Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Ferhat Özgür Söyleşisi

20.02.2015
Sayı 6

Yurt dışında çoğunlukla video ve fotoğraflarıyla bilinen Türkiye çağdaş sanatının aktif isimlerinden Ferhat Özgür ile suluboya, desenleri ve sanat üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çağdaş sanat ortamı çok sizi videolarınızla tanıyor, oysa ki siz bildiğimiz üzere resim kökenli bir sanatçısınız ve çok sayıda desen ve suluboya çalışmanız var. Peki neden videolarınız daha ön planda?

Büyük olasılıkla resimlerimi sergileyecek uygun ortamların oluşmamış olmasına bağlıyorum. Son yedi sekiz yılı da kapsayan bu çalışmaları etraflıca sunacak bir mekanı kendi bütçemle karşılayamam. Haliyle bu çalışmaları yeterince gösteremediğim için video ve fotoğraflar daha ağırlıklı olarak sergileniyor. Ayrıca seyrek kişisel sergi yapmam ve daha çok yurt dışında sergilerde yer almamın da etkisi var. Video ve fotoğrafın sergilemede ve nakliyede yarattığı pratik çözümleri de düşünmek lazım. Örneğin İsveç’teki son kişisel sergimde büyük boyutlu 6 adet fotoğraf gösterecektik. Nakliye ve sigorta meselesi çıkınca, kuruma şöyle bir öneride bulundum. Fotoğraları CD olarak postalayacaktım, onlar da orada basacaklardı ve sergiden sonra da imha edeceklerdi. Sadece sergi süresince görülebilecekti. Ancak dikkat etmek gerekir sadece pratik çözümden bahsediyorum. Çünkü gariptir ki, bir video ya da fotoğraf yapmak resim yapmaya nazaran mali açıdan kat be kat daha masraflıdır, bütçe gerektirir, ancak sergilemesi ve dolaşıma girmesi açısından pratiktir. Resim ise bütçe açısından sizi o kadar zorlamaz. Ancak 100x70cm boyutunda bir kağıdı ya da tuvali yurt dışına çıkarmaya görün. Başınıza gelmedik kalmaz.

Videolarınızda daha çok kent, göç ve bu olgular ile birey arasındaki değişik ilişkilerin hakim olduğu temalar işlenirken, suluboya çalışmalarınızda anti-militarist bir söylem hakim. Bunu özellikle mi tercih ediyorsunuz?

Anti-militarizm bilinçli olarak üzerine gittiğim bir söylem. Bir yandan şiddet karşıtı bir metafor olarak işlev görüyor bir yandan da politik bir sorumluluk olarak algılıyorum bu yaklaşımı. Militarizmden çektiğimiz kadar başka bir şeyden çekiyor muyuz? Militarizmi, böyle askerlik vb gibi durumla sınırlamamak gerekiyor. Küresel ölçekte, ekonomik, kültürel, toplumsal, politik tüm travmaların hem ana kaynağıdır, hem de bu sorunların yegane çözüm aracı olarak maço bir kuvvet olarak işlev görür. Haziran direnişi ve ‘occupy’ hareketinde yaşadığımız da budur. İnsanlar temel hak ve özgürlükleri için ayaklanır ve militarizm hemen karşı kuvvet olarak işlemeye başlar. Totaliter duruşu da kapsar.

Desen çalışmalarınızda izleyicinin doğrudan algılayabileceği, açık bir söylem yerine, metaforlarla dolu, çok zaman gerçek üstü ve absürd sahnelerin varlığı dikkat çekiyor. Böyle bir anlatım şeklini nasıl temellendiriyorsunuz?

Buna bağlı olarak video ve fotoğraf çalışmalarınızın ana kaynağı olan, kent ve sokak gibi temalarla bunları nasıl ilişkilendiriyorsunuz? Desen ve suluboyaların tümüne hakim olan performatif bir sahneleme söz konusu. Aslında çizim yaparken ya da suluboyayla uğraşırken bir sahne performansının tasarısını yapıyor gibi hareket ediyorum. Bahsettiğin absürd, gerçeküstü durumların hepsinin fotoğrafları yaratılabilir, ya da bir performans olarak farklı bir vücuda bürünebilirler, veya bir heykele de dönüşebilirler. Zaten ilerleyen zamanda üzerine gideceğim diğer teknik ve konular bunlar. Bunları nasıl temellendiriyorum? Gazeteler, dergiler, eskicilerden topladığım fotoğraflar, bir yığın atık malzemeler, hazır buluntuların birbiriyle ilişkilendirilmesiyle ortaya çıkıyorlar. Bu yanıt sorunuzun ikinci kısmına da yanıt oluyor. Sokağa çıkmazsam bu hazır buluntuları derleyemem, oradan buradan topladığım imgelere ulaşamam. Doğal olarak beni her zaman dışarısı, sokak ya da kent dediğimiz şey yönlendiriyor.


