Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Çağdaş Tanık

04.08.2017
Sayı 17

“Bir müzik, anlaşılmamak pahasına zamanın dilinden konuşmalı ve kendinden öncesini genetik hafızasında saklamalıdır.”

Röportaj: Tuğçe Asya Yaldız
asyatugceyaldiz@gmail.com

Fotoğraflar: Şener Yılmaz Aslan


Bugünün müziğini geleneksel ve modernin süzgecinde irdeleyen, genç kompozitörlerden biri Çağdaş Tanık... Onun müziğinde zamanı, kişisel dinamikleri ve süreçleri dinlerken; kendisiyle, varoluşsal sebeplerin müzikal üretiminde besteciyi konumlandırdığı yeri ve işlerinde yakaladığı realist yaklaşımla samimiyetin yönünde Türkiye’de çağdaş müziğin aldığı yol hakkında konuştuk.



Genç bir kompozitör olarak Çağdaş Tanık kimdir? Biraz kendinden ve bugünkü üretilere ulaşma serüveninden bahseder misin?

1987 yılında Niğde’de dünyaya geldim. Çocukluğumdan beri müzikle yakınlığım var. Çocukken opera korosunda söylemiştim uzun süre. Nota okumayı kendi kendime öğrendim, lisedeydim. Klasik müzik kasetlerinden bazı piyano sonatlarını kulaktan çıkarmıştım ve kendime göre bir grafikle bunları kağıtlara aktarmıştım. Sonra arkadaşlarımdan biri bu duruma dayanamayıp notalarını getirdi ve el yordamıyla bir şeyleri kavradım. Bana göre müzikal yolculuğumda en büyük mesafe aldığım aşama arkadaşımın nota getirmesinden önceki aşamadır. O aşamada dikte, duyuş, dinleme pratiği, müzik sevgisi, stil, form gibi konular hakkında farkında olmadan fikrim oldu. Çalgı çalmaya ilgim vardı hep ancak iyi bir enstrümancı olmamamla da alakalı olabilir, kafamdaki müzik daima uygulayışımdan daha ilerilere gitti ve belki de bu güdü beni üretime itti. Çalgı eğitiminde atlanacak en önemli aşamaların hayata karşı direnç kazanmadan atlanabileceğine inanıyorum. Koşulsuz kabul edilen bir öğretmen olmalı ve sorgulamadan çok çalışmalısınız. Nota öğrendikten kısa bir süre sonra, 6 ay boyunca piyano dersi alarak Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Kompozisyon Bölümü’ne kabul edildim. Ertesi yıl annemi kaybettiğim için okulu bıraktım. Sonraki yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kompozisyon Bölümü’ne kabul edildim. Burada eğitimim devam ederken, Royal Conservatory of Brussels’a kabul edildim. Bir sonraki yıl, Musik und Kunst Privatuniversität der Stadt Wien’in kompozisyon bölümüne kabul edildim ancak Almanca sertifikasını yollamadım ve eğitim için gitmedim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam ediyorum. Erasmus programı kapsamında besteci Isabel Mundry ile çalışmak için Ekim ayından itibaren Münih Konservatuvarı’na gideceğim. Benim için çok çok önemli bir deneyim olacak, oldukça heyecanlıyım.

Ürettiğin müzik için belli bir esin kaynağı söz konusu mu? Beslendiğin kaynakları bizimle paylaşır mısın?

Genellikle bir durum ya da varoluşsal sorunlardır. Bir yazı, bir film, bir ses ya da bir hikaye de olabilir, başka bir müzik de ama esinlenebilmek için önce esinlenmeye hazır olmak gerekir. Halihazırda çalışmayan birine esinlenme geleceğine inanmıyorum. Aslında esinlenmeye çok inandığım da söylenemez. Olay bizim kafamızda tüm bunların nasıl canlandığı aslında. İki ressam aynı hikayeden esinlenerek çizebilir, biri bağlantı kurar, biri kuramaz. Doğrudan mantıkla açıklanacak bir durum da değil bu. Tarihe yön veren eserlerin arkasında görünenin ya da yakıştırılanın aksine derin çalışmalar vardır ama bu çalışma doğrudan o eser üzerine olmayabilir de bazen. Yıllarca başka eserler üzerinde çalıştıysanız, bunlar yaratıcılık ve teknik anlamda size avantaj sağlayacaktır.

Peki müziklerinden etkilendiğin çağdaş müzik bestecileri kimlerdir?

