Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Dhoku

18.02.2019
Sayı 21

Ailesinden teslim aldığı ve üçüncü kuşağa taşıdığı halı ve kilime olan tutkusunu EthniCon Vintage ve Dhoku markaları altında Türkiye ve dünyanın pek çok farklı yerinde kullanıcısıyla buluşturan Memet Güreli ile Kapalı Çarşı’da Takkeciler Sokak’ta yer alan ve yılların el emeğini sığdırdığı markası Dhoku’yu, özel üretim tekniklerini ve Ersa’nın yeni yaşam serisi için geliştirdiğimiz iş birliğini konuştuk.

Röportaj: Merve Aktaş


El yapımı kilimler için gerçekleştirilen kapsamlı üretim sürecini kısaca bizimle paylaşabilir misiniz?

Farklı koleksiyonlar üretiyoruz ve yapım aşamaları değişik oluyor. Genel anlamda ifade etmek istersek, tasarım açısından yaptığımız iş köprü olmak. Yerel olan ile çağdaş olan arasındaki köprü. Bazı ürün gamlarında yıllanmış el dokumaları ve halıları Anadolu'nun değişik yerlerinden toplanıyor. İstanbul'daki atölyemizde biz bu dokumaları temizliyor, yırtıklarından, deliklerinden, lekelerinden arındırıyor ve eldeki bu muhteşem mirastan modern kompozisyonlar üretiyoruz. Takdire değer olan bu dokumaların bizzat kendileri ve biz aradaki "harmancı" görevi ile bunları günümüzün mekânlarında kullanılır hale dönüştürmeye gayret ediyoruz. Buna bir geri dönüşüm işidir de diyebiliriz. Dhoku kilim ve halısı ile geleneksel dokuma tekniğine küçük değişiklikler ekleyip, yine bu köprü olma anlayışıyla kendi desenlerimizi tasarlıyoruz ve bunları kendi tezgâhlarımızda hayata geçiriyoruz. EthniCon markamızla başladığımız köprü olma işini devam ettiriyoruz. Malzemeleri, desenleri, renkleri hatta ölçüleri bugüne uyarlamaya çalışıyoruz.

Halı yapım endüstrisinde kariyerinize başlarken ilham kaynağınız neydi?

Sadece halı üretiminde değil genel olarak bizim hayata bakışımız yerel ve gelenekselden gelip çağdaşa uzanmaya çalışmak. Ve bu bakış yaptığımız her işe de yansıyor. İlham kaynağımız da buydu doğal olarak.

Markanız, halılarınızın yapıldığı yerel toplulukları nasıl destekliyor?

İstanbul’da kendi bünyemizde bir atölyemiz var. Burada bazı koleksiyonların hemen hemen bütün aşamalarını, Ege’deki tezgâhlarımızda dokuduğumuz halı ve kilimlerin de yıkama, bitirme işlemlerini vb. yapıyoruz. Burası aynı zamanda kardeş firmamız Halı Bakım Atölyesi. Müşterilerimizin halıları ile ilgili bütün sorunlarını çözdüğümüz, halılarının yıkama işlerini, saçak, kenar bakımlarını yaptığımız, aile yadigarı halı ve kilimlerinin restorasyon işlerini yürüttüğümüz yer.

Bizim işlerimiz, üretim aşamalarımız ve sözünü ettiğim yıkama-bakım işleri hep ustalık gerektiren, yetenekli ve tecrübeli ellerde bitirilmesi gereken süreçler. Ustalarımızla uzun süreli çalışıyoruz. Kısa vadeli, gelip geçici çalışmalar bizde olmuyor. Her biri kendi alanında yetkin, uzun yıllardır bünyemizde bulunan ustalar.

Bununla birlikte Anadolu’da dokuma tezgâhlarımızda çalışan yetkin dokumacılarımız var. Hep birlikte Türkiye’de sönmeye, bitmeye yüz tutan el dokumacılığını devam ettirmeye çalışıyoruz.

Meslek hayatınız boyunca sizi en şaşırtan olay neydi?

Patchwork koleksiyonumuzu yurt dışı pazarlar için üretmiştik. İç piyasaya sunmaya ile ilgili bir fikrimiz yoktu ancak iç piyasadan hiç beklemediğimiz olumlu bir tepki aldık. Bu benim için hesaplanmamış, çok şaşırtıcı bir durumdu.

Konu dokuma halı olduğunda, Türkiye dünya genelinde nasıl bir sıralamaya sahip?

