Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Çerkes Köyleri

16.02.2015
Sayı 8

Biliyorum ki çok ıssız ve yıkık bulacaksınız fotoğrafları. Tam da anlatmak istediğim bu çünkü. Yazları toplanıp oyunlar oynadığımız, komşu köylere düğünlere, söyleşilere gittiğimiz köylerimiz çok yalnız kışları. Karpuz tarlalarına geceleri macera olsun diye girdiğimiz amcalarımız çok daha yaşlı. Sokağın bir başında yollarını kesmeyelim diye beklediğimiz dedelerimiz öleli çok oldu. Kendi derelerini kurutan fabrikalarda çalışan çocukluk arkadaşımız ekmek mücadelesinden başka bir şey düşünemiyor şimdi.

Aslında kim olduğumuzu keşfettiğimiz, her bir yerinde çocukluğumuzu bıraktığımız, anneannelerimizi, babaannelerimizi emanet ettiğimiz toprakları çok yalnız bıraktık. Kendimizi büyük şehirlerde var etmeye çalışırken aslında en temiz, en biz halimizle var olduğumuz yerleri bir köşede öylece unuttuk.

Çerkes köyleri projesine geçen yaz başladım. Benim için en kıymetli, manevi yanı en baskın proje diyebilirim. Çocukluğum köylerde geçti ve bunun için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Köy kültürü bambaşka bir şey bence, çok kendinden şekillenen bir karakteri var. Zorluklarının yanında, fazlaca özgürlük barındırıyor içinde. Proje çok ince bir çizgideydi aslında. Bazı tepkiler de aldım şovenizm yapmayın diye. Aslında tamamen olduğu gibi bir şey. Sadece var olanı ortaya koyuyor. Başında benim yazdığım giriş yazısı dışında hepsi çok yaşlı insanların anlattığı hikayelerden ibaret. Ne varsa o.

Geçen yaz, anneannemin evinde bir süre kalmak için köye (projedeki ilk köy olan Karaçalılık köyüne) gittim. Anneannemi kaybettiğimden beri ilk kez gidebiliyordum, aslında biraz yüzleşmek gibi oldu. Orada epey vakit geçirdim. Aklımda uzun süredir buraya dair bir seri yapmak vardı fakat kaldığım günler boyunca şekil değiştirdi. Öncelikle yaşlı nüfusun çok olduğu ve çok terk edilmiş vaziyette olduğu üzerine, bir çok eksikleri olduğunu fark ettim. Daha sonra yeni nesilin bir önceki kuşaktan bile nasıl kopuk yetiştiğini fark etmek beni çok üzdü. Çünkü Çerkes köylerinin kendine has çok özel bir harmonisi vardır. Ve bilmeden anlamadan onun içinde şekillenirsiniz. Çok güçlü bir saygı unsuru vardır. Sokağın başından ilerleyen bir yaşlıyı dahi gördüğünüzde karşıdan karşıya geçmezsiniz. Bir ortama kadın veya erkek kim girerse girsin ayağa kalkarsınız. Evlerin kapısı hiç kilitli değildir, komşulara saygısızlık sayılır. Kadın ve erkek arasında değişik bir denge vardır. Karşı cinsle iç içe çok sıkı bir dostluk ve güvenle büyürsünüz.
Düğünler genelde akşam başlar ve sabaha karşı biter. Başka bir köyde ise köyün gençleri birleşip bir otobüs tutar ve tek tek evleri gezip kızların ailelerinden izin alıp onları düğünlere götürür. İzin vermemek kapıya gelen delikanlıya büyük saygısızlıktır ve hoş karşılanmaz. Bir köyde düğün veya cenaze var ise o bir evin değil bütün köyündür. Bütün köy ve gençler organize olur. Düğün öncesi köyün gençleri toplanıp, yemek servisinden, misafirleri karşılayacak komiteye, kalacak misafirlerin kalacakları eve kadar aralarında görev dağılımı yaparlar. Düğünler sabaha karşı biter ve genelde düğünden sonra sabaha kadar bir evde yahut köyün kahvesinde zexes yani toplantılar yapılır. Toplantılarda bazı oyunlar oynanır. Kaşenler (kavalye ya da flört diyebiliriz) birbirleriyle sohbet edip şakalaşırlar. Bu toplantılara büyükler karışmaz ve dahil olmaz. Kontrol etmek gençlere saygısızlık, güvensizlik göstergesi olacağı için hiç karışmazlar. Köy olmasına rağmen tarla zamanları dışında herkes birbirine saygıdan temiz ve şık giyinir. Gecelikli veya pijamalı birini evine baskın yapmadığınız sürece görmeniz mümkün değildir.

