko the Treasure Hunter, Pawn Sacrifice, Carol, The Imitation Game, Nightcrawler…. Özellikle takip ettiğim fotoğrafçılar deyince Ben Zank, Mark Sanders, Patty Carroll, Eylül Aslan gibi isimler aklıma geliyor şu an. Müzik olarak da elektronik müzik dinlemeyi seviyorum. Bunlardan birkaçı Purity Ring, Chvrches, Moderat, Caribou, REID, Pretty Lights….saysam bitmeyeceği için bu kadarla sınırlandırayım.

Sayı 13
Karşı Lig Sanal'da Öne Çıkanlar