Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Barış Manço

17.10.2017
Sayı 18

Nick The Chopper ya da Aman Ormancı

Yazar: Asya Tuğçe Yaldız


Doğduğunuz toprakların, zamanın ve yaşadığınız hikayenin oluşturduğu kimliğin reddi mümkün değildir ancak onu bir serüven gibi görmek ve bir kahramandan öte sahiplenmek, çoğu kez adınızdan ölümsüz sıfatlarla söz ettirmeye yetecektir. 20. yüzyılda Türkiye’de ve başka başka memleketlerde yediden yetmiş yediye herkesin ölümsüz bir “abi” olarak belleğinde yer eden en önemli isimlerden biridir Barış Manço…

Onu anlatacak ve yaşatacak onlarca anı, eskizlerimiz arasında duradursun; Barış Abi’nin aramızdan ayrılmadan önce belirttiği ve planladığı gibi, onu en iyi anlatacak olan yine kendi eserleridir. Zira sanatçının en iyi ifade aracı olan “eser”, bu yüzyılda biricikliğinin de ötesinde başlı başına bir biyografik temsil, başlı başına bir “otoportre”dir.

İkinci Dünya Savaşı’nın çocukları ve kendi kuşağının bohemi içerisinde bir ifade alanı arayan pek çoğu kişinin içinde onu farklı kılan, sanatı her defasında bir iletişim aracı olarak benimsemiş oluşudur. Onun şarkıları bu bakımdan halk edebiyatının bir ürünü olarak değerlendirmeye açık ve öğreti niteliği taşıyan pek çok ifadeyle doludur. Tıpkı halk edebiyatında ozanların kullandığı mahlaslarla kendilerinden söz edişleri gibi onun şarkılarında da “Barış der ki...” gibi ifadelerle bir mesaj verme, bir iletiyi bilinçaltımıza işleme çabası görülür. Bu bağlamda çağdaş zaman türküleriyle hem kitlelere ulaşmış hem de modernleşme sürecinde aileye kadar inip kendisi de dahil her şeye yabancılaşmaya meyilli bireye “yerli” bir batılılaşma süreci yaşatmıştır.

Barış Manço dendiğinde akla gelen “Anadolu Rock” tarzı, ortaya çıkmaya başladığında bu isimle anılmasa da Anadolu ezgi ve motiflerini batılı anlamda bir altyapıyla incelikle işlemiş ve dönemin popüler kültürü içerisinde önemli bir noktaya ulaştırmıştır. Çoğu söz ve müziği kendisine ait bestelerin dışında yine aşık geleneğinin bir parçası olarak Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Neşet Ertaş gibi önemli usta isimlerin eserlerini büyük hassasiyetle incelemiş, seslendirmiş ve bunların yanında klasik tarzdaki Hamamizade Dede Efendi ve Mustafa Itrî Efendi gibi isimlerin eserlerini kendi yorumuyla dinleyicisine aktarmıştır.


illüstrasyon: Kazım Şimşek



Manço’nun eserlerinin kültür mirasımız içerisinde, öncekilerin bir taklidi olmayışı ve kendini tekrarlayan bir döngüde yer almayışı; onun yaratıcılığının bir ürünü olmakla beraber, eski temaların kendine has yorum ve eklemlenmelerle çağdaş bir anlatıya dönüşmesini sağlamıştır. 60’lı yılların Türkiye’sinde, dünyada The Beatles, John Lennon, The Holding Company (Janis Joplin), Jefferson Airplane, The Doors gibi efsaneleşmiş isimlerin rüzgarı eserken psychedelic rock müziğin de yeni bir girişimle yine Barış Manço adının temsilciliğinde ortaya çıktığı görülmektedir. Bu dönemde Erkin Koray ve Cem Karaca gibi diğer önemli isimler de ilk plaklarını yayınlamış ve ta ki arabeskin yükselişine dek halk kendini ifade biçimi olarak bu müzik kültürünün etkisi altında kalmıştır. Bu dönemin toplumsal dönüşümünde insanlar yeni şeyler duymak isterken, Anadolu Rock türünün geleneksel değerleri kaybetmeden batılı bir yenilik getiriyor oluşu, bu kültürün benimsenmesinde etkili rol oynamıştır. Dönemin sağ ya da sol fark etmeksizin değişik ideolojilerinden gelen insanlarının, kendi değerlerini dile getirişlerinde önemli bir kaynak olarak seslerini duyurmalarını sağlamıştır. Bu kültürün hem ortaya çıkışında hem de gelişmesinde en önemli isim kuşkusuz Barış Manço’dur.

