Library of
Design, Art and Idea

Nostaljik Tınılara Yaratıcı Bir Gönderme: My...

24.04.2020
Özel Sayı

Müziğin ilgi alanları arasında olduğu kaşif ruhlar, internetin derya deniz açıklarında mutlaka Zag Erlat ile şu isimle karşılaşmıştır: My Analog Journal. Youtube’da bir içerik üreticisi olan aynı zamanda geliştirdiği yaratıcı setler ile canlı performanslar da sergileyen Zag Erlat kendisini “Dünya müziğine meraklı, farklı kültürlerin seslerini keşfetmekten ve bunu paylaşmaktan zevk alan, plakları seven, müzik aşığı biri ” olarak ifade ediyor. Yaşamını uzun yıllardır Londra’da sürdüren fakat bu sürede sık sık İstanbul seyahatleri de organize eden My Analog Journal ile gerçekleştirdiğimiz röportaja davetlisiniz.

Röportaj: Aslı Yazan


Yaşadığımız bu sıra dışı salgın günlerinde sizin hayatınızdaki değişiklikler ne yönde oldu? Günlük rutininiz nasıl etkilendi?

Covid 19 sebebiyle neredeyse her ülkede olduğu gibi ben de evimden zorunda olmadıkça çıkmıyorum. İşim gereği normal şartlarda da evden çalıştığım için, hayatımda çok büyük bir değişiklik oldu diyemem.  Ama tabii ki, evde daraldığım zaman, dışarı çıkıp arkadaşlarla görüşmenin, parkta vakit geçirip temiz hava solumanın değerini şimdi daha çok anladığımı söyleyebilirim. Sürekli evde kalınca insanın çok fazla zamanı oluyor. İşimle ilgili çalışmalarım bittiğinde kalan zamanı daha çok müzik dinleyip, daha çok okuyarak geçiriyorum. Özellikle Nisan ayıyla beraber havalar ısındıkça, evden çıkmak insana daha da cazip geliyor. Ancak bu anormal durumun, kendimizi ve çevremizdekileri korumak adına evde kalmamızla geçeceğini unutmamak lazım. En yakın zamanda bu zor günlerin sona erip her şeyin normale döneceğini umuyorum.

Sizi ağırlıklı olarak Londrada görsek de zaman zaman İstanbulda da bulunuyorsunuz. Tam olarak nerede yaşıyor, nerede çalışıyorsunuz?

Londra’da yaşıyorum. Son 6 buçuk senedir buradayım. Londra’nın hafif doğusunda kala Shoreditch bölgesine yakın bir yerde oturuyorum. Burada freelancer olarak kendi şirketim adına müzik ve film prodüksiyonu işleri yapıyorum.

Şehirlerin müziğe, müziğin ise şehirlere ilham kaynağı olduğu yadsınamaz bir gerçek. Siz ne düşünüyorsunuz, Londra bu konuda sizin hayatınızda nasıl bir yere sahip?

Şehirlerin müzikte (ve yaratıcı her konuda) ilham kaynağı olduğu konusuna kesinlikle katılıyorum. Çevresel faktörler ve sosyal yaşantınız tabii ki çok önemli, kreatif bir iste çalışıyorsanız (gerçi her konuda geçerli) İstanbul’un yeri benim için çok ayrı tabii ki. Özellikle ilham alma konusunda. Bazen Londra’dan pılımı pırtımı toplayıp Burgazada’daki evimize yerleşmek aklımdan geçmiyor değil. Ama sanırım hala Londra’da beni tutan şeyler var, adını net olarak koymak zor olsa da bu gücün. Londra’daki huzur, belki benzer kafa yapısındaki insanlarla olan etkileşim, paylaşım ve bazen de çok farklı kafa yapısındaki insanlarla olan kreatif paylaşımlar belki de. Bilmiyorum biraz kafam karışık bu konuda. Çünkü öbür taraftan, İstanbul’a gittiğim zaman oradaki müzisyen arkadaşlarımla aldığım keyfi ve ilhamı da burada alamıyorum. Belki de cevap zaten en iyisini bulmak yerine, farklı şehirlerden aldığımız farklı tatları, ilhamları yaratıcı birer işe dönüştürmek olabilir.