Yüz yıllardır ilk sırada olduğumuz el dokumasında yavaş yavaş gerilere düşmeye başlıyoruz. İran ve Hindistan’a yerimizi kaptırıyoruz diyebilirim. Bu çok meşakkatli bir süreç ve bizim gibi ülke içinde el dokumasına devam eden az sayıda firma var.


Koleksiyonunuzdaki en özel ürün hangisi? Özelliği nedir?

Koleksiyonumuzdaki en özel ürün dhoku kilim ve halı. Kendine has özellikleriyle bu iki dokuma eşsiz diyebiliriz. Dhoku ve Dhoku Rug başından sonuna bizim üretimimiz olan, kullanılan ipin türü ve kalınlığından, dokuma tekniğine, dokusuna, desenine, renklerine kadar tek tek düşünüp tasarladığımız, ne teknik, ne de desen-renk açısından herhangi bir yöreye ait olan ürünler. Desenleri oluştururken çok değişik kültürlerden esinlenebiliyoruz. Bazen Osmanlı bazen Orta Avrupa veya Afrika… Ancak dokuma yönünden çıkış noktamız hep Türkiye oluyor. Her Dhoku’nun bir köşesine de bir martı koyuyoruz. Bu beyaz martı, bizim ve İstanbul’dan çıkan Dhoku kilimimizin imzası oluyor.

Ailenizin bu sektördeki üçüncü nesil temsilcisisiniz. Bu işi aile büyüklerinizden teslim aldığınızda öğrendiğiniz ve sizin için önemli olan tavsiye neydi?

Ailem ticari ilişkilerinde hep güvene dayalı, uzun vadeli işbirlikleri geliştirmiştir. Benim de aldığım en önemli öğüt ve ders budur.

Dhoku’nun başarısı Türkiye’yi aşmış durumda. Halılarınız ABD, Avrupa, Japonya, Orta Doğu, Güney Afrika ve Avustralya gibi pazarlardan alıcılar bulabiliyor. Bu başarınızı neye bağlıyorsunuz?

Bir başarı söz konusu ise, bu tamamen evvelce sözünü ettiğim yerel ve geleneksel olanı evrensel olana aktarma çabasının bir sonucu olmalıdır.

Dhoku’nun sürekli kendini yenileyen, güncelden beslenen ama geleneklerini de unutmayan bir yapısı var. Çağdaş olan ile gelenekseli harmanlarken sizin için önemli olan nedir?

Geleneksel ve yerel olanı çağdaş olanla harmanlarken dikkat ettiğimiz en önemli nokta yerel olanın yeni bir kopyasını üretmek değil, o ruhu günümüze taşımaya çalışmak. Geleneksel olanın “bizce” çağdaş bir yorumunu yapmak… Ve hep bu iki dünyaya birden ait olmak…

Ersa ile yollarınız markanın yeni ev serisiyle kesişti. Ersa ile Dhoku zanaatın değeri, iyi tasarımın gücü gibi birçok yönden ortak hassasiyetlere sahip. Sizin için zanaat ve tasarım ne ifade ediyor? Zanaatın gelişen teknoloji ve tekniklere rağmen önemini koruyacağına ve hayatta kalacağına inanıyor musunuz?

Evet, benzer anlayışları ve hassasiyetleri olan iki yapının yolları kesişti ve umarım çok başarılı da olacak. Zanaat ustalık demek… Usta-çırak ilişkisinin yılların imbiğinden geçerek son noktaya ulaşması ve konusuna hâkimiyet... Bir tasarımın iyi olması için uygulanabilir olması gerektiğini düşünüyorum. Usta bizim işimizde tasarımı hayata geçiren kişi oluyor ve genelde sadece elleri ile makine kullanmadan çalışıyor. Öte yandan tasarımcının kullanacağı malzemeyi, dokumanın türünü, nelere el verip vermeyeceğini iyi bilmesi, bu anlamda kendisinin de bir usta olması gerekiyor. Uzun süreler birlikte çalışılınca, usta tasarlanan işte hangi sonucun alınmaya çalışıldığını, tasarlayan kişinin neyi amaçladığını ve dolayısı ile nasıl bitirirse istenen sonucun çıkacağını içselleştirmiş oluyor. Sonuçta iyi iş tasarımcı ve ustanın uyumu ile kotarılıyor.

Teşekkür ederiz.

Biz teşekkür ederiz.

Sayı 21
Studio Fav. Portfolyolar