1943 yılında dünyaya gelen sanatçı 99 yılında aramızdan ayrılana dek Türkiye’de denenmemiş olan pek çok ilkin temsilciliği ile efsaneleşmiş ve bugün de dahil olmak üzere, pek çoğumuzun hem müzik kültüründe hem de yaşam anlayışında unutulmaz izler bırakmıştır. Tıpkı batılılaşma dönemi ve Cumhuriyet dönemi ressamlarının yurt dışında eğitim alıp, ülkeye dönerek bu alanda çalışmalar yapıyor oluşu gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke müzisyenleri ve aydınları da çağdaşlaşma sürecinin bir çeşit gerekliliği olarak yurt dışında eğitim alarak yeni girişimlere imza atmışlardır. Bunlar içerisinde Barış Manço’nun adının duyulmasına sebebiyet veren, dünya görüşü içerisinde sanatın mutlak suretle anlaşılabilirliğini hedef alıyor oluşudur. İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, İtalyanca, Japonca gibi diller bilen sanatçı, işaret dilini de yine ulaşmak istediği dinleyicisi için kullanan ilk sanatçıdır. Bu sebeptendir ki biz onu el hareketleri ve mimikleriyle hatırlarız. Bir röportajında yirmiye yakın dil öğrendiğini dile getirirken, içlerinden en güzelinin tatlı dil olduğunu vurgulamıştır. Buradan da anlaşıldığı üzere, onun sanatsal girişimleri tıpkı adı gibi insanların ruhlarında huzur ve sevgiye dair birkaç dokunuş bırakma çabasındandır.

Yabacı dillerdeki eserlerinin de pek çoğunda, gerek müzikal gerekse edebi açıdan yerli motiflerin açığa çıktığı görülürken; aslında bunların zamanın çok ötesinde eserler olduğunu yalnızca bugün üzerinden geçen zamanla tekrar dinleyip değerlendirerek fark edebiliriz. “Trip To A Fair”, “Ride On Miranda”, “Tell Me Old Man”, “Nick the Chopper”ın yanı sıra “Bien Fair Pour Toi”, “Ce Sera Le Temps”, “La Casa Della Mamma Tulipano” gibi eserler bu değerlendirmede sözü geçen etkilerin görüldüğü eserlerden bazılarıdır. Sözlerdeki motifler ya bir öğretinin, ya epik bir hikayenin ya da tıpkı halk edebiyatımızdaki gibi efsaneleşen bir aşkın dışa vurumu iken, müzikal motiflerde Anadolu ezgilerinin yer yer alenen, yer yer ise ezgi içerisine harmanlanmış olarak ortaya çıkışı, istediği sentezin başarıyla gerçekleştiğinin bir kanıtıdır. Bugün tekrar dinlerken de Nick The Chopper’ın 2013 yılı Türkiye’sinde yeni ve siyasi bir anlam buluşu, Tell Me Old Man’in her defasında dünyevi kederlerin ötesine geçip sevgiye ve barışa dair güncel mesajlar iletiyor oluşu, hem ileri görüşlü bir dehanın hem de toplumsal farkındalığın bir ürünüdür.

Onun öğretileri, Kul Ahmet’in ceketi gibi üstümüzü örterken; bir eylem adamı olarak varlığı, büyük küçük hepimizin toplumsal değerlerinde kimlik bulmuş, sosyal davranış kalıplarımıza işlemiştir. Televizyon programlarında çocuklar için bir eğitimci misyonuna sahipken, büyükler için sınırların ötesindeki pek çok hayatın ve var oluşun tanınmasında, kültürler arası etkileşimin gerçekleşmesinde önemli yer tutmuştur. “Modern Evliya Çelebi” ya da “Barış Abi”, ne dersek diyelim bugünün üretiminde varlığı yadsınmayacak bir karakter olarak karşımızdadır. Bir süper kahramandan ziyade, yaşadığı dönemin içerisinde bir anti kahramanın ruhlarımıza böylesine güzel dokunuşu ise “Kırk yılda bir gelir Barış gibisi...” dizelerinin yalnızca bir şarkı sözünden ibaret olmadığının en güzel göstergesidir.



Sayı 18
Elif Sanem Karakoç Feriköy Ekolojik Pazar