Enstrüman çalabiliyor musunuz?

Evet. Ana enstrümanım gitar. Bunun yanında bas gitar, piyano ve az çok davul çalabiliyorum. Profesyonel olarak müzik yaptığım hemen her an tüm bu enstrümanları kullanıyorum.

Bize kendinizi tanıtabilir misiniz? Vinil plaklarla nasıl bir araya geldiniz?

Müzik kendimi bildim bileli hayatımın hep bir parçasıydı. Çocukken bizim evde bir plak çalar yoktu. Ama müzik hep yaşantımızın bir parçasıydı. İyi bir müzik setimiz, kasetlerimiz, CD’lerimiz hep vardı. Arabada müzik hep çalardı. Plak ve pikapla ilk tanışmam 17 yaşında oldu.
Mahallede yaşıt sayılabilecek bir arkadaşım bir şekilde kendine Dual pikap aldı. İlk kez onda görmüştüm genç birisinin plakla olan etkileşimini. Çok etkilendim tabii. Ben de almak istedim. Annem de yenisini almak yerine dedemin zamanında Japonya’dan getirdiği portatif çanta şeklinde “Sanyo” marka pikabını bana verdi. Her ne kadar arkadaşımın Dual pikabı kadar “havalı” olmasa da heyecanımı bastırmaya yetmişti. Sonraki aşama pikapta çalabileceğim bir plak edinmekti. Zira dedemde olan plaklar pek ilgimi çeken cinsten değildi. İlk gittiğim plak dükkânı Beyoğlu’ndaki Kontra Plak’tı. Oradan Arctic Monkeys’in 2006 yılında çıkarttığı Whatever People Say I Am, That's What I'm Not albümü idi. O aralar en favori grubumdu. Ama sonrasında plak hevesim çabuk geçti, dikkatim başka şeylerle dağıldı. Ergenlik tabii. Sürekli başka bir şeye ilgisi kayıyor insanın.
Bir sonraki buluşmam plak ve pikapla, 2017 senesinde Londra’da yaşayan bir başka Türk arkadaşımın üniversite projesi ile oldu. “Broken Vinyl Experiment” başlığı altında, birkaç plağı kırıp birbirine yapıştırıp, sonrasında da bu yeni oluşan plağı çalarak bir performans yaptığı bir projeydi. Ben de bu sureci filme çekiyordum. Sanırım orada zehri tekrar aldım. Beraber yaşadığım kız arkadaşım gözümdeki ışığı fark etmiş olacak ki, sen de al kendine bir turntable, hem belki ben de denerim deyince, kendimi Amazon’dan iki adet turntable sipariş ederken buldum. Sonrası zaten klasik... O gün bugündür tüm paralar plaklara!

Peki neden dijital degil de vinil, bir sebebi var mı?

Çok klasik bir cevap, ama gerçekten de doğru: fiziksel olarak o plağa dokunmak, dönerken izlemek, eskiyse kokusunu almak, nadirse peşine düşüp ona sahip olmak. Yok ilk baskısıydı, yok Japonya baskısıydı onları kovalamak, koleksiyonun yavaş yavaş büyüdüğüne tanıklık etmek, arkadaşlarınla değiş tokuş etmek, muhabbeti vs derken zaten geri dönülmez bir yola girmiş oluyorsun. Dijitalde etkileşim çok daha kısa ve yüzeysel. Ancak bu demek değildir ki dijital platformda müzik dinlenmez. Bunu savunmak da saçma olur. Zira yeni sanatçıları, müzikleri, sesleri keşfetmek için teknolojiyi ve dijital müzik platformlarından faydalanmamak anlamsız olur.