Dinlediğim iyi müziklerin tamamından etkilenen birisi olarak bu soruyu cevaplamam oldukça zor. Kompozisyon anlamında samimiyetine inandığım besteciler her dönemde oldu. Son yıllarda yazı stiline yakınlık duyduğum, ilham aldığım ya da bir şeyler öğrenme gözüyle baktığım besteciler arasında Michael Jarrell, Iannis Xenakis, Luciano Berio ve Helmut Lachenmann ilk aklıma gelenler. Tabii ki bu büyük bestecilerin yarar sağladığı kadar, henüz gelişmekte olan bestecilerin eserleri de öğretici.

Doğu ve Batı ortasında bir besteci olarak kendini nereye daha yakın hissediyorsun? Doğu müziği ile yakınlık kuruyor musun?

Bir fikri metodlaştırmak ve varyasyona sokmak, günümüzde batıya mal edilir. Ben de kompozisyonlarımda bu metodlardan yararlanıyorum. Ancak içgüdüye inanıyorum. Aklıma gelen müzikal fikirler kendimi uzun süre dinlemem, iç sesime kulak vermemle ortaya çıkıyor. Bu sürecin doğudaki müzik disiplinine daha yakın olduğuna inanıyorum. Doğu müziğinin temelleri mekan, zaman ve durumun psikolojisi ile daha çok iç içedir. Çünkü doğaçlama ile daha bağlantılıdır. Ben de müziğe başlamadan önce kafamın içerisinde doğaçlamalar yapıyorum ve o zamansallıktaki değerlerini ölçüyorum, diğer bir deyişle iç sesime kulak vermeden müzik yazmıyorum. Sonra bu sayısız doğaçlama arasından kendime ve zamana en çok direnenleri seçiyorum, diğerleri yok olup gidiyor. Bu fikirleri işlerken, elimdeki malzemeye metodik bakmaya başlıyorum ve kendi müzikal fikirlerimi analiz edip üzerine yeni yapıları mantık yoluyla kuruyorum. Bu analiz ve geliştirme aşaması daha çok batı müziği disiplininde görülüyor. Doğrudan batılı olan bestecilerin bir kısmı malzemeye ve kurallara dayalı ve daha çok algoritmik giden kompozisyon anlayışı ile müzik yazıyorlar. Bu durumdaki mimari beceri ilgimi çekiyor ve teknik konulara olan düşkünlüğümden dolayı merakıma yenik düşüyorum. Ancak müzik benim için, bestecinin yalnızca mekanik olarak ilerlettiği bir süreç değildir ama mekanik ilerleme yapmanın kaçınılmaz olduğu yerlerde çekinmeden kullanılmalıdır. Gerçek hayattaki deneyimin iyi oluşabilmesi için tüm bu durumlar önemsenmelidir. Kullanılan metot ne olursa olsun, önce kendi bestecisini, sonra çağdaş müzik dinleyicisini heyecanlandırmalıdır. Kuramsal olarak sağlam olması da kesin şarttır ama tek başına yetmez.

 Sence de geleneksel ve çağdaş müzik arasında bir bağlantı var mı?

Ben daima bağlantı kuruyorum. Hiç kurulmadığını düşündüğüm çeşitli müzikler de var ancak kökten yapıldığını düşündüğümüz bir yeniliğin bile beslendiği nokta öncelikli olarak kendisinden öncesidir. Moda değişse de insanlığın zaaflarının değişmediğine inanırım. 600 yıl önceki biriyle, özellikle teknolojik olarak farklı imkanlara sahip olsak da zayıf noktalarımız hemen hemen aynı. İnsan olmanın doğasında bu zaaflarla mücadele var. Nasıl bizlerin kıyafeti değiştiyse, müziğin de kıyafeti teknolojiye bağlı olarak değişiyor ve değişecek ama bu ses dünyasının iskeletini doğru algılamak gerekiyor.

Bir müzik, anlaşılmamak pahasına zamanın dilinden konuşmalı ve kendinden öncesini genetik hafızasında saklamalıdır. Eğer değerli bir üretim ise zamana dayanır ve doğru zamanda değerini bulur. Tıpkı büyük dehaların döneminde anlaşılmaması gibi… Bizlerin amacı da sonsuz sabırla o dehaların yolundan yürümek ve ekleyebileceklerimiz varsa o zaman konuşmaktır.

Bir Türk besteci olarak ekolsüz bir ülkeden müzik yazmanın zorlukları nelerdir, kendini hangi ekole daha yakın görüyorsun?

Kendi adıma, ihtiyaç oluşursa hepsinin kullanılabileceğini düşünüyorum ancak tam adaptasyon sağlamayı hiçbir zaman düşünmedim. Yalnızca müzik gerektirirse ve orijinallik koşuluyla kullanmak isterim yani diğer bir deyişle o dili öğrenmekte sakınca görmüyorum ama kendi sözlerimi demek koşuluyla. Güncel olan müzik akımlarının manifestoları, dolaylı yoldan buradaki bestecilerin eline ulaşıyor. Tabii çok etkili savunmaları var tüm bu akımların ve ifade gücü olarak çok etkililer.

