Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

21.06.2016

Enes Vural (VideoBOX)

Röportaj: Șener Yılmaz Aslan


Başlarda ustamın yanında çıraklık yaptım, beni o eğitti. Kendisinin iyi bir insan olması ise benim deriye tutkuyla bağlanmamı sağladı. Yapılan işin dayanıklı ve gösterişli olması kadar kaliteli bir ürün yaratmak da beni hep cezbetti.

Kadıköy’de atölye açma fikri nasıl çıktı ortaya? Yeldeğirmeni senin için özel bir anlam ifade ediyor mu?

Bence Kadıköy bir semt olmaktan ziyade bir şehir olmalı. Zühtüpaşa doğumlu olmamın çok büyük etkisi var. Tabii, büyükbabamın İstanbul’a ilk yerleştiği zamanlarda Yeldeğirmeni’nde cumbalı bir köşkte oturması, bana anlattığı hikayelerin burada yaşanmış olması beni daha da etkiliyor. Neredeyse her gün atölyeme girdiğimde ben buralıyım diyorum ve o yaşanmışlıklar aklıma geliyor.

Peki “Agarapati” ismi nereden geliyor?.

Agarapati bana Hindistan’dan kalan bir hatıra diyebilirim. Yaklaşık bir sene kadar Hindistan’da yaşadım. Orada tütsü yakmak çok kutsal ve hemen her yerde tütsü yakılır . Güney bölgesinde tütsüye Tamilce “Agarapati” diyorlar. Harflerinin dik, derinin de kendine özgü, etkileyici bir kokusunun olması bana markamın isminin bu olması gerektiğini düşündürdü.

Deri bulman kolay oluyor mu İstanbul’da? Farklı deri çeşitlerini farklı ürünler için mi kullanıyorsun? Nasıl tedarik ediyorsun malzemelerini?

Tabii, İstanbul’un birçok yerinde deri satın alabileceğimiz noktalar mevcut. Aslında derinin inceliği veya kalınlığı bu konuda biraz daha ön plana çıkıyor . Birçok teknik malzemeyi İstanbul’dan, deriyi ise Akdeniz bölgemizden temin ediyorum.

Renk vermek, sertleştirmek ya da yumuşatmak gibi işlemler için ne tür özel aşamalardan geçiriyorsun?

Kullandığım deriler tamamıyla natürel deriler olduğu için rengi ben veriyorum. Rengini vermek içinse Uzak Doğunun nadide baharatlarından elde edilmiş kök boyalar kullanıyorum. Boya işleminden sonra deri üzerinde herhangi bir sertlik ya da yumuşatma olmuyor fakat boya aşamasından sonra kullandığım cila deriyi biraz sertleştiriyor. Yüzeyinin pürüzsüz olmasına dikkat ediyorum daha çok .

Tamamen elde yapılmış bir ürünle fabrikasyon bir ürünün ne tür farkları oluyor sence, bu konudaki düşüncen nedir?

Daha dayanıklı olmaları, her üründe kendi el izlerimizi görebilmek ve insanların bunu anlayabilmesi gibi farklar var. Fabrikasyon ürünler ise binlerce üretiliyor ve tekdüze oluyor. Elle yapılmış bir üründe elbette hatalar ve yaşanmışlıkların izleri olduğu için her biri farklı oluyor.

Tasarlarken en çok keyif aldığın ürün hangisi?

Bu soruyu çok sevdim. SC01 kodunu verdiğim bir çanta tasarımım var. Onu yaşadığımız evlerin çatılarından ilham alarak tasarladım ve her defasında o çantayı ürettiğimde kalbim daha hızlı çarpıyor, heyecanlanıyorum.

Peki deri tasarımı dışında ilgilendiğin başka alanlar var mı?

Tabi, doğa yürüyüşleri , kamp ve dağcılık hayatı benim vazgeçilmezim. İşlerimi teslim ettiğimde aklıma ilk gelen, kendimi doğaya atmak oluyor.  


En Beğenilen Videolar

Emir Aksoy - Buğulu Camlar (MusicBOX) Emrah Karataş - Kül ve Duman (MusicB...