Endüstri geleneksel karıştırma stilinden MIDI orkestralarıyla miksaja doğru geçtiğinden, dinleyerek mix etme sanatı biraz geçmişte kaldı gibi ve bu bizim de hoşlandığımız bir durum değil. Sizce DJlik yaparken şarkıları karıştırmanın en iyi yolu nedir ve siz ekipmanınızı seçerken nelere dikkat ettiniz?

Tamamen kendi kişisel görüşüm bu ama; dijital mixing yaparken sanki o işin tamamen bir parçası olamıyorsun gibi geliyor bana. Zira makina senin için birçok detayı hallediyor. Bütün arşivin usb’nin bağlı olduğu ekranda önünde, tek bir tuşla tempolar aynı hale gelmiş, şarkı biterken yanıp sönen bir uyarı bile var. Ancak plak çalarken iş çok daha fazla dikkat ve konsantrasyon gerektiriyor. Bu da sizin plakla bir olmanıza sebep oluyor. Şarkıyı çok daha iyi zihninize kazımış oluyorsunuz. Her köşesinden haberdar olmuş oluyorsunuz. Velhasıl bence şarkıları karıştırmanın en iyi yolu, arşivinizdeki şarkıları çok iyi bilmek, dolayısıyla şarkıların birbirleri arasındaki ilişkiyi deşifre edebilecek hale gelmek. Pratik yapmak da çok önemli. Ben kendimi teknik olarak çok üst seviye bir DJ olarak görmüyorum. Ama her çaldığımda biraz daha iyi bir seviyeye geldiğimi hissediyorum. Ekipman konusunda çok da seçici olmadım aslında. En azından turntable ve mixer konusunda. En pahalısı ve en iyisi değil, ama en ucuzu da değil. Çünkü zamanı geldiğinde biraz daha iyisini almak mümkün. Lakin iğne konusunda iyisini ve kalitelisini seçmek de yarar var tabii. Çünkü bu seçim plaklarınızın ömrünü ciddi bir şekilde etkiliyor.

Ekipmanınız çaldığınız stile göre değişiyor mu?

Evde çalarken her çaldığım tarz için aynı ekipmanı kullanıyorum.
Başka yerlerde çalarken zaten ekipman orda ne varsa o. Ek olarak götürdüğüm ayrı bir iğne setim var.

Vinil plakları oynattığımızda analog dalga formlarını daha iyi duyarız ve bunlar aslında müziğin ayrıntılarına odaklanmamızı daha iyi sağlar ve farklı bir sese sahiptir. Peki siz genellikle dijital ortamda mı yoksa yine pikapınızda mı müzik dinlemeyi tercih ediyorsunuz?

Dijital olarak gündelik hayatta Spotify ve Youtube çok kullanıyorum. Özellikle yeni sanatçılar keşfetmek için. Çok beğendiklerim olduğu zaman plaklarını alıp, plakta dinlemek tabii ki ayrı bir zevk veriyor ve müzikle daha samimi bir ilişki kurmamı sağlıyor.

Çok geniş ve seçkin bir plak arşiviniz olduğunu görüyoruz. Bu arşivi çoğunluklu olarak nereden sağlıyorsunuz, oldukça meşakkatli ve titiz bir süreç olmalı?

Aslında adet olarak düşündüğümüzde öyle binlerce plağa sahip değilim. Özellikle beni etkileyen, özel bir duygu hissettiren albümlerin ve şarkıların plaklarını alıyorum. Ve son zamanlarda kendime bir bütçe sınırı koydum. Öbür türlü kontrolü kaybetmek mümkün. Bu da benim satın alırken daha seçici olmamı gerektiriyor.
Tek bir yer yok plaklarımı aldığım. Eğer seyahat ediyorsam o şehrin plak dükkânlarını kesinlikle ziyaret etmeye çalışıyorum. Onun dışında çevremde artık tanıdığım, bildiğim, seçkilerine güvendiğim plak dükkânları var. Özel koleksiyonerlerden bazen toplu alımlar yapıyorum. Eğer gerçekten istediğim bir plak varsa internetten de aldığım oluyor.

