Tasarım,
sanat ve fikir kütüphanesi

Avareler

29.05.2015
Sayı 11

Ankara sokaklarında sokak sanatı

Yazar: Kazım Şimşek


Avareler, 2011 yılında kurulan bağımsız bir sanat inisiyatifi... Özellikle Ankara’da faal olan bu ekip, çalışmalarında çoğunlukla sokağı tercih ediyor. Sokağın organik bütünlüğü içinde hareket halindeler, reflekslerini çoğu zaman buradan belirliyorlar. Belki de bu özelliklerinden dolayı olgunlaşmaları da hız kazanıyor. Bu olgunlaşma özellikle sokak sanatına özgü bir biçime sahip. Atölyede yapılan çalışmanın izleyici ile buluşacağı zamana kadar, arada katmanlar oluşturan sanat piyasasının atıl ilişkilerine değmeden, komisyoncular olmaksızın, doğrudan görünür oluyor.

Eserlerin üretilme anının güncelliği ve duygusal sıcaklığı, izleyicinin görüp alımlayacağı zamanla çakışabiliyor. Bu durum geri dönüşlerin de aynı sıcaklık içinde olmasını sağlıyor. Kendi değerlendirmesini de yine kısa bir süre içinde yapabiliyor. Yeni çalışmaların çıtası da her geçen zaman daha iddialı, daha ince düşünülmüş bir yapıya yükseliyor.



Avareler’in çalışmalarında ilgi çekici yanlardan biri de sözü doğrudan izleyiciye söylüyor olmaları. Kimi zaman yalnızca sloganvari bir sözle, kimi zaman ise resim sanatının dilini ironik bir ifadeye dönüştürerek çalışmalarını sunuyorlar. Ankara’nın yerel gündemi ile yakından ilgileniyorlar. Politik mizah türünü, özellikle Ankara’nın çok alışık olmadığı bir biçimle sunuyorlar. Fakat çalışmaları yerli izleyicinin algısını hedef alıyor. Sokakta Avareler’in çalışmalarıyla karşılaştığınızda ifade biçimlerinde sizi parmakla gösteren bir hal var gibidir. Örneğin; saz üstatlarının fotoğrafları ile ürettikleri bir çalışmanın sloganı: ‘’Ben sana blues dinleme demiyorum, sazını dinle blues’unu yine dinlersin.’’ olurken, başka bir çalışmada “Çocuklar, ‘uzun eşek’ unutmayın!” diyerek hafızaya tekrar dokunuyorlar. Ya da bir gecede şehrin trafolarını ve atıl kalmış duvarlarını pempe renge boyayarak, ezber bozan eylemlerde bulunuyorlar.

Sanat çevresinin İstanbul’a sürekli göçünün olduğu bu zaman diliminde, hatta Anadolu yakasının bile “periferi” tartışmalarına konu olmasına rağmen; tavırlarını hayıflanmayla, yakınmayla, İstanbul’a kendini gösterme gayesiyle değil, bizatihi kendi sanat ifadelerini çok daha geniş bir sanat ifadesinin karşısına koyarak varlıklarını sürdürüyorlar. Hatta anlayanına Ankara’dan bir çağrı, bir kucak açma olarak konumluyorlar. Bütün bunlar belki de Türkiye’nin tek merkezli sanat alanı sorununa da bir çare olma umudunu taşıyor.

Sayı 11
Nazım Serhat Fırat Yaşar Kemal