Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Aydın Büyüktaş

14.03.2017

İstanbulu büken fotoğrafçı Aydın Büyüktaş şimdi de Amerika'yı büktü...

Tasarımcı ve fotoğrafçı Aydın Büyüktaş, sürrealist şehir manzaraları sunmaya devam ediyor. Kendisi ile daha önce İstanbul'da çektiği fotoğrafları ile ilgili bir röportaj yapmıştık. Sanatçı şimdi de Amerika'ya başka bir açıdan baktırıyor.

Büyüktaş, dron kullanarak ince hesaplamalarla çektiği fotoğrafları büyük bir titizlikle birleştiriyor ve ortaya bükük şehir manzaraları çıkıyor. Sanatçı projesini Flatland olarak adlandırıyor. Daha önce hazırladığı İstanbul fotoğraflarını buradan görebilir ve yaptığımız röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.



Röportaj: Şener Yılmaz Aslan


Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? Nasıl başladı fotoğraf serüveniniz? Ne zamandan beri fotoğrafla ilgilisiniz?

1972 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğum Ankara’da geçti ancak ilkokula başlarken Alanya’ya taşındık. Üniversite yıllarım tekrar Ankara’da geçti. Bilkent Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümünü hayallerimde yer tutmadığı için bıraktım. 2000 yılında çocukluk hayalim olan grafik, sinema, animasyon, gibi güzel sanatlar konusunda çalışmalar yapmak için İstanbul’a taşındım.  2005 yılından itibaren Sinefekt ve Makinefx gibi alanında lider post production ajanslarında çalışıp, 2008’de radikal bir şekilde verimsiz olduğunu düşündüğüm sektörde çalışmayı bıraktım. Ürettiğim karakter dünya çapında ünlenince eş zamanlı fotoğraf alanında kendimi geliştirmeye başladım. 2012 yılında bu sefer fotoğraf alanında tekrar akademik eğitim almaya karar verip Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümüne girdim.

Bir şehri, İstanbul’u eğip bükme fikri deneysel bir çalışma olarak mı başladı yoksa uzun soluklu hesaplı kitaplı bir iş mi?

2003-2004 yıllarında görsel efekt ve animasyonla ilgilenmeye başladığımda, çocukluğumdan itibaren rüyalarımda gördüğüm ve düşündüğüm gerçek üstü mekanları gerçekleştirebileceğim fikri yavaş yavaş kafamda oluşmaya başlamıştı. Çocukluğum ve ergenliğim, Isaac Asimov ve H.G. Wells gibi bilim kurgu yazarlarının bilim kurgu serilerini ve Bilim ve Teknik dergilerini okumakla geçti. Bu kitaplar; solucan delikleri, karadelikler, paralel evrenler, kütle çekimi, uzayın ve zamanın bükülmesi gibi konuları sorgulamamı sağladı. 2006 yılıydı galiba, Michio Kaku’nun “Hyperspace” kitabını okurken” Kaku, kitapta dördüncü boyuttan bahsederken Edwin Abbot ‘ın “Flatland: A Romance of Many Dimensions” kitabından örnekler kullanıyordu. 1884’de yazılmış kitabın, boyutları birbirine bağlama şekli ve boyutlar arası geçişin algılanmasındaki zorlukları basit örneklerle anlatması beni çok etkiledi. Kitabın, boyutlar arası geçiş ve ikinci boyut da üçüncü boyutu anlatma çabasıyla benim üçüncü boyutu sorgulamam örtüşmüştü. “Flatland” kitabının kahramanı “kare”yi üç boyutlu uzaydan gelen “küre”, üçüncü boyutu algılaması için yükseltirken kare, yaşadığı iki boyutlu mekanı üç boyutlu uzaydan ilk defa görüyordu. Fotoğrafta uzayı bükme fikri ve İstanbul’a bu mantıkla bakabilirim düşüncesi o anda birleşti. Projemle bu kadar örtüşen kitabın ismi ironik olarak da çalışmalara çok uygundu.

Öfkelendiğiniz bir nesneye zarar vermek istersiniz, bükmek de bir kağıdı avuçta buruşturmak gibi bir şey aslında. İstanbul’u bükme isteğinizin arkasında da şehre duyduğunuz bir öfke var mı? Ya da başka bir his, proje nasıl hislerle çıktı ortaya?

Yaşadığım kent olduğu için İstanbul. Aslında bu serideki amacım yaşadığım kentle alakalı bir duyarlılıktan öte rüyalarımın geçtiği mekanlarla ve yaratmak istediğim doku ve perspektif algısıyla alakalı.

İstanbul’a başka bir boyuttan bakmamızı sağladığınız kadar drone kullanımına da başka bir boyut getirmişsiniz. En başından sunum haline kadar hangi aşamalardan geçti bu fotoğraflar? 

Fotoğrafların çekim aşamasına geçmeden iki ay kadar planlama aşaması ile uğraştım. 3D’de şehirler oluşturdum. Sanal fotoğraf makinelerini yerleştirerek binlerce kare render aldım. Fotoğrafların çekileceği noktalar, istediğim eğim ve birleştireceğim noktaların hepsi fotoğrafı çekmeden önce en ince detayına kadar planlanmış oldu. Bu sayede çekimde her şey çözülmüş oluyor ve manipülasyon ihtiyacı kalmıyor. Hatta her şeyi o kadar ince hesapladım ki filmle çekim yapıp karanlık oda da bile basabilirim. 

Nelerden ilham alıyorsunuz, gerçek üstü mimari yapılardan oluşan bir şehir fikrini pekiştirmenizi sağlayan diğer sanat/tasarım dalları neler? 

Özellikle bilimkurgu romanlarından.

Bu fotoğrafları görüp de “Inception” filmini hatırlamamak mümkün değil. Peki sinema, müzik, resim desek en çok hangi isimler aklınıza gelir?

Görsel efekt işinde çalıştığım için 3D programlarında mekan bükme denemelerini çok daha önce görmüştüm.

Ancak Inception’da ki o sahne çok başarılıydı ve herkesin aklına kazındı. 2005’te galiba ilk denemeleri görünce direk rüyalarım aklıma geldi ama ben 3D olarak yapmayı hiç düşünmedim. Bir bilim kurgu hayranı olarak Christopher Nolan’ın tüm filmlerini çok beğeniyorum. Yönetmen olarak da Michel Gondry’i takip etmeye çalışıyorum.


En Beğenilen Portfolyolar

Maria Lax The Gummy Gue