Mixlerinizde biraz daha etnik kökenlere indiğiniz dikkatimizi çekiyor. Toplumların genelde kendi içinde çaldığı ve eğlendiği müzikleri gün yüzüne çıkartmak istediğinizi görür gibiyiz. Mixlerinizle dinleyicilerinize aktarmak istediğiniz belirli bir tema veya hikaye var mı?

2017’de plak serüvenim tekrar başladığı zaman, İstanbul’da dedemin plak koleksiyonunu devraldım. Kısıtlı bir koleksiyondu bu, 20-30 tane plağı vardı. Benim çok ilgimi çeken plaklar değildi bunlar. Kendisi zaten elinden çıkarmak istiyordu ve ben almasam atacaktı. Ben de onun rızasını alıp o plakları Kadıköy’de bulduğum bir plak dükkânında takas etmeye karar verdim. O ara 70’ler Türk Anadolu Rock müziğine bir şekilde sarmıştım. Plak dükkânına gittiğimde dedim ki, “Elimde böyle plaklar var. Para istemiyorum, sen bunları benden al, yerine bana 70’ler Türk Rock müziğinden plaklar ver”. Tabii o zaman 1960 sonu 1970’ler boyunca üretilen Anadolu Rock ve Pop müziği plaklarının ne denli kıymetli, nadir ve dolayısıyla pahalı olduğundan çok bir haberim yoktu. Yani takas ettiğim 20 plak bana 5-6 tane 45’lik vermiş oldu. Ama zehri almama yetti. Eve gidip aldığım 45’likleri tekrar dinleyince gerçekten çok etkilendim. Bilmediğim bir dünyaya girmiştim, ama bir o kadar da tanıdık duygular hissettirmişti bu plaklar. Babam ve annem plakları duyunca, onlar başka duygulandı, çocukluklarına, gençlik zamanlarına gittiler. Buna tanıklık etmek de beni bir ayrı etkiledi. Durum öyle olunca ertesi gün ayni dükkâna gittim ve dedim ki, “Bana daha fazla Türkçe 45’lik ver ve tüm paramı al.”. Günün sonunda elimde 15-20 tane 1970’ler Türk Anadolu Rock 45’ligim oldu. Çok enteresan bir duyguyla bağlandım bu plaklara. Daha önce hissetmediğim duygular yaşatmıştı bu müzik. Ve daha çok keşfedip bu dünyaya dalmak için sabırsızlanıyordum. Ancak internette çok fazla görsel materyal olmadığını fark ettim. Özellikle YouTube üzerinde 1970’ler Türk rock müziği ile ilgili belki bir, belki iki plak seti videosu vardı. Böyle bir boşluğu fark edince Londra’ya döndüğümde dedim ki, belki ben bir video yapmalıyım ve bu plakları çalıp insanlarla paylaşmalıyım. Öyle de yaptım. Kamerayı kurdum ve aldığım plakları 1 saat boyunca çaldım. Çalarken plakların kapaklarını da kameraya gösterdim. Videoyu yayınladım sıfır beklenti ile. Bir iki hafta sonra da unuttum zaten. Zira kanalımın herhangi bir üyesi yoktu. Birkaç ay sonra telefonuma ardı ardına YouTube’dan mailler gelmeye başladı. “X kullanıcısı videonu beğendi, yorum yaptı” Şaşkındım. Bir aya kalmadan video 100 binden fazla izlenmişti. Gerçekten böyle bir ilgi beklemiyordum. Yorumlar dünyanın her yerindendi bu arada. Sadece Türkiye değil. Farklı yerlerden, farklı kültürlerden insanların, benim hissettiğim duyguları hissetmesine şahit olmak gerçekten de çok keyifliydi. Türkçe bilen insanlara nostaljik geldiği için, dili bilmeyen insanlara da bilmedikleri yeni bir şey duydukları için çekici gelmişti sanırım. Yabancı insanlar, bilmedikleri bir dille, bildikleri bir müzik turunu, yine bilmedikleri bir tarzla yorumlanmasından çok etkilenmişlerdi. Bu da benim Japon funk müziği, Brezilya rock müziği, Sovyet Rusya jazz müziği gibi farklı kültürlerin, bilinen müzik türlerini kendilerine has tarzlarıyla yorumlamasını araştırmama ve keşfetme arzusu duymama sebep oldu. Sonrasında bu keşiflerimi paylaşmanın keyfi de gerçekten bir başkaydı, hala da öyle.



