Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Eda Taşlı

29.05.2015
Sayı 11

Kadıköy, Yeldeğirmeni’nde kinetik heykeller

Kimdir Eda Taşlı, biraz kendinden bahseder misin?

1978’de İstanbul’da doğdum. 1999’da Kocaeli Üniversitesi G.S.F. Fotoğraf Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2004’te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümüne girdim. 2013’te de ahşap atölyesinden mezun oldum.

Fotoğraftan heykele geçmeye nasıl karar verdin?

Fotoğraf okuduğum süreçte çekimler yaparken hep kurgular yapardım, arkadaşımı çiçek şekline sokardım filan. Yani yine ellerimle birşeyleri hazırlar onu çekerdim, böyle bir istek vardı hep ama çok farkında değildim bunun. Çizim de yapıyordum tabi sürekli, işim gereği maç fotoğrafları çekerdim sonra oturur çizim yapardım manyak gibi. Aslında farklı bir okul da okumak gibi bir niyetim filan da yoktu ama çok da mutsuzdum. Bir akşam abim mutsuzluğumu görüp sordu bana “nedir abi senin olayın, çok mutsuz görünüyorsun” diye. Ben de Mimar Sinan Heykel Bölümü’ne girmeyi çok istiyorum dedim ama bir hayal gibi söyledim bunu. O da yap kızım manyak mısın, niye yapmıyorsun ki diye yanıt verdi ve beni ailecek desteklediler. O akşam yatağa öyle bir yattım ki mutluluktan uyuyamadım, çok güzel bir akşamdı... Ertesi gün işe geç gittim, herkes şaşırdı tabi ama onlara durumu anlatıp artık çalışmayacağımı söyledim. O gün eve geri dönüp sınava kadar bir daha evden çıkmadım, sürekli çizim yaptım.

Üç boyut başka meslek dalları da var, endüstriyel tasarım gibi, neden heykeli tercih ettin?

Çünkü malzeme var...

Endüstriyel tasarımda da malzeme var hem de uçsuz bucaksız...

Ama endüstriyel tasarımda okuldayken sana o uçsuz bucaksız malzemeyi göstermiyorlar ki heykel bölümü’nde eline alabiliyorsun malzemeyi. Çamuru alıyorsun, taşı alıyorsun, ahşabı alıyorsun, hemen işe koyulabiliyorsun yani.


Kinetik heykel Türkiye’de çok duyulan birşey değil, bilmeyenler için nedir Kinetik Heykel?

Kinetik heykelin çıkış noktası hareket, bütün dünyada bilinen bir şey aslında. Otamat deniyor dışarıda buna, bizimkiler otomat deyince elektirik anahtarını anlıyor. Otomat denen şey de hareket işte ama illa bir mekanizma da olması gerekmiyor. Demonte parçalardan oluşan heykeller de bir tür kinetik heykel.

Bir fikir nereden geliyor, nasıl başlıyorsun bir kinetik heykel yapmaya?

Mesela yürüyen yatak yapmıştım, o benim rüyamdı, rüyamdan yola çıkmıştım. Rüyamda kendimi yürüyen bir yatakta görmüştüm, sonra uyandığımda bunu nasıl yapabilirim diye düşünerek başladım yapmaya. Bazen doğaçlama gelişiyor, mesela bir karakter yaptım, bunun altına bir de mekanizma koyacak bir şey yapmak lazım sonra neyin üzerine oturacağını düşünüyorum onu da hallettikten sonra küçük bir hareket verecek mekanizma yapıyorum. Sonra bu da birşey hareket ettirsin deyip mesela kanat ekliyorum ve istersem sonsuz eleman ekleyebilirim. Bitmek bilmeyen bir şey aslında, hareket denilen şey de öyle.

İşlerini sunabiliyor musun herhangi bir yerde? İlgileniyor mu insanlar?

Evet ilgileniyorlar, ben sergimi sosyal medyada açıyorum, etsy.com’dan, facebook ve instagramdan filan görüyor insanlar... Kendisine özel bir şeyler isteyen de oluyor, arasıra kişiye özel işler de yapıyorum.

Nelerden ilham alıyorsun peki?

Çocuk kitaplarını çok severim, Roger Olmos adında bir çizer var, onun çizimlerini çok seviyorum. “En Çok Canımı Ne Yakar” diye bir kitabı vardı, çok güzel çizimleri. Masalları da çok seviyorum zaten, acayip etkileniyorum masallardan ve rüyalardan. Hatta Ursula Le Guin’in bir kitabı var “Kadınlar, Masallar ve Ejderhalar” adında; o kitabı çok sevmiştim. Freud’un öğrencisi Gustav Jung’u çok severim. Bende sürekli bilinçaltını çözme isteği vardı, o yüzden üst üste duran farklı karakterler yapıyorum. Üsttekiler kendileri, alttakiler egoları... Kendileri küçük, egoları büyük.

Sayı 11
Melih Dönmezer Nazım Serhat Fırat