Köye bir misafir kız geldiğinde köyün erkekleri mizansen olarak birbirileriyle atışır, bir birlerine cezalar vererek, şakalar yaparak toplantılar düzenleyerek misafiri onure ederler. Aynı şey erkek misafir içinde geçerli tabi. Köylerde sınıfsal ayrımın pek farkına varamazsınız. Gösteriş ayıptır. Bütün düğünler, şenlikler aynı şekilde bahçelerde olur. Evler birbirine benzer. En büyük ayıp kadına şiddettir. En keskin ceza afarozdur. Toplum dışına itilmek yani.

Bunun gibi birçok şey. Daha sayfalarca yazabilirim tabii ama kısaca bu kadar anlatabilirim. Geçen ay üçüncü bir amaç daha eklendi projeye. Biliyorsunuz bu köyler kafkaysadan sürülmüş köyler. Ve bir çoğunun köyleri akrabaları, dedelerin mezarları Kafkasyada bulunuyor. Bir çok insan geri döndü ve orada yaşıyor. Fakat burada kalanlar hep geldikleri yerlere karşı merak ve özlem içindeler. Özellikle yaşlılar. Ve orada yaşayanlar ise Türkiye'ye yerleşmiş akrabalarını merak ediyorlar. Bandırma Belediye başkanı Dursun Mirza'nın sponsorluğu ile Kafkasyaya gittim. Daha önce yaşadığım bölgeler, babam orada yaşıyordu, mezarı orada şimdi ve erkek kardeşim orada yaşıyor. O yüzden dillere hakim olduğum için hiç zorlanmadığım çok güzel bir gezi oldu. Kendi köyümün Yani Karaçalılık köyünün ve bir kaç köyün, geldiği köy olan Penexes'i , başka bir köy Psenif'i, Türkiye’de bir kısmı Düzce’ye yerleşmiş olan Abhazya da Anhua köyünü buldum ve fotografladım. Böylece Kafkasyayla da bir köprü haline geldi proje. Buradaki köylerinde kendi fotograflarını sergilerken, geldikleri köyleri de sergileyebilecek, onlara özlem duydukları yerleri gösterebilceğim. Aynı şekildeki Kafkasyada da aynı şeyi yapacağım.

Çok yorucu ama bi o kadar keyif aldığım bazen ekonomik olarak zorlandığım ama vaz geçmediğim bir proje. Ben bu kültürde büyüdüğüm için, ve en çok buna hakim olduğum için çerkes köyleri. Ama umarım başka arkadaşlar da bu tarz çalışmalara el atar. İnanın çok mutlu olurum. Dağ tepelerindeki yörük köylerini görmeyi çok isterim mesela. Bu kadar plastik bir yaşama, kargaşaya boğulmuşken, köylülük söyleminin bir hakaret biçimine dönüşmesinden de bu kadar da rahatsızken, köylerin en büyük hazinelerden biri olduğunu ısrarla söylemekten ve projeyle gözler önüne sermekten çok büyük zevk alıyorum.
Sayı 8
VideoBox - Video Röportaj Serisi Velvele