Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Dadans

16.05.2018
Sayı 20

Tanımların, kalıpların ve kuralların dışında, kendine özgü olanı yaratmak...

Röportaj: Merve Aktaş


dadans'ı çok kısa sizden dinleyelim isteriz. Ne kadar süredir, kaç kişinin hayali olarak, neler yapıyor dadans?

Melek Nur Dudu: dadans bu yıl 10.yılını dolduruyor. 2008 yılında Dila’nın bir süredir aklında olan fikri üniversiteye girdikten sonra hayata geçirmesiyle oluştu bu kolektif. Üçten daha fazla kişi yer aldı dadans’ta bu kadar yılda. Bugüne kadar da artarak ve azalarak 3 kişilik çekirdek bir ekibe dönüştü. Üçümüz de bale ve çağdaş dans kökenliyiz. 10 yıldır da dans performanslarından, dans tiyatrosuna, kısa dans filmlerinden, performans sanatına kadar uzanan bir alanda iş üretiyoruz. Belli bir kalıbımız yok. Her birimiz farklı alanlardan beslendiğimizden disiplinlerarası düşünmek ve üretmekten keyif alıyoruz. Bizi düşündüren, harekete geçiren her şey üretimlerimizin ana kaynağı haline geliyor.

Dila Yumurtacı: Bir kişinin hayali olarak başladı, evet ama diğerlerinin hayalleri ile birleşince tahminimin ötesinde büyüdü, büyüyor dadans. Hayallerimiz hep var, belki 2028’de bir performans kolektifi olarak dadans şu andakinden çok daha farklı işler yapıyor olacak, bilmiyoruz, sadece devam ediyoruz.

dadans; dans, sinema, tiyatro ve performans sanatı başta olmak üzere çok çeşitli disiplinlerden üretimler ortaya koysa da profesyonel geri planlarınızda sosyoloji, halkla ilişkiler gibi sosyal bilimler alanlarından eğitimlerin yer aldığını okuyoruz. dadans’ın toplumla arası nasıl? Hemen her ölçekte toplumsal olaylar topluluğunuza ve performansınıza nasıl yansıyor?

Merve Uzunosman: Her birimiz farklı alanlarda eğitim aldık. Ben sosyoloji, Melek reklam, Dila sinema ve görsel sanatlar eğitimi aldı. Alanlar her ne kadar farklı olsa da sosyal bilimler arka planına sahip olmak aramızda ortak bir dil ve duyarlılık geliştirdi.

D.Y.: Genellikle yeni bir konu üzerinde çalışırken, konuyu farklı açılardan ele almak, araştırmalar yapmak ve sorgulayıcı olmak bizim yaratım sürecimizdeki temel metot haline dönüştü diyebiliriz. Tüm bu düşünsel sürecin sonrasında daha sezgisel ve içgüdüsel bir yaklaşım ile yaratıcı sürecin içinde kendimizi oyun oynarken buluyoruz ve asıl olarak belki de bu iki alanın dengesi ile yaratımımız gerçekleşiyor. dadans’ın toplum ile olan ilişkisi öncelikle gündelik olanı ele almak istememiz, hayatın içinde olan konuları merak etmemiz ve ele almamız ile başlıyor. Sıradan olanın değerli olduğunu düşünüyoruz. İnsanlarla bir araya gelmeye, onlarla iletişim halinde olduğumuz işler üretmeyi seviyoruz. Bu nedenle belki danstaki seyirlik halden çıkıp kimi zaman gelenlerle etkileşim içinde olduğumuz performans sanatına yakın üretimlerimiz oluyor. Kopuk ilişkilere doğru giden bir dünyanın aksine insanların birbirlerine destek olmaya, paylaşmaya çok ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda sanata büyük bir anlam yüklemeden, aracı olduğu, doğrudan toplumsal olaylara parmak sokmadan, belki dolaylı olarak sorgulattığı, bir alan açmayı istiyoruz.