Müzik trendlerini genellikle DJler yönlendirir. Bu farklı kültürlerle yaptığınız mixlerle aslında kendi trendinizi oluşturup masif bir kitleyi de peşinizden sürüklemiş görünüyorsunuz. Bu kitle için canlı performanslar da sergiliyor musunuz?

Kendimi çok trend yönlendiricisi olarak görmüyorum. çünkü aslında ben internet havuzunda çok üstüne düşülmemiş, hatta derinlerde saklı kalmış, ama gün yüzüne çıkmayı fazlasıyla hak eden sanatçıları ve eserlerini biraz daha ulaşılabilir kılmaya çalışan biri olmaya çalışıyorum. İnsanların bulduğum ve paylaştığım müziklere ilgi göstermesi tabii ki beni çok mutlu ediyor. Ben bu paylaşımları yapmadan önceki araştırmalardan çok keyif alıyorum. İnsanların da bundan keyif alıyor olması harika. Haftada bir DJ olarak performanslar yapıyorum evet.

Kendinizi diğer DJlerden ayırdığınız önemli bir unsurunuz var mıdır, varsa nedir?

Kendimi başka DJ’ler ile kıyaslamak aklıma gelmedi açıkçası. Öyle farklı bir özelliğim var mı, bilemiyorum. Dünya müziğine meraklı, farklı kültürlerin seslerini keşfetmekten ve bunu paylaşmaktan zevk alan, plakları seven, müzik aşığı biri olduğumu söyleyebilirim.

Tüm bu kayıtları oluşturmak için gün içerisindeki favori zaman diliminiz nedir? Gece çalışanlardan mısınız sabah mı?

YouTube kanalı için hazırladığım tüm videoları gün ışığında çekmeye özen gösteriyorum. Ama araştırma ve keşif aşamalarını genelde gece yapıyorum. Yani hem gece hem de sabahçıyım sanırım.

Kanalında kendi ritimlerinizi oluşturduğunuz videoları da görüyoruz. Mix oluşturmaktan mı kendi ritimlerinizi oluşturmaktan mı daha çok keyif alıyorsunuz?

İkisinin de keyfi ayrı. Eğer ekstra yaratıcı hissediyorsam plaklardan sample’ladığım şeyleri kendi müziğimle harmanlamak çok keyifli oluyor.

Video kayıtlarında da belli ayrıntıları önemsediğiniz dikkatimizi çekiyor. Parçalar belli bir düzende ilerlerken görseller de yine aynı düzende parçalara eşlik ediyor. Düzen sizin hayatınızda olmazsa olmaz bir yere mi sahip?

Gündelik hayatımda, özellikle çalışırken -takıntı boyutunda olmadan- düzen, titizlik ve disiplin severim evet. Onun dışında kanalın belli bir görsel tarzı olmasına özen göstermeye çalışıyorum. İçeriklerin belli bir bütünlüğü olması gerekiyor gibi geliyor bana.

Son olarak Türkiyeye dönmeyi düşünüyor musunuz? Burada da hatrı sayılır bir kitleniz mevcut.

Türkiye’ye dönmeyi su an için düşünmüyorum. Ama asla dönmem diyenlerden de değilim. Kim bilir, belki bir gün! Ama zaten sık sık ziyaret ediyorum. Hemen hemen ayda bir, iki ayda bir İstanbul’dayım.

Teşekkür ederiz.

Özel Sayı
Sıra Dışı Bir Sanat Deneyimine Yol... Kapak Çizerlerimize Sorduk...