Avrupa diyoruz ama orada da bu konuya karşı tek bir tavır yok. Çok sayıda sipariş alıp çok iyi çalgı topluluklarıyla bu projeleri gerçekleştiriyorlar. İyi kayıt ortamları ve bol bol deneme yanılma şansları da mevcut. Ya da örneğin genç bir Fransız besteci, yazacağı estetiğe daha kolay karar veriyor olabilir, peki bu onu var etmeye yeter mi? Kuşkusuz çok iyi besteciler de var ama onların bu düzen içerisindeki konumlarını iyi analiz etmek lazım. Bunlar avantajlı görünen tarafları. Bir yandan da müzik sahnesinde Stravinski, Xenakis, Bartok gibi kendi ülkelerinde çok büyük bir klasik müzik geleneği olmayan ya da yeni yeni kurulmaya başlanan ama dünyadaki müziği etkilemiş büyük figürler de var. Gölgede duranın gölgesi olmaz, galiba başlangıcı buradan yapmak lazım.

Peki sence Türkiye’de sanat üretimi eskiye oranla ne durumda?

Kriteri belirlemek oldukça zor. On yıl öncesine göre çağdaş müzik bestecilerinin sayısı oldukça arttı, bu iyiye işaret. Söz konusu yalnızca müzikse, Cumhuriyet sonrası dönemde en iyi çağını yaşıyor diyebilirim ki o dönemde de oldukça önemli besteciler yaşamış. Tamamen besteci/eser sayısını düşünerek diyorum bunları ama bu iş tüm dünyada böyle. Ancak bu yeterli bir kriter de değil bir yandan. Kendine özgü müzikal bir anlayış geliştirebilmek de çok önemli. Klasik Batı Müziği açısından durum kabaca bu şekilde. Klasik Türk Müziği’nde durumun daha kötü olduğunu düşünüyorum. Yakın dönemde Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne nazariyat ve bestecilik çalışmak ve yaşayan/büyük formları öğrenmek için gittim. Eğer referanslarım doğruysa, Mevlevi Ayini gibi büyük formlar yerini şarkılara bırakmış durumda. Bu konuda bilmiş konuşmak istemem ancak tamamen popüler dünyayla iç içe geçirilmiş ve popülerleşme algısıyla müzikler yazılmaya başlanmış diye düşünüyorum. Bu durum görebildiğim gibiyse üzücüdür.

Sence çağdaş sanatın ilerlemesi için gerekli koşullar nasıl sağlanabilir?

Öncelikle bir ülkede sanatın ilerlemesi için ilk koşul devletlerin konuya doğru yerden yaklaşması ve burjuvanın entelektüel olmasıdır. Bu şartları ne kadar sağlamışsak, sanatta da o kadar iyi oluruz. Günümüzde çağdaş müziği ilerletmiş ülkelerde senfoni orkestraları gibi aynı zamanda çağdaş müzik topluluklarının da yer edindiğini görüyoruz. Bu ön koşulun bestecilere halihazırda sunulması gerektiğini ve senfoni orkestrası repertuvarlarında çağdaş müziğe daha fazla yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Senin için ideal çalışma ortamı var mıdır? Böyle bir alanı temin edebildiğine inanıyor musun?

Bu ortamı henüz yakalayabildiğimi düşünmüyorum, çünkü bu benim için sürekli değişiyor. Uzun süreçli bir çalışmaya girdiysem, ilk haftalar ve sonrası aynı ortamda mümkün olmayabiliyor. Ama nerede olursa olsun, etrafta insanlar olsa bile yalnız olmak işleri çok daha rahatlatıyor. Avrupa’da sanatta ekoller var (‘’Spektralizm’’,‘’musique concrète instrumentale’’ ya da ‘’New Complexity’’ akımlarını devam ettiren genç besteciler gibi).

Yakın dönem için ürettiğin projeler nerlerdir?

Bestelemeye henüz başladığım bir müzik var. Türkiye’nin önde gelen çağdaş müzik topluluklarından Diskant Ensemble için bir müzik yazıyorum. Bunun dışında netleştirmeye çalıştığımız çağdaş dans ve çağdaş tiyatro ile iç içe iki proje daha var.

Çok teşekkür ederiz Çağdaş, biz de ürettiklerini duymak için sabırsızlanıyoruz. Şimdiden tebrikler ve başarılar...

Ben teşekkür ederim...


Sayı 17
UrbanObscura Hüseyin Sönmezay