Fotoğraf: Yağız Yeşilkaya




Hayatı sanatla idame ettirmenin bu denli zor olduğu bir ortamda, kuruluşu 2008 yılına dayanan ve hala aktif kalmayı başarabilmiş bir toplulukla söyleşi yapmak öncelikle bizim için oldukça mutluluk verici. dadans 10 yaşında nasıl bir topluluk? Bu süreçte ne kadar büyüdü, değişti, etkilendi ve etkiledi?

D.Y.: Teşekkürler. Zaman hızlı geçiyor ama biz sevdiğimiz şeyi yaparken bunu pek anlayamadık. Yıllar içinde çok şey değişti ama şimdi dönüp baktığımızda biz de, bunları ne ara yaptığımıza şaşırıyoruz, seviniyoruz. Küçük çocukların oyun oynarken duydukları hisler geliyor aklıma, onlar da zamanın hızla aktığını fark etmezler sadece keyif alırlar. Sanat yaparak var olmaya çalışmak zor olsa da, bir yandan farklı işler yapıp yaşamımıza devam ederken, sanat yapmaya da hep devam ettik, biz de böyle büyüyoruz.

M.U.: Yola çıktığımızda şu ana kıyasla çok daha kalabalıktık. Üniversite yıllarında kalabalık üretim daha mümkündü. Zaman içinde hayat akışında doğal olarak başka uğraşlar, öncelikler söz konusu olunca çekirdek bir kadro olarak kaldık. Her zaman için dışarıya, iş birliklerine açık bir topluluk oldu dadans. 10 yıl içinde birlikte çalıştığımız sanatçılar oldukça çeşitli. 10 yıl gibi bir sürede, hem de 20’li yaşların başından sonuna doğru ilerlediğimiz bir olgunlaşma sürecinde, topluluk üyeleri olarak epeyce evrildik. Bu doğal olarak üretimimize de yansıdı. İlk dönemlerimizde daha çok dans ağırlıklı sahne işleri üretirken, son dönemlerde yine beden ve hareket odaklı ama kurgunun daha az olduğu, belki daha kavramsal performans ve video çalışmalarına yöneldik. Eminim önümüzdeki yıllarda da bu dönüşüm devam edecektir. Ne kadar etkiledik? Açıkçası onu bilmiyorum, “etkilemek” ya da “mesaj vermek” kaygısıyla yola çıkmadık hiçbir zaman. Birilerine dokunabilmiş ve ilham verebilmişsek ne mutlu!         

M.D.: 10 yıldır var olabilmenin bir nedeni de belki bu kolektifi oluşturan ve şimdiye gelen kişilerin dadans’ı hep merkezine almış olması. Yani maddi olarak hayatımızı idame ettirebilecek bir merkeziyetten söz etmiyorum; ama dadans bir “uğraşının” çok ötesindeydi hep, hayatımızın bir parçası, kendi kendine gelişen, büyüyen bir organizma gibi.

Üretim süreçlerinizi açmak gerekirse her yeni üretim izleyicisiyle buluşana kadar nasıl bir yolculuktan geçiyor? Fikir nasıl oluşuyor, mecra kendini nasıl belli ediyor?

M.D.: İçimizden birinin kafasına takılan bir fikir, ya da üzerine bir süredir düşündüğü bir konuyu diğerlerine açmasıyla başlıyor süreç. Ya da bir sergiye, kapsamı belirlenmiş bir etkinliğe davet edilmemiz üzerine gelişiyor düşünme süreci. Çoğunlukla fikir ortaya atıldıktan sonra kolektif bir üretim ilerliyor.

M.U.: Genelde fikrin ortaya atılmasıyla birlikte hep beraber bir beyin fırtınası sürecine giriyoruz. Konunun bizde yarattığı ortak çağrışımlar, her birimizin hayatında bireysel olarak yankılanış biçimleri önemli oluyor. Aynı anda hem ortak hem de bireysel anlamlar üzerine düşünmemiz, ürettiğimiz işin hem genel akışını hem de öznel yorumlarımızla ayrışmamızı sağlıyor. Bu düşünsel sürece içgüdüsel hareket denemeleri de eşlik ediyor.

Fotoğraflar: Murat Dürüm, Neslihan Koyuncu



2012 yılında sorduğunuz gibi “Tek Yaşanır Mı?”. Siz hem birbiriyle birçok noktada değerleri kesişen dostlar olarak hem de dadans’ı var eden bireyler olarak tekillik ve topluluk ile ilgili neler söylemek istersiniz?

M.D.: “Tek Yaşanır Mı?”da olduğu gibi bu konudaki farklı yaklaşımların yeri var hayatımızda.  dadans bir sanat kolektifi olarak var oluyor ve her birimiz bu topluluk olma halini çok seviyoruz. Çünkü topluluktaki her bir bireyin birbirini çok geliştirdiğini düşünüyoruz. Bu gelişim birbirimizi daha çok tanıdıkça ve keşfettikçe de artıyor. Diğer taraftan keşfettiğimiz hallerimiz tekilliklerimiz… O sebeple ikisinin de yeri ayrı ve biri olduğu için diğeri var oluyor belki de.

M.U.: Öncelikle tek yaşanmaz kanısındayım. Her birimiz farklı alanlarda eğitim almış ve sanatsal üretim dışında farklı şekillerde hayatını sürdüren tekil kişileriz. Ama aynı zamanda 10 senedir kolektif üretim yapmayı seçmiş, bundan beslenen bir topluluğuz. Zorluklarıyla ve artılarıyla topluluk olarak üretmekten keyif alırken, topluluk olma halinin bizler için bireysel olarak kısıtlayıcı olmasını her zaman engellemeye çalışıyoruz. Üretim sürecinde çoğunluk kararıyla değil, süreci uzatsa ya da zorlaştırsa da her zaman üçümüzün de içine sinen şekilde ilerlemeyi seçiyoruz. Bunun yanında bireysel olarak yaptığımız sanatsal çalışmalar ya da iş birliklerinin sürmesini de dadans kadar önemsiyoruz.    

D.Y.: Topluluk ya da kolektif olmak ne demek üzerine bir süredir düşünüyoruz aslında. Performans ve dans alanında ne yazık ki çok az kolektif var, zira görsel sanatlar da aynı şekilde. Sanat çoğu zaman bireysel yapılan bir eylem iken, sanatı kolektif bünyesinde gerçekleştirmenin birçok farklı dinamiği var. Ancak bence kolektif olmanın artıları oldukça çok; birbirine destek olmak, iş bölümü, fikir paylaşımı, kimi zaman çatışmalarla kendi düşüncelerinde esnek olmak, hatta değişmek… Elbette ki eksiler de var, sanatla ilgilenenler olarak egolarımız kimi zaman devreye giriyor ya da metot geliştirmeye çalışmak gerekiyor, kaos halinde kaybolmamak için... Fakat eksilerin üstesinden gelince kolektif olmanın tadından yenmiyor. Umarız sanat kolektiflerinin sayısı artar. Sanatın egoların ötesinde, daha rahat, özgür bir alanda paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Topluluğunuzdan bahsederken “Tanımların, kalıpların ve kuralların dışında bize özgü olanı yaratmak bizi heyecanlandırır.” dediğinize denk geldim. Çalışmalarınıza ilham veren, belki de yaşama motivasyonunuzu bulduğunuz bu yaklaşımınızdan biraz bahseder misiniz?

M.U.: Farklı kaynaklardan beslenerek, farklı bilgi ve fikirleri farklı formlarda bir araya getirmemiz konuları yeniden yorumlamamızı sağlıyor. Bireysel olarak da genelde kavramları sorgulayan kişiler olsak da, bir araya geldiğimizde farklı bakış açılarıyla bu sorgulama süreci daha da ilginçleşebiliyor. Herhangi bir tanıma sığma kaygısı olmadan bu sürecin bizi götürdüğü yere gitmeyi seviyoruz. Aslında kolektif çalışmanın bizi en çok heyecanlandıran kısmı da o.

D.Y.: Yeni bir üretim için merak ve heyecan önemli. Tanımlara, nasıl yapılmalı veya yapılmamalı sorularına çok takılmadan, kendimize özgü bir yerden konuyu ele almaya çalışıyoruz. Sanat üretiminde tamamen özgür olabilmek her zaman kolay ve belki mümkün olmasa da çabalıyoruz. Bu anlamda isteğimiz; kendimizi sınırlandırmamak, gerektiğinde değişebilmek, birlikte gelişmek… En nihayetinde, belki de bu belirsizlik bizi heyecanlandırıyor.

Şimdiye dek birçok ulusal ve uluslararası platformda çalışmalarınızı sergilediniz. Bundan sonra gitmek/olmak istediğiniz bir yer var mı, birlikte anılmak istediğiniz organizasyonlar vb. gibi?

M.U.: Türkiye içinde birçok farklı organizasyonda yaptığımız düzenli üretimi paylaşmaya çalışıyoruz. Yurt dışında açıkçası henüz aynı seviyede aktif değiliz. Gerek performans sanatları alanında, gerekse dans film festivalleri alanında olsun uluslararası platformlarda daha çok yer almak orta/uzun vadedeki hedeflerimiz arasında.   

D.Y.: Evet, kolektif var olduğundan bu yana düzenli üretime önem verdik, bu anlamda öz disiplin gerekiyor, yaklaşık her yıl yeni bir veya iki projemiz oluyor. Ancak yeni üretim kadar, performansın sergilenmesi, farklı yerlerde paylaşılması da ayrıca önemli süreçler. “Görelilik Üzerine” veya “Göre” adlı performansımızın yaratım sonrası bunun için güzel bir örnek olabilir. Birçok farklı alanda, farklı versiyonlarını gerçekleştirdik ve farklı tepkiler, yorumlar, geri dönüşler oldu; bu bizi de yaptığımız ve yapacaklarımız konusunda daha çok besliyor. İlerleyen zamanlarda, yurt içi ve yurt dışında daha çok kişiye ulaşmak, üretime verdiğimiz önem kadar, sergileme sayımızı arttırmak güzel olur. Yeni kişilerle tanışmak ve çalışmak ise bizi her zaman motive eden, heyecanlandıran, öğrenmemizi pekiştiren en önemli faktör. Farklı alanlardaki sanatçılar, mühendisler, tasarımcılar… Kısaca özgür ruhlu ve grup çalışmasına açık olan kişiler ile iş birliklerimizin de artmasını umuyoruz.

Yakın zamanda sergilemeyi planladığınız çalışmalarınız var mı, okuyucularımız sizden nasıl haberdar olabilirler?

M.D.: Son performansımız “Ve Ama”yı ilk kez Salt Galata’da “Tekrar ve Döngü” etkinliği kapsamında sunduk ve aynı zamanda deneyimledik. Henüz netleşmeyen ve ama yakında netleşmesini beklediğimiz başka yer ve zamanlar da olacak yine aynı performans için. Diğer yandan bir video çalışmamız var düzenlemesi bitmiş olan: “Amorf”. Yakında onu da paylaşacağız uygun bir yer ve zamanda. Instagram ve Facebook hesaplarımızdan takip edilebiliriz. (Instagram ve Facebook: dadansofficial) Ayrıca web sitemizden de işlerimizle ilgili detaylı bilgi alınabilir: www.dadans.com

M.U.: Bunlar dışında bir de bugüne kadar yaptığımız çalışmaları ve iş birliği yaptığımız kişileri bir araya getirmeyi hedeflediğimiz bir dadans 10. yıl etkinliği üzerinde çalışıyoruz. Bunun da hazırlıkları tamamlandığında yine Facebook ve Instagram sayfalarımız üzerinden duyuracağız.

D.Y.: Bizimle iletişime geçmeye lütfen çekinmeyin, sadece performansları takip etmek için değil; birlikte üretmeye, konuşmaya da açığız.

Sayı 20
Emin Yoğurtçuoğlu Hüseyin Sandık