Günümüz sanatının figüratif resim örneklerine baktığımızda, gerçek üstü ya da “absürd” kompozisyonlarda bir yaygınlık var mı? Var ise böyle bir eğilimin nedeni sizce neler olabilir?

Figüratif örneklerde böyle bir havanın yayığınlığı konusunda hem fikirim. Ressamlar betimlemeyle dolaysız olarak ilgileniyorlar. İnsan olgusunu soyutlama pratiğinin dışında en görünür haliyle temsil etmek arzusundalar. Temsiliyet meselesi ressamdan ressama değişiyor elbet. Nedenlerini genellemek güç bence. Bu temsiliyet Neo Rauch’dan, Eberhard Havekost’a, Raqip Shaw’dan Glenn Brown’a uzanan farklı kişisellikler yelpazesinde incelenebilecek ayrı bir konu.

Figüratif eğilimlerden bahsetmişken, sizce şu an figüratif resim sanatının günümüzde durumu nedir? Geçtiğimiz yıllara oranla bir artış ya da azalıştan bahsedebilir miyiz?

Azalma ya da artış gibi bir genelleme yapmak yanlış olur. Sıklıkla yurt dışına gittiğim için gördüğüm şu ki, resim sanatı epeyce figüratif bir kanatta seyrediyor. Bazen şöyle kaya gibi bir soyut görmek de istiyor insan. İnsanlar öyküyle, açık ya da örtülü bir mesajla karşılaşmaktan, bir olgunun temsiliyle yüzleşmekten, kodları deşifre etmeye çalışmaktan, yorumlamaktan, yapıtla konuşmaktan, farklı girdapların içinde dolaşıp kaybolmaktan hoşlanıyorlar. Figüratif resim bu kanalları açık seçik ortaya koymasıyla sanki daha ağırlıklı gibi. İyi bir soyut resmin alımlanması gerçekten bilinçli bir çaba ve daha doğru değişle bir eğitim ister. Hasbelkader deneyimlerim bana bunu söylüyor. Bir Cy Twombly ya da Rothko’dan yayılan frekansı alımlayabilmek için çaba göstermeniz gerekir.


Eleştirmenlikle ilgili olarak da bir sorum olacak. Günümüzde eleştirmen ne kadar etkili veya etkisiz sizce? Eleştirinin anlamı değişiyor mu? Görebildiğim kadarıyla, herkes halkla ilişkilerden bozma metinler peşinde. Gerçek eleştiri sizce arzu edilen bir şey mi ki? Zaman zaman yazılar da yazan biri sanatçı olarak bunun eksikliğini duyuyor musunuz?

Gerçek eleştirmenler azaldı. Türkiye’de sanat eleştirisi son bir kaç yıl içinde ciddi kayıplar vermiştir bence. Doksanlı yıllardan ikibinli yılların ilk bir kaç yılına kadar sanat eleştirisi hazır basın bültenlerine yaslanarak yapılan hazır buluntulardan ibaret değildi. Şimdilerde kalemi güçlü eleştirmenler yazacak yer bulamıyor. Ya da öyle yazanlar ya çekilmiş durumdalar ya da işlerinden oldular. Ahu Antmen Radikal’i bırakalı çok oldu, Beral Madra da öyle. Sonra Ayşegül Sönmez’in daha görseller kullanımı yüzünden bu gazetedeki uzun söyleşileri kısalmaya başladı vs vs. Günümüzde çağdaş sanat etkinlikleri boyalı basının dekorasyonu haline geldi. Gidişat derinliksiz, sadece sergi hakkında malumat veren basın duyurularına yerini bıraktı. Kimsenin detaylı çözümlemeleri okuyacak vakti enerjisi olmaz varsayımından hareketle gazeteler, sabun köpüğü sergi haberlerinden geçilmiyor. Bir sanatçı olarak bunun eksikliğini duymaz olur muyum hiç! Basında sözde sanat eleştirisi yazanların çoğu, sergi dolayısıyla verilen VIP yemeklerinde karnı doyan, ertesi gün de sergiyi yazan yazarlardan geçilmiyor. Gerçeği söylemem gerekirse gazetedeki sanat eleştirilerinden ilgimi koparalı uzun bir zaman oldu, çoğunlukla takip de etmiyorum. Daha ziyade internet kaynaklı alternatif yayınlar, İstanbul Art News gibi kapsamlı yayınlarda bu bahsettiğim kenarda duran alternatif isimler Türkiye’de eleştiriyi diri tutmaya çalışıyorlar.

Bazı isimleri vermek istersek?

Beral Madra çok enerjik ve sürekli yazıyor. Ali Artun, Barış Acar, Ahu Antmen, Ali Akay, Bora Gürdaş, Emre Zeytinoğlu, Necmi Sönmez, Evrim Altuğ, Derya Yücel, Levent Çalıkoğlu, Fırat Arapoğlu, Özgür Uçkan’ı beğenerek okuyorum.

Eleştiri sermayeye bağımlı olarak işliyor diyebilir miyiz bu durumda? Ya da başka deyişle sermayenin eleştirideki işlevi nedir?

Eleştiri ve sermayenin birbirini tetikleyebileceği ama o oranda da itebileceği durumlar söz konusu olabiliyor. Organizasyon eleştirmene diyor ki, ‘bak seni sergi için bir ön izlemeye, ardından da yemeğe çağırıyorum, herhalde arkasından da bir yazı patlatırsın’. Felsefi anlamda bunun ‘potlaç / hediye” ama görünürlük kazanmak anlamında ‘rüşvet’ten ne farkı var? Oysa sanatçı olarak arkanda bir kurum ya da bir galerin yoksa bunu yapamazsın. Bu olanaktan yoksun olduğu için Türkiye’de boşlukta kaybolmuş güme gitmiş bir sürü sergi hatırlıyorum. Medyanın da kendi direncini kurmaya çalışan bağımsız sanatçılarla bu yüzden ilgilendiğini söyleyemem. Bugün para bir şeyi yere göğe sığdıramayacak kadar değerli kılabildiği gibi, o şeyi istediği anda yerin dibide de sokabilir.

Son dönemde Kadıköy'de ki sanatçı atölyelerinde bir artış oldu, bu durumu neye bağlıyorsunuz? Gelecekte Kadıköy'ün, Beyoğlu'na ve Nişantaşı'na bir alternatif olusturabileceğini söyleyebilir miyiz?

Galiba seksene yakın bir sanatçı ve grup atölyelerinden bahsediyoruz. Bunlar çok yeni kurulmadılar. Öteden beri İstanbul’un Anadolu yakasında yaşayan bir çok sanatçı vardı. Yeni kuşaktan buna epeyce eklenenler olunca Kadıköy bir sanatçı patlaması yaşadı. Bu durumu Anadolu yakasında kiraların Avrupa yakasına kıyasla daha ucuz olmasına ve koşulların daha katlanılabilir olmasına bağlıyorum. Anadolu yakasının bir alternatif oluşturabileceğini zannetmiyorum. İstanbul’un doğası buna el vermiyor. Anadolu yakasında yaşayan yüzlerce sanatçı sürekli Avrupa yakasına gider gelir ve oradaki sergiler için özel günler ayırır. Ama benzer bir durumun oluşması için Anadolu yakasındaki bu sanatçı potansiyelini değerlendirebilecek yeterli sergi mekanlarının ve merkezlerin kurulması gerekir.

Desen ve suluboya çalışmalarınızın videolarınızdan daha az göründüğünü konuşmuştuk. Peki izleyiciler yakın gelecekte Ferhat Özgür’ün bu pek bilinmeyen yönünü keşfetme şansını yakalayabilecek mi? Yeni projeleriniz nelerdir?

Farklı medyumlarla aynı anda çalışmaya devam ediyorum. Yeni projeden kastınız sergi vs ise bunlar sonra gelen meseleler. İş üretmek her zaman öncelikli benim için. Umarım onları bir gün kapsamlı bir biçimde toplu olarak görebiliriz. Zaman diyelim!
Sayı 6
Sanattan